şifa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şifa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2008 Pazartesi

Nezle, alerjik nezle, bademcik

Başlangıçta damak bademciğinin şişmesiyle boğazda bir tırmalanma duygusu oluşur. Sonra burun mukozası iltihaplanır ve normalin üstünde mukus(sümük) üretimi başlar. Burun mukozasının şişmesi nedeniyle burun tıkanır. Hele üstçene sinüsü ve alın sinüsü mukozaları da iltihaplandığında, tüm kafa bölgesi etki altına girer ve kişide genel bir bunalma durumu oluşur.

Başlangıç aşamasındaki nezlenin tedavisinde bazen bir kerelik güçlü bir terleme başarılı olabilir. Bebek nezlesinin belirtileri ise, yüksek ateş, halsizlik, uyku bozuklukları, burun tıkanıklığı, hapşırma ve bazen de kusmadır. Her ne olursa olsun, bebeğin sürekli temiz hava almasının sağlanması gerekir.

İsveç Şurubu: Nezlenin ilk belirtileri görüldüğünde, küçük bir pamuk parçası İsveç Şurubuyla ıslatılır, burun deliğine tutulur ve kokusu derin derin içe çekilir. Şurubun buharı kısa sürede rahatlatır. Ayrıca, koruyucu önlem olarak veya burun mukoza şişliğine ve burun akıntısına karşı, avuç içine alınan suya biraz İsveç Şurubu eklenir ve burunun köküne kadar içe çekilir. Tıkanıklık sona erer ve akıntı durur. Grip zamanlarında ise koruyucu önlem olarak, günde yarım veya bir tatlı kaşığı şurup biraz ılık suyla inceltilerek alınır.

Ev reçetesi: On dakika süreli sıcak ayak banyoları yapılır. Dayanılabilecek sıcaklıkta olan suya azar azar sıcak su eklenerek soğuması önlenir.

Mayıs papatyası: Bir yemek kaşığı dolusu çiçek, bir litre kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve bir havlunun altında papatya buharı solunur. Bu tedavinin başarılı olabilmesi için, buhar solunumunun ardından evden dışarı çıkılmamalıdır.

Soğuk algınlığı tedavisi

Isırganotu: Çok yönlü ısırgan otu bedenin savunma sistemlerini güçlendirir ve soğuk algınlığının bulaşmasına karşı önlem olarak kendini yeterince kanıtlamıştır.

Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış ısırganotu yaprağı, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Günde iki litreye yakın miktarda ısırganotu çayı rahatlıkla içilebilir. Bu amaçla demlenen çay bir termosta sıcak durumda muhafaza edilebilir.

Civanperçemi: Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış civanperçemi, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Gün boyunca 3-4 bardak taze demlenmiş civanperçemi çayı soğutulmadan yudumlanır.

Ihlamur: Yarım tatlık kaşığı ince kıyılmış ıhlamur, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 3-4 bardak taze demlenmiş ıhlamur çayı, balla tatlandırılarak elden geldiğince sıcak içilir.

Ev reçetesi: 10-15 dakikalık sıcak ayak banyoları yapılır. Su dayanılabilecek kadar sıcak olmalı ve sürekli sıcak su eklenerek soğuması önlenmelidir.

İsveç Şurubu: Soğuk algınlığında, bir kaşığa İsveç Şurubu damlatılır ve açık ağızla şurubun kokusu içe çekilir.

Civanperçemi çayına eklenerek günde 3 çay kaşığı şurup alınır. Öğünlerden yarım saat önce yarısı ve yarım saat sonra öteki yarısı içilen yarım bardak bitki çayına bir çay kaşığı şurup eklenir. Böylece, üç öğünde toplam 3 çay kaşığı İsveç Şurubu içilmiş olur.

Testis hastalıkları

Gerçek inmemiş testis nedir ?

Erkek bebekler doğmadan önce her iki testis bebeğin karın boşluğundadır. Bebek anne karnında gelişimine devam ederken testisler de torbaya inmeye başlarlar. Karın içi boşluğundan sonra kasık bölgesini geçerek doğuma yakın torbaya yerleşirler. Nadiren bu torbaya iniş doğumdan sonraki ilk 6 ay içinde de devam eder.

Tedavi yöntemleri nelerdir ?
Yaygın ve kesin tedavi yöntemi ameliyattır. Ehil ellerde ve çocuk cerrahisi uzmanlarınca yapılan ameliyatlardan sonra başarı oranı çok yüksektir. Nadiren de olsa ilaç yani hormon tedavisi uygulamak gerekir. İyi seçilmiş hastalarda kullanıldığında hem yan etkisi olmaz hem de zaman zaman ameliyatsız başarı sağlanır. Ancak hormon tedavisi ancak tecrübeli uzmanlarca kullanılması gereken ve başarı şansı düşük, yan etki ihtimali büyük bir tedavi şeklidir.

Kepekli saçlar

Durulama Suları – Hızlı ve Etkili

Yıkamadan sonraki durulama suları, özellikle yağlı ve kepekli saçlarda mucizeler yaratabilir. Kuru veya kaşıntılı kafa derisi de, bitkisel katkılı durulamalarla veya elma sirkesi ile rahatlatılabilir. Durulamalar, yıkanmadan sonra uygulanır ve saçlar artık başka bir biçimde yıkanmaz.

-Sirke durulaması, parlaklık ve esneklik kazandırıcı

1 yemek kaşığıelma sirkesi ve 5 damla hintyağı, 1-2 litre sıcak suyakarıştırılır. Saçlar bu suyla durulanır ve kafa derisine masaj yapılır.

-Limon durulaması, yağlı saçlar için

1 limonun ince rendelenmiş kabuğu ve 1 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış ıhlamur, yarım litre soğuk suya eklenir ve kaynama derecesine kadar ısıtıldıktan sonra 10 dakika demlenmeye bırakılır ve süzülür. 8 limonun suyu ilebirlikte, hepsi bir şişeye veya kavanoza aktarılır ve çalkalanarak 2 gün bekletilir. Saçlar yıkandıktan sonra, 1 litre ılık durulama suyuna, şişedeki sıvının 1/8bölümü eklenir ve durulama yapılır.

-Isırgan otu durulaması, kafa kaşıntısına karşı

¼ litre elma sirkesi kaynama derecesine kadar ısıtılır (ama kaynatılmaz) ve içine bir avuç dolusu ince kıyılmış ısırganotu yaprağı eklenir ve soğuyana kadar demlendikten sonra süzülür. Saçlar durulanırken kafa derisine de masaj yapılır.

Hastalık belirtileri

Vücudunuz uyum içinde işleyen bir makina gibidir. Bu makinanın bir yerinde problem çıktığında hemen uyarı sinyalleri gönderir. Bu sinyaller önemsiz olabilecekleri gibi önemli problemlerinin ilk belirtisi de olabilirler. Gereksiz yere saplantılara kapılıp hastalık hastası konumuna düşmemekte fayda var. Ancak sağlınızı önemsemeyerek onu tehlikeye atmanın da bir anlamı yok. En iyisi hastalık hastasıyla vurdumduymaz arasında bir yerlerde olmak. Bunun için aşağıdaki belirtileri dikkate alın. Ama doktorunuza danışmadan da gereksiz yere telaşa kapılmayın.

Saçlardaki aşırı dökülme Saçlarınıza gereken özeni göstermemiş olabilirsiniz. Ateşli bir hastalıktan sonra da bir süre saçlarınız dökülebilir. Hamilelik, doğum ve doğumu izleyen 6-10 hafta içinde de saçların dökülmesi doğaldır. Ayrıca uzun zamandır hormon tedavisi görüyorsanız, çeşitli ilaçlar kullanıyorsunuz ya da rejim yapıyorsanız dökülebilir. Çok büyük bir üzüntü ya da şok geçirdiniz zaman da dökülebilir.
Bütün bu hallerde saçlarınızın dökülmesi doğal sayılabilir
Ancak saçlarınız:
Genel bir sağlıksızlık belirtisi olarak
Vücudunuzdaki bir enfeksiyon (iltihabi hastalık) belirtisi olarak
Ya da tiroid bezlerinin aşırı çalıştığını gösteren bir belirti olarak da dökülebilir.

Birden adetten kesilme
Tabi ki ilk akla gelen hamilelik olasılığıdır. Ancak hamilelik dışında overlerinizle ilgili bir problem de olabilir.
Ayrıca:
Eğer 40 yaş dolaylarındaysanız, ailenizde erken menapoz görüldüyse sizde de bir menapoz öncesi belirti olabilir.
Normal adet seyrini düzenleyen sinir sisteminin psikolojik bir etkenden çalışmaması sonucu overlerin görevlerini yapmamaları, bir şok, aşırı bir üzüntü, heyecan sonucu kendini göseten geçici bir duraklama da yaratabilir.
Doğum kontrol hapları ya da başka ilaçların kullanımı sonucu ortaya çıkabilir.
İklim değiştirmek, yolculuğa çıkmak gibi nedenlerin getirdiği zararsız bir belirti de olabilir.

Yataktan yorgun ve halsiz kalkma
Uykusuz geçirdiğiniz bir geceye ya da aşırı yorgunluğa bağlı değilse bu bitkinlik;
Alçak tansiyon ya da değişken bir tansiyona bağlı olabilir.
Kanda şeker azlığından meydana gelebilir.
Kansızlığı bağlı olabilir.
Bir depresyonun eşiğinde olabilirsiniz.

Tırnaklardaki ani renk ve şekil değişiklikleri
Tırnaklar, sağlığınızın en önemli sinyallerini verebelirler. Bu nedenle dikkat etmek gerekir.
Mavimtrak bir renk alıyorsa kalp ve dolaşım bozukluklarını ya da akciğer yetmezliğine bağlı hastalıklardan kaynaklanıyor olabilir.
Sararıyor, kahverengileşiyor sertleşiyorsa, bağırsak ya da karciğer hastalıkları olabir. Sarılık gibi hastalıkların ilk işaretlerindendir bu durum ama tabii başka belirtilerin yanında.
Mavilelşmenin yanında bombelişiyorsa tırnaklarınız, göğüs kısmınızla ilgili bir probleminiz olabilir. Kalbiniz ya akciğerleriniz ya da bronşlarınızda bir rahatsızlık olabilir. Triroid bezlerinin iyi işlememesi de bu şekilde sinyaller verebilir.
Çukurlaşıyor, soluklaşıyorsa anemi, iyi beslenmeme, demir eksikliğini gösterirler.
Kuruyup kırılıyor, sertleşiyorlarsa tiroid eksikliğinin belirtisi olabilir.
Üzerlerinde derin çizgiler oluşuyorsa iyi beslenmediğinizin işaretidir. Aynı zamanda yaşlanmanın ve bazı deri hastalıklarının da belirtisi olabilir bu çizgiler.

Ses kısıklığı
Ses kısıklığı üç-dört haftadan beri devam ediyorsa, bir boğaz enfeksiyonundan başka nedenleri olabilir; bu duruma önem vermelisiniz.
Albümininiz yükselmiş olabir. İdrar tahlili yaptırmanızda fayda var.
Burun, bronş ya da boğazla ilgili bir alerjiye bağlı belirtilerden biridir. Tozlara, sigara dumanına karşı aşırı hassasiyetten doğabilir.
Kronik bir sinüzit belirtisi olabilir.
Hazım yollarıyla ilgili hastalıkların özellikle gut hastalığnın işaretlerinden biri olabilir.
Çok fazla içki ve sigara içenlerde görülen tahrişlere bağlı boğaz rahatsızlıklarından biridir.
Ses telleri üzerinde meydana gelmiş polip, kist, papiyom ya da yaraların, bir nezle ya da virüs yüzünden meydana çıkabilecek nodüllerin işaretidir.
Daha ender olmakla beraber lovrenks kanserinin ilk işaretlerindendir. Bu devrede larenks kanseri kolaylıkla tedavi edilebilir

Plastik cerrahi

Bilim ve sanatın mükemmellik arayışında buluşma noktası olan estetik cerrahi, kusurların giderilmesinde mucizeler yaratıyor. İstatistiklere göre her yıl milyonlarca kişi, güzelleşmek için estetik ameliyat oluyor. Bunlardan bir kısmı büyük, bir kısmı daha küçük değişiklikler talep ediyor. Uzun süre sadece kadınlara hitap ettiği düşünülen estetik cerrahi, olumlu sonuçları ve avantajlarıyla erkekleri de giderek artan bir oranda kendisine çekiyor. Örneğin burun ameliyatı talep eden erkeklerin sayısı giderek kadınlarınkine yaklaşıyor. Dahası erkekler de artık kadınlar gibi yağlarından kurtulmak istiyor.

Estetik neler vaat ediyor?
* Burun şeklini güzelleştirme
* Göğüs büyütme, küçültme ve dikleştirme
* Karın germe
* Liposuction (yağların alınması)
* Alın germe
* Kaş kaldırma
* Göz kapaklarının gerilmesi, torbaların alınması
* Yüz germe
* Boyun germe gıdı alma
* Dudak kalınlaştırma
* Yüzdeki çizgilere yağ veya doku kokteyli enjeksiyonu
* Yüz “peeling”i (soyma)
* Lazerle yüzdeki kırışlık ve lekelerin tedavisi
* Saç ekme

16 Şubat 2008 Cumartesi

Ruh sağlığı nedir, ruh ve sinir hastalıkları

Ruh Sağlığı Nedir?
Sağlık, bedensel, ruhsal ve toplumsal iyilik hali olarak tanımlanır. Bu çok genel tanımdır. Her belirti bir hastalık değildir, eger her belirtiyi bir hastalık olarak düşünecek olursak hiç kimsenin sağlıklı olduğunu
söyleyemeyiz.

Ruh sağlığının tanımını yapmak daha güçtür. Ruh sağlığı, kişinin kendisi ve diğer insanlarla uyum ve denge içinde olmasıdır. Bu uyum kati kurallara bagli olmayip degiskenlik ve belli ölçülerde esneklik tasir. Hemen akla ruh sagligi yerinde olan bir kisi ne gibi özellikler tasir sorusu gelir.

Depresyon belirtileri, manik depresyon

Depresyon depresif bozukluk , riskler aile hikayesi

Depresyon, can sıkıntısı, huzursuzluk, hayatın günlük akışındaki iniş çıkışlardan farklı bir rahatsızlık. Bunalmışlık duygusu, diğer belirtilerle birlikte birkaç haftadan uzun sürüyorsa, depresyon sözkonusu olabiliyor. Depresyon kişiyi etkisi altına alan ciddi bir sağlık sorun sayılıyor. Bu rahatsızlık, duyguların yanısıra davranış biçimi, vücut sağlığını, dış görünüşü, okuldaki başarıyı, ve günlük hayatın gerektirdiği seçimler ve baskılarla başa çıkabilme yeteneğini etkiliyor.

Sebepleri neler?
Depresyona sebep olan faktörlerin tamamı henüz bilinmiyor. Ancak çeşitli biyolojik ve duygusal faktörlerin bir insanda depresif bir bozukluk gelişmesine neden olduğu biliniyor. Son on yılda yapılan araştırmalar, kalıtımın depresyonda rolü olduğunu gösteriyor. Kimi ailelerde depresyon daha yaygın olabiliyor.

Duygusal zeka nedir

Duygusal zeka EQ kalıtsal özellikler

Hayat yüksek zekalı ama başarısız insanlarla doludur. Bu kişiler zekaları yüksek olmasına rağmen, gerektiği yerde gerektiği gibi davranmamış ve hayatta kaybetmişlerdir. Örneğin, zekalarını sadece toplumu yermek için kullanmış veya her şeyi küçümsediklerinden ya da basit gördüklerinden, uğraşmaya değer bulmamışlar, böylece sıradan insanların vardıkları beceri ve başarı düzeyine ulaşamamışlardır. İnsanlarla iyi ilişki kuramamışlar, belirli bir hedefe doğru gidememişlerdir. Tembelliklerini yenememiş veya zekalarını kötü amaçlar ve uğraşlar için kullanmışlardır. Zeka bir güçtür, kullanılmaz ya da iyi bir amaç için kullanılmazsa, hiç bir işe yaramaz ya da sadece yıkıcı olur.

Hayatta başarılı olmak için zeki olmak yetmez, duygusal zekanın da yüksek olması gerekir. Duygusal zeka son yıllarda yeni bir kavram olarak ileri sürülmüş olmakla beraber, eskiden beri bilinen akıllı ve uyumlu davranış özelliklerinden başka bir şey değildir.

İnsanlarla iyi iletişim kurmak, ne zaman ne yapacağını bilmek, fırsatları iyi değerlendirmek, belirli olumlu bir amaca doğru ilerleyebilmek, kararlı olmak, gelip geçici esintilerden etkilenmemek gibi nitelik ve becerileri içerir.

Duygusal zekanın belli başlı özellikleri şunlardır:

· Kendini tanıma: Duygusal zekası yüksek olan kişi, duygu ve düşüncelerinin, tercihlerinin, eğilimlerinin, zayıf ve kuvvetli yanlarının farkındadır. Yeteneklerini, eğitimin ona sağladığı donanımı bilir. Bunlara dayanarak kararlar alır, kendine hedefler seçer, yani seçimleri ve amaçları kendiyle ilgili gerçeklerle uyumludur.

· Duygularını kontrol edebilme: Anlık başarılardan, hazlardan uzak durmayı bilir. Sonradan pişman olacağı duygu patlamalarına kapılmaz, gereksiz atılganlıklar yapmaz. Karamsar ya da endişeli duygulara kapılmaz, bunların kendisini yapmayı planladığı işerden uzaklaştırmasına izin vermez. Bunları yatıştırmak ve özümsemek için bir yol bulabilir. Düşüncelerini ve eylemlerini belirli bir hedefe odaklayabilir.

· Kendiliğinden güdülenme: Kendi hedeflerini kendisi belirler, başkalarının zorlaması olmaksızın, bunları gerçekleştirmek için tüm çabasını ve yeteneklerini ortaya koyar, hedefine kilitlenebilir, bundan heyecan ve zevk duyar. Hedeflerin peşinden giderken geçici hazlarını erteleyebilir. Bir sınava girerken ya da bir çalışmayı yürütürken, heyecanını başarıyı artıracak şekilde kullanabilir. Başarısızlığa uğradığında umut ve iyimserliğini korur, yeniden deneyebilir.
· Başkalarının duygularını paylaşma: Diğerlerinin hissettiklerine karşı duyarlıdır. Kendini onların yerine koyabilir. Böylece karşı tarafın duygularını kavrar ve derinliği olan, uyumlu bireysel ilişkiler geliştirebilir.

· Toplumsal etkinlik: Kişiler arası çatışmaları çözmekte başarılıdır. Bir ilişkinin ve grubun nabzını tutar. Dile getirilmemiş paylaşılan duyguları ifade edebilir. Bir grubun organizasyonunda liderlik nitelikleri sergiler ve kişiler bunu doğallıkla kabul eder.

Duygusal zeka kalıtsal özellikler, çocukluk deneyimleri ve öğrenme sonucu oluşur. Bir diğer deyişle, duygusal zekayla ilgili becerilerin çoğu öğrenme ve alıştırmayla geliştirilebilir. İleri yaşlarda davranış kalıplarının değiştirilmesi zor ya da imkansızdır. Mümkün olsa bile, kişi becerilerini kullanacağı alanı ve zamanı yitirmiştir. Buna karşılık çocukluk ve ilk gençlikte kazanılan tepki biçimleri ve beceriler yaşam boyu sürer, bu nedenle duygusal zekanın geliştirilmesi en iyi fırsatın çocuklu dönemi olduğu söylenebilir.

Bayılma, şeker hastalığı, kalp krizi, sara, felç

ilk yardım gerektiren durumlar ve hastalıklar

Bayılma
Diyabetes Mellitus (şeker hastalığı)
Epilepsi (sara)
Kalp Krizi
Felç

Bayılma
Aniden ortaya çıkan dolaşım yetmezliğine bağlı olarak, beynin kısa süreli kansız kalması sonucu görülen geçici bilinç kaybıdır. Nedeni; açlık, kan basıncının düşmesi, beklenmedik bir olay veya herhangi bir şeyle karşılaşma, aşırı sevinç ya da üzüntü, uzun süre havasız ve kapalı ortamda bulunma vb, olabilir.
İlkyardım:
* Kişi, hemen sırt üstü yatırılarak ayakları yükseğe kaldırılır (şok pozisyonu verilir ),
* Sıkı giysiler gevşetilir, kapalı ortamdaysa açık havaya çıkarılır,
* Yüzüne su serpilebilir, bu uyarı sonucunda kişi daha çabuk kendine gelir,
* Uyarıcı olarak hoş olan (kolonya) veya hoş olmayan (soğan kokusu vb ) kokular
koklatılabilir,
*Kişi kendine geldiğinde hemen ayağa kaldırılırsa yine bayılacağı için önce oturtulur.
İçecek bir şeyler verilir (açlıktan bayılmışsa şekerli içecekler, tansiyon düşüklüğü
veya aşırı sıcak ve terleme söz konusu ise tuzlu ayran tercih edilmelidir).
*Eğer 5 dakikaya kadar kişi halen kendine gelmemişse mutlaka hastaneye götürülmelidir.

Obezler iktidarsızlığa daha yatkın

Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Üroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melih Çulha, sağlıksız beslenmenin yol açtığı şişmanlamanın modernleşmeyle birlikte arttığını, dünyanın en büyük ‘’salgın hastalığı” haline geldiğini söyledi.

Prof. Dr. Çulha, obezitenin kadın ve erkekte cinsel fonksiyonu çeşitli yönlerden olumsuz etkileyebileceğini, obez erkeklerde erkeklik hormonu testosteronun, artan yağ dokusunda enzimlerin de etkisiyle hızla kadınlık hormonu östrojene dönüştüğünü belirterek, ”Bu durumda, azalan testosteron ve artan östrojen birçok sorunu beraberinde getirir” dedi.

Bu sorunların cinsel istek ve ereksiyon kalitesi ile sıklığının azalması, fiziksel güç kaybı, unutkanlık, halsizlik olduğunu ifade eden Prof. Dr. Çulha, şunları söyledi:

”Obezite nedeniyle artan östrojen yağlanmayı da tetikleyerek durumu bir kısır döngüye çevirebilir. Şişmanlık nedeniyle meydana gelen bu olumsuz gelişmeler tüm aşırı kilolu erkeklerde aynı anda ortaya çıkmayabilir. Ancak yapılan araştırmalar iktidarsızlığın obezlerde diğer kişilere göre çok daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Yani kilo arttıkça iktidarsızlık da artmaktadır.”

Egzersiz yapmama, kilo alma ve hareketsiz yaşantının vücudu iktidarsızlığa hazırlayan faktörler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çulha ”Bütün bu faktörler vücudun şeker ve yağ dengesinin de bozulmasına yol açıp sorunu büyütebilir. Bu olumsuzluklara rağmen obezite sorunu, vücudu etkilemeden şeker ve yağ dengesi korunarak çözüme kavuşturulduğu taktirde kişi eski sağlıklı günlerine geri dönebilir” diye konuştu.

Atkı kullanmak kalbe iyi geliyor

ADANA (İHA) - Soğuk havalarda balıkçı yaka kazak giyilmesi ve kalın atkı kullanılmasının, boyundaki damarların dolaşımının yavaşlamasını önleyerek yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları ile uykusuzluğun hafifletilmesine yardımcı olduğu bildirildi.

Kış mevsiminde boyun ve bel omurgalarından şikayet edenlerin sayısında artış olduğunu belirten uzmanlar, boyun omurgası hastalığının aslında insanın yaşam ve çalışma alışkanlıklarından kaynaklanan bir hastalık olduğunu ifade etti. Hastalığa daha çok boyun omurgasının üşümesinin neden olduğuna dikkat çeken uzmanlar şu önerilerde bulundu:

“Kış mevsiminde balıkçı yaka kazak giyin, kalın atkı kullanın. Boynun sıcak tutulması, boyun yorgunluğunu hafifletmesinin yanı sıra, boyundaki damarların soğuktan dolayı kısılmasının yol açtığı beyindeki kan dolaşımının yavaşlamasını önler, yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları ile uykusuzluğun hafifletilmesine yardımcı olur. Ofiste çalışanlar bazen saatler boyunca bilgisayar başında oturuyor ve aynı pozisyonda bilgisayar kullanıyor; eve dönünce de yumuşak koltuklarda saatlerce televizyon
seyrediyor. Bunlar da boyun ve bel ağrılarına yol açıyor. Bilgisayarla çalışanlar ve televizyon seyredenler, gergin kasları gevşetmek için saat başı kalkıp koridorlarda dolaşmalılar.”

Uygun bir yastığın, boyun omurgasındaki normal eğilmeyi koruyacağına da dikkat çeken uzmanlar, yüksekliği 10 santimetreye kadar olan ve gerekli sertlikte ve esneklikte bir yastık tercih edilmesi gerektiğini bildirdi.

Erkeklerin korkulu rüyası: Anevrizma

60 yaşın üzerinde, özellikle sigara kullanan ve hipertansiyonu olan erkeklerin yüzde 6’sından fazlasında ‘Anevrizma’ görüldüğünü belirten Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi Damar Cerrahisi Bölümü’nden Dr. Cihangir Çelik, ‘Anevrizma’nın vücudun en büyük damarı olan ‘aortun balonlaşması’ anlamına geldiğini açıkladı. ‘Anevrizma’nın ağırlıklı olarak karın bölgesinde, böbrek damarlarının çıkışından sonra görüldüğünü ifade eden Dr. Cihangir Çelik, hastalığın hiçbir bulgu göstermemesi nedeni ile ani ölümlere yol açabileceğini vurguladı.

Balonlaşan aortun çapının 5 santimi geçmesi halinde, damarda patlama (rüptür) riski oluştuğuna dikkat çeken Dr. Cihangir Çelik, hayatî derecede öneme sahip risk hakkında şunları ifade etti:

“Balonlaşan aortun çap büyüklüğü arttıkça, patlama riski de artar, dolayısı ile hastalar ani ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir. Yapılan istatistiksel araştırmalara göre; aort damarında patlama gerçekleşen hastaların yüzde 50′den fazlası, hastaneye yetiştirilemeden hayatlarını kaybetmekte; acil olarak, hastaneye yetiştirilebilen hastaların ise ancak yüzde 50’si kurtulabilmektedir.”

Fizik muayene ve ultrason yöntemi ile hastalığın tanısının kolaylıkla konulabildiğini dile getiren Dr. Cihangir Çelik, ‘Anevrizma’nın tedavisinde, erken tanının çok önemli bir role sahip olduğunun altını çizdi. Dr. Cihangir Çelik, risk faktörleri taşıyan 60 yaşın üzerinde özellikle de sigara içen ve hipertansiyonu olan erkeklerin en az bir kez ultrason yaptırmalarını önererek, “Anevrizma yoksa 5 yıl sonra ultrason tekrarlanmalıdır” dedi.

‘Anevrizma’ tedavisinde, açık ameliyat ve endovasküler (damar içine girilerek yapılan müdahale) yönteminin uygulandığını açıklayan Dr. Cihangir Çelik, endovasküler yöntem ile tedavi edilen hastaların 48 saat süre ile hastanede kalıp, 1 hafta içerisinde de günlük yaşam aktivitelerine dönebileceklerini belirterek, açık ameliyat ile tedavi olan hastaların ise 5 ila 7 gün boyunca hastanede kalıp, 2 hafta içerisinde günlük yaşam aktivitelerine dönebileceklerini söyledi. Dr. Cihangir Çelik, her iki tedavi
yönteminde komplikasyon risklerinin son derece az olduğuna da dikkat çekerek, anevrizma tanısı konulan hastaların, yakın takip ve tedavi ile normal yaşantılarını sürdürebildiklerini vurguladı.

Geniz eti, bademcikten tehlikeli

Aileler tarafından çok iyi bilinmeyen geniz eti büyümesi, çocuklarda yaygın bilinen bademcikten daha ciddi sorunlara yol açabiliyor. Nişantaşı KBB Merkezi’nden Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, geniz etinin uykuda solunum durmaları, kulak iltihapları, çocuk sinüzitleri, yüz ve diş gelişme bozuklukları gibi hastalıklara neden olabildiğini söyleyerek “Geniz eti iltahaplarını önemli bir sorun haline getiren ise bademcik iltihaplarında olduğu kadar tanının kolay konulamaması” dedi.

Halk arasında geniz eti olarak bilenen “adenoid” dokusu ile ilgili büyüme ve iltahaplanma sorunları özellikle 3 ile 7 yaş arasındaki çocuklarda daha sık görülüyor. Büyüyerek burun boşluğunu arkadan tıkayan geniz eti sorunları genellikle kendisini inatçı burun tıkanıklığı, ağzın sürekli açık kalması ve horlama gibi belirtilerle gösteriyor.

Geniz etinin bademcikten daha tehlikeli olduğunu belirten Nişantaşı KBB Merkezi’nden Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, “Geniz eti tıpkı bademcikler gibi vücudun bağışıklık sisteminin bir parçasıdır ve dokusu da aslında aynı bademcik gibi lenf yapısındadır. Üst solunum yolunun savunmasında rol oynayan geniz etinin bademcikten en önemli farkı çok büyük olması halinde çocuk burun boşluğunu tıkamasıdır. Ancak her burun tıkanıklığı da geniz etine bağlı değildir.Endoskopik muayene ile ayırıcı tanı yapmak gerekir .” dedi

Kas Yaralanmaları

Kemiklerimize bağlanarak eklem üzerinden hareketi sağlayan, kendi kendine uzayıp kısalabilme özelliği olan yegane dokulardır. Çok fazla sayıda kas iplikçiklerinden oluşan bir halat gibi düşünebileceğimiz kaslarımız, belli bir kuvvete kadar esneyebilme ve yük taşıyabilme özelliğine sahiptir.
Çeşitli şekillerde bu yükten fazlasına maruz kalan kaslarımız içinde, bu iplikçikler ve/veya onların oluşturduğu liflerde yırtılmalar olabilir. Bu zorlanmalar sonucunda bazen bütünlüğü bozulabilir ki daha çok yırtık diye adlandırırız. Kimi zaman da bütünlüğü bozulmayan, bir kumaş parçasının gerilerek gözeneklerinin açılması gibi yaralanmalar oluşabilir. Buna da kas zorlanması ismini kullanabiliriz. Bu yaralanmalar yine kanama, ağrı ve şişlik oluşturabilir.

NASIL ANLAYABİLİRİZ:
Herhangi bir yüksek enerjili ani hareket sonucunda, (aniden koşuya başlamak, aniden duruş, dönüş vs.) şiddetli bir acı, kimi zaman elektrik çarpması hissi ya da iğnelenme şeklinde yanma hissi ile birlikte farkedilir. İleri derecede kas yaralanmalarında hareket çok şiddetli ağrılı olabilir.
Yapmamız gereken; doğru “ilk müdahale” ve ağrısız bir şekilde istirahattir. Arkasından uygun sağlık kuruluşuna baş vurup doğru tedavi planlamasıdır.Kas yaralanmalarının rehabilitasyonunda temel amaç iyileşme sırasında oluşan sert skar dokusunun (kaynak doku gibi düşünülebilir) mümkün olduğunca küçük ve olabildiğince esnek olarak kalmasını sağlamaktır. Böylelikle kas, hareket sırasında normal uzunluğuna ulaşabilir.
Yine ayrıca kaybedilen kas kuvvetinin yerine konması da rehabilitasyonun önemli aşamalarında bir diğeridir. İyileşme süreleri de yaralanma şiddetine, vücudun iyileştirme gücüne ve fizyoterapinin- rehabilitasyonun kalitesine bağlıdır.

13 Şubat 2008 Çarşamba

Sonradan kazanılan hiç bir hastalık şifasız değil

Koruyucu ve önleyici tıbbın toplumsal önemi’ konulu konferansa konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu, koruyucu tıbbın ulusal bilince dönüştürülmesi gerektiğini söyledi.

Hastalıkların toplumlar üzerindeki olumsuz etkilerinden ve yapılan harcama boyutlarından örnekler veren Prof. Dr. Saraçoğlu, “Sonradan kazanılan hastalıkların tümü önlenebilir hastalıklardır. İlkokuldan üniversite sonuna kadar önleyici tıbbın eğitimini vermek zorundayız. Ulusal bir hareket olarak bunu benimsemek zorundayız.” dedi.

Tarihi süreç içerisinde milletlerin yok olmasına neden olan hastalık zincirlerinden bahsederek, konunun toplumsal boyutunu gözler önüne seren Prof. Dr. Saraçoğlu, Roma İmparatorluğu’nun en önemli çöküş nedeninin, bilinçsizce kurşun kap ve kupalardan yemek yenilmesi olduğunu çarpıcı bir örnekle aktardı.

Saraçoğlu, “Basit bir konunun bilinçsizce uygulanmasının bir imparatorluğun çöküşünde ana neden olarak karşımıza çıkması, konunun önemini ortaya sermektedir. O dönemde Roma İmparatorluğu’nda kurşun kaplardan yemek yeyip, kurşun kuyalardan içki içmek önemli bir zenginlik ve güç göstergesiydi. Devlet yönetiminde olan tüm varlıklı insanlar genç yaşlarda kurşunun yol açtığı hastalıklar nedeniyle ölüp gitti, bu yüzden de imparatorluğun yönetim kademesinde telafisi mümkün olmayan boşluklar oluştu.” sözleriyle gözler önüne serdi.

‘Bozulan dengenin bedeli çok ağır ödenir’

Dünyada her şeyin bir denge üzerine kurulu bulunduğunun altını çizen Prof. Dr. Adnan Saraçoğlu, bozulan dengenin bedelinin çok ağır olduğunu kaydettiği konuşmasında, doğanın bozulan denge karşısında yeni ve farklı dengeler kurduğunu bildirdi. Bulaşıcı hastalıkların tarihsel seyri ve yok ettiği toplumlarla ilgili bilgilere işaret eden Saraçoğlu, öncelikle doğanın dengesine saygı gösterilmesi ve bozulmamasına dikkat edilmesi gerektiğini öğütledi.

‘Sonradan kazanılan tüm hastalıklar önlenebilir’

Dünyada sonradan kazanılan hiç bir hastalığın şifasız olmadığının altını çizen Prof. Dr. Adnan Saraçoğlu, sonradan kazanılan tüm hastalıkların önlenebilir hastalıklar olduğunu vurguladı. “Bir hastalığa yakalanmadan önceki tedavi ile yakalandıktan sonraki tedavi çok farklı şeylerdir.” diyen Saraçoğlu, Türkiye’de toplam 2 milyon 100 bin Hepatit hastası olduğunu belirterek, her bir hasta için tedavi giderinin 52 bin dolar olduğunu, milyarlarca dolara ulaşan bu tedavi giderinin sadece Hepatit hastaları için harcanacağı düşünüldüğünde Türkiye ekonomisinin buna imkanının olmadığının açık olarak görüleceğini söyledi. Önleyici tedbirlerle hastalıktan korunmanın hem ekonomik olarak, hem de toplumumuzun geleceği açısından çok önemli olduğuna değinen Saraçoğlu, “Hastane kapılarında uzayıp giden kuyruklar kader değil, cehaletin acı sonuçlarıdır. Koruyucu tıp eğitimi vermek devletin borcu, bu eğitimi almak ta vatandaşlık görevi olmalıdır.” dedi.

‘Genç nüfusumuz kaosa sürükleniyor’

Önleyici sağlık hizmetlerinin bilinçli olarak bu toplumdan uzaklıştırılmaya çalışıldığını dile getiren Prof. Dr. Adnan Saraçoğlu, ileri yaş hastalıklarının genç hastalığı, genç hastalıklarının ise çocuk hastalığı pozisyonuna geldiğinin altını çizerek, “Gerekli tedbirler alınmazsa ve toplumumuz bu konuda bilinçlendirilmezse, sürekli öğündüğümüz genç nüfusuzumu ileride büyük kaoslar beklemektedir. Tehlikenin farkında olmalıyız ve buna göre çareler üretmeliyiz.” diye konuştu.

‘Hiç bir bitki fahiş fiyatlı değildir’

Bitkilerin sağlık üzerindeki koruyucu etkilerinin tüm dünya tarafından kabul edilen bilimsel bir gerçek olduğunu söyleyen Saraçoğlu, bu konunun bazı kesimler tarafından ticarete dönüştürülerek fahiş fiyatlara satıldığını hatırlatarak, “Türkiye’de yetişen hiç bir bitkinin fiyatı fahiş değildir. Dünyanın en kaliteli bitkileri bizim topraklarımızda yetişmektedir. Bir dünya para verilerek satın alınan süslü püslü kutulardaki koruyucu bitkiler, tamamen bizim topraklarımızdan öldü parasına toplattırılıp yurt dışında paketlenerek tekrar bize satılan bitkilerdir. Bitkilerin koruyucu özelliklerinden yararlanmak bir ticaret kapısı değil, önemli bir bilim kapısıdır.” dedi.

Şifa,Şifali bitkiler,Şifalı bitkilerle gelen güzellik,Doğadan gelen güzellik,Suna dumankaya,Laurdes çabuk,Parlak saçlar,Cilt maskeleri,yoga,Yağlarla m

Şifa,Şifali bitkiler,Şifalı bitkilerle gelen güzellik,Doğadan gelen güzellik,Suna dumankaya,Laurdes çabuk,Parlak saçlar,Cilt maskeleri,yoga,Yağlarla mucizevi tedavi,Evde bakım önerileri

8 Şubat 2008 Cuma

GÜZELLİK MERKEZİ

Şifa,Şifali bitkiler,Şifalı bitkilerle gelen güzellik,Doğadan gelen güzellik,Suna dumankaya,Laurdes çabuk,Parlak saçlar,Cilt maskeleri,yoga,Yağlarla mucizevi tedavi,Evde bakım önerileri,Şifa,Şifali bitkiler,Şifalı bitkilerle gelen güzellik,Doğadan gelen güzellik,Suna dumankaya,Laurdes çabuk,Parlak saçlar,Cilt maskeleri,yoga,Yağlarla mucizevi tedavi,Evde bakım önerileri,Şifa,Şifali bitkiler,Şifalı bitkilerle gelen güzellik,Doğadan gelen güzellik,Suna dumankaya,Laurdes çabuk,Parlak saçlar,Cilt maskeleri,yoga,Yağlarla mucizevi tedavi,Evde bakım önerileri

22 Ocak 2008 Salı

Eller şifa dağıtıyor

Eller şifa dağıtıyor
Düzenli olarak yapılan Japon yüz masajı ile daha parlak, yumuşak bir cilde ve sıkı bir yüze kavuşmanız mümkün.

Amerika ve Avrupa'da üniversite düzeyinde eğitimleri dahi bulunan Uzakdoğulu terapiler bizde de gittikçe yaygınlaşıyor. Tamamlayıcı tıp terimini her geçen gün daha sık duyuyoruz. Bu terim genellikle Uzakdoğu kökenli tıp yöntemlerini de içinde bulunduran geleneksel tıp sistemlerini tanımlamak için kullanılıyor. Yani Batı tıbbının uyguladığı teşhis ve tedavi yöntemlerini destekleyen her türlü yeni terapi ve tedavi yöntemi, tamamlayıcı tıbbın ilgi alanına giriyor. İnsana bütüncül yaklaşan bu yöntemler, bedene kendi kendini doğal olarak tedavi edebilen bir mekanizma olarak bakıyor ve bu tedavi kapasitesinin oluşması için yollar arıyor.


Tamamlayıcı tıp günümüzde Batı tıbbıyla birlikte, onun etkisini azaltmadan, hastanın durumunu iyileştirmek üzere sık sık kullanılıyor. Hastalandığınız ya da bir hastalığınız olduğunu düşündüğünüz zaman önce bir doktora görünerek ondan yardım almanız ve sonra yine doktorunuza danışarak tamamlayıcı tıp terapilerine başvurmanız öneriliyor. Tamamlayıcı tıpta kullanılan Uzakdoğu kökenli terapilerin hepsi hastalıkların temelinde ruhsal sorunlar yattığı düşüncesinden yola çıkıyor. Biz de bütünsel yaklaşımlarıyla bilinen bu terapiler arasında sadece el ile uygulananları sizler için mercek altına aldık: Dünyanın farklı ülkelerinde çalışan Brezilyalı Beden Terapisti Kimaya Riberio, bizi Japon yüz masajı ve hara farkındalık masajı ile ilgili konularda aydınlattı. Ruhsal gelişim danışmanı Ebru Tandoğdu, ayak refleksolojisi ile ilgili bilgi verirken terapist Ayşin Albayrak shiatsu konusundaki zengin bilgilerini bizimle paylaştı.

Shiatsu nedir?

Geleneksel Japon terapilerinden olan shiatsu, bizde de yaygın olarak kullanılıyor. Kelime karşılığı parmak ile baskı demek. Parmak, el, dirsek kullanılarak uygulanıyor ancak bu, kişinin ihtiyacına göre belirleniyor. Japonya'da yirminci yüzyılın başlarında o zamana kadar uygulanan elle tedavi yöntemlerinin bir sentezi olarak doğmuş ve daha sonra da tıp alanında kabul görmüş. Temellerini, Çin kökenli akupresur ve geleneksel Japon masajlarından alıyor. Bu terapi, bedenin kendi kendini iyileştirme yetisini harekete geçirerek bozulan dengeyi onarmaya çalışıyor.

Nasıl uygulanıyor?

Uygulama sırasında rahat bir kıyafet giyilmesi gerekiyor. Öncesinde aşırı yemek yenmemeli ve alkol alınmamalı. Uygulama sonrası bol su içilmesi bedende akışın rahatlamasına yardımcı oluyor. Ayrıca terapi sonrasında yoğun ve stresli aktivitelerden kaçınılması tavsiye ediliyor. Yumuşak bir yatak üzerinde giyinik olarak uygulanıyor. Ancak eğer yerde uzanmak mümkün değilse kişi sandalyeye oturtularak da yapılabiliyor. Yaklaşık 60 dakika süren bir shiatsu seansının 15 dakikası konuşarak geçiyor. Bu sohbet esnasında, terapiyi yapan kişi karşısındakine belli sorular yönelterek hastalığı ya da sorunu hakkında teşhis koymaya çalışıyor. Bu sohbet sonrasında uzman, vücutta hangi bölgede yoğunlaşması gerektiğini anlıyor. İkinci aşama, konulan teşhisin karın bölgesinde doğrulanması. Yani karın bölgesine parmak ve el ile yapılan uygulamalarla, tekrar, kişinin rahatsızlığı konusunda ipuçları alınıyor. Sonrası ise kişinin ihtiyacına göre şekilleniyor. Uygulamada akupunktur noktaları üzerine çeşitli biçimlerde basılıyor; uzuvlar çekilerek esnetiliyor, eklemler çalıştırılıyor. Bu hareketler kişiden kişiye farklı uygulanabilirken, aynı kişiye ertesi gün yapılacak hareketler de tamamen değişik olabiliyor.

Nelere iyi geliyor?

Uzakdoğu tıbbına göre bir hastalığın belirtileri, bedende bulunan enerjinin çeşitli nedenlerle dengesizce dolaşması ile ortaya çıkıyor. Bu dengesizlik kendisini fiziksel olarak vücudun çeşitli organlarında belli ediyor. Kas gerginliği, asit birikmesi, hormonal dengesizlikler bunlar arasında sayılabiliyor. Shiatsu, diğer pek çok Uzakdoğu kökenli terapilerde olduğu gibi bu enerjinin düzenli akışını sağlamak için kullanılıyor. Shiatsunun kronik ve akut hastalıklara karşı iyi geldiği söyleniyor. Kronik hastalıklarda hastanın hayat kalitesini iyileştirmeye yardımcı olabiliyor. Seans sonrasında hissettiğiniz huzurun dışında, kendinizi enerjik ve dinç hissediyorsunuz. Öncelikle kas dokusunun esnekliğini artırdığı için sertlikleri ve gerilmeleri gideriyor. Baş ve sırt ağrılarının giderilmesinde yardımcı. Kan akışını hızlandırıyor. İç organların çalışmalarını düzenlediği söyleniyor. Sindirim sorunlarına, romatizma ve kireçlenmeye iyi geldiği, uykuyu düzenlediği ve ruhsal açıdan rahatlama sağladığı belirtiliyor. Sürekli yapıldığında duruşu düzeltiyor. Shiatsu terapisti Ayşin Albayrak, ''Hastalıklar oluşmadan shiatsu yaptırmak, hastalığın önlenmesinde etkili'' diyor. Yani hastalık henüz sizin fark edebileceğiniz türden sinyaller vermeden bir terapiste gitmek en doğrusu.

Japon yüz masajı nedir?

İsminden de anlaşılacağı üzere bu Uzakdoğulu terapisi Japon kökenli ve tarihi de oldukça gerilere gidiyor. Yüz ve boyundaki akupunktur noktalarına yumuşak el hareketleri ve dokunma teknikleriyle masaj yapılıyor. Uzakdoğu inanışına göre dış güzellik, iç güzellikten yani sağlıklı bir bedenden geçiyor. Eğer vücuttaki enerji doğru bir şekilde akarsa, sağlık açısından bir sorun yaşamıyorsunuz ve bu da dış güzelliğinize, özellikle de yüzünüze yansıyor.

Nasıl uygulanıyor?

Yüz masajı için yüksek ve rahat bir masaj yatağına uzanmak gerekiyor. Bu esnada yüzünüzde makyaj ve üzerinizde küpe, kolye gibi şeylerin bulunmaması gerekiyor. Kimaya Riberio, bu tekniği Hint masajı ile birleştirerek kendine özgü bir yöntem yaratmış.

Nelere iyi geliyor?

Öncelikle kan akışı hızlandığı için cilde daha fazla oksijen taşınıyor ve ciltte gözle görülür bir canlılık oluşuyor. Kasılan yüz kasları açılıyor ve yüzdeki stres azaldığı için gergin görüntü yok olabiliyor. Yüz kasları çalıştığı ve açıldığı için cilt daha gergin görünebiliyor. Düzenli olarak alınan Japon yüz masajı ile daha parlak, yumuşak bir cilde ve sıkı bir yüze kavuşmanız mümkün.
Kılcal damarlar, besinleri cildin yüzeyine daha etkin biçimde taşıyabildikleri için yaşlanma belirtilerinin oluşması da yavaşlıyor. Düzenli yapıldığında deri sarkması ve kırışmaya karşı iyi geldiği söyleniyor. Kısaca bu masaj sürekli dinlenmiş bir yüz ifadesiyle gezmenize yardımcı olabiliyor.