hastalığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hastalığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2008 Pazartesi

Diş eti hastalıkları

Diş Eti Hastalıkları

Dişin diş eti dışında görünen bölümü diş minesi denilen sert bir tabaka ile kaplanmıştır. Bunun altında daha yumuşak bir yapı vardır. En içte ise diş özü vardır. Burada bol miktarda damar ve sinir bulunur. Diş gövdesi diş etine ve onun altındaki kemiğe girdiği bölümde daralır. Bu bölüme dişin boyun bölümü denir. Çene kemiği içinde kalan bölümüne ise dişin kök bölümü adı verilir. Diş kökü diş yuvasında çene kemiğine özel doku uzantıları ile sıkıca bağlanmıştır. Diş eti hastalıkları, diş çürükleri ağız kokusuna neden olabilir. Ağız kokusu olduğunda nedeni araştırılmalıdır.

Diş eti hastalıkları en önemli diş sağlığı sorunları arasındadır. Ağız hijyeninin bozukluğu ile yakından ilişkilidir. Başlangıç döneminden itibaren diş etleri kolay kanar. Diş eti kanamalarında diş hekimi muayenesi zorunludur. Diş etleri, diş yuvaları ve ağız tabanındaki iltihaplanmalar genel olarak diş eti hastalığı olarak bilinmektedir. Diş üzerindeki plaklar bunun en önemli nedenidir. Tedavi edilmeyen diş eti iltihapları çene kemiğinin de iltihaplanmasına ve zarar görmesine yol açabilir.

Diş çürüğü, diş eti hastalıkları, sinüzit, bademcik iltihabı, solunum sistemi hastalıkları, sindirim sorunları, ağız bakım yetersizliği ağız kokusuna neden olabilir. Bu hal, sosyal ilişkileri de etkiler. Bazı metabolizma hastalıkları da ağızda kendine özgü kokular yapabilir.

Kansızlık belirtileri, anemi

Genel dolaşımdaki kanda alyuvarlar miktarının düşmesiyle birlikte görülen hastalıklar, kansızlık hastalıkları olarak adlandırılır (kansızlık, anemi).Bazen demir veya vitamin eksikliğinden, bazen de hormon dengesizliğinden veya yanlış bir yaşam biçiminden kaynaklanan (yetersiz güneş ışığı ve hareketsizlik), genç kızların solgunluğu (chlorosis) bir çeşit anemi, daha doğrusu demir yetersizliği anemisidir. Anemiye yol açabilecek nedenler şöyle sıralanabilir:Sürekli kan kaybı (hömoroit, ülserler), demir eksikliği, B12 vitamini eksikliği, kemik iliği hastalıkları veya doğumsal özellikler. Kandaki alyuvarlar sayısının azalmasıyla birlikte bedendeki oksijen dolaşımı da azalır; pek çok organ, oksijen yetersizliği nedeniyle zarara uğrayabilir.

Anemi, hastanın belirgin derecede solgunluğu, uykusuzluğu, sinirliliği, kalp atımının ve solunumun hızlanması veya sinir sisteminde oluşan bazı bozukluklarla kendini belli eder. Anemide giderek artan kan yıkımının bir sonucu olarak, başlangıç aşamasında sarılık ve dalakta şişlik de oluşabilir. Bu durumlara karşı anemi tedavisi uygulanır. Şiddetli akut kanamalarda en güvenilir çözüm kan naklidir. Kronik kanamalarda ise, kanama nedeninin tedavisi gerekir. Demir ve C vitamini açısından zengin besinlerin tüketilmesi yararlı olacaktır(sakatat, bira mayası, darı, ıspanak, ısırganotu, baklagiller, şeftali ve kuru kayısı). Bedensel yorgunluklardan uzak durmak ve bol uyku da çok yararlıdır.

Isırganotu: Kan yaptırıcı etken maddeleri sayesinde ısırganotu anemide bile yardımcı olabilir.

Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış ısırganotu, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 3-4 bardak taze demlenmiş ısırganotu çayı soğutulmadan yudumla

16 Şubat 2008 Cumartesi

Sinüzit hastalığı

Sinüzit

Belirtiler: Arada bir baş ağrısı ve burundan rahatça soluyamama duygusu. Göz altındaki ve göz üstündeki bölgelere bastırıldığında, hafif veya aşırı basınç ağrısı.

Sinüs iltihabı eğer hemen tedavi edilmezse, genellikle kronikleşir ve sinüzite dönüşür. Aşağıdaki karışım, kısa sürede başarılı olabilecek bir tedavi için uygundur:

Hatmi yaprağı, altınbaşak, orman sarmaşığı eşit karışımının çayı, 2-3 saatte 1 bardak içilir. 1 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış bitki, 1 su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır, 10 dakika demlendikten sonra süzülür.

Aynı zamanda, enfeksiyonlara karşı savunma gücünü arttıran echinacea preparatları da, eczaneden temin edilerek kullanılmalıdır.

Panik atak belirtileri

Panik atak ve bilinmeyenler yoğun korku rahatsızlık

Panik atak, başlı başına bir hastalık değil, bir hastalık belirtisi sayılıyor. Bu ataklar sadece bir kez ortabildiği gibi, birkaç aydan daha uzun sürecek şekilde de yaşanabilir. İnsan hayatını olumsuz yönde etkileyen panik atak, psikoterapi ve ilaç tedavisiyle giderilebiliyor. Panik atak, diğer birçok hastalıkta olduğu gibi, ciddiye alıp hemen uzmana başvurmayı gerektiriyor. Aksi halde durum, kişiyi depresyona sokacak kadar ciddi boyutlara varabiliyor. Tabii sosyal hayatın bozulması da bunun ardından geliyor.

Panik atak nasıl anlaşılır?
Yoğun korku ve rahatsızlık hissinin yanı sıra, panik atakta şu belirtilerin en az dördü yaşanabilir:

- Nefes darlığı
- Ölüm korkusu
- Çarpıntı, kalp nabzın hissedilmesi
- Aniden ortaya çıkan sıkıntı
- Baş dönmesi
- Bayılacakmış gibi olma
- Göğüste daralma
- Çıldırma korkusu
- Kontrolün kaybedileceği korkusu
- Karın bölgesinde gerginlik ya da bulantı
- Tehlikeli bir hastalığı olduğu hissine kapılma
- Ellerde, ayaklarda terleme, uyuşma, karıncalanma
- Üşüme ya da ateş basması

Panik atak neden kaynaklanır?
Panik atağa yol açan faktörler arasında:
- Stres,
- çok miktarda kafeinli içeceklerin tüketilmesi,
- panik bozukluk hastalığı,
- depresyon
- ve tiroit veya paratiroit bezi hastalıkları birincil etken olarak;
- sara (epilepsi) hastalığı,
- takıntılı kişilik,
- doğumdan sonra tiroit hormonunda bozulma
- ve adet öncesi sendromu da ikincil faktörler olarak sıralanabilir.

Stres
Stres, panik atağa yol açan etkenler arasında birinci sırada yer alıyor. Bir yakının ölümü, aşırı stres, incinme, tecavüz gibi yaşamı kötü yönde etkileyen özellikler, panik atağın oluşmasına yol açabiliyor. Örneğin, bir sınavda sürenin yetersiz kalacağı düşüncesi kişide panik atağı geliştirebiliyor.

Çok miktarda kafeinli içeceklerin tüketilmesi
Kafein, beyine doğrudan ulaşıyor. Bu nedenle kişinin uyanık kalmasını sağlıyor ve aynı zamanda vücuttaki seretonin düzeyini bozuyor ve merkezi sinir sistemindeki nörotransmetter maddelerinde düzensizlik yaratıyor. Bu durum da panik atağa yol açıyor. Bundan dolayı, özellikle aşırı miktarda kahve, kola gibi içecekler tüketen kişilerin, bunları azaltmaları gerekiyor. Bazı panik atak şikayeti olan hastalar, sadece kafeinli içecekleri azaltıklarında bile bu rahatsızlıklarından kurtulabiliyor.

Panik bozukluk hastalığı
Panik atakta sıklıkla rastlanan bu hastalık, tek başına veya özellikle topluma açık yerlerde korku ve endişe halinde ortaya çıkıyor. Panik bozukluğu hastalığı, genetik kaynaklı olabilme özelliği taşır. Özellikle 20’yle 30 yaş arasındaki insanları etkileyen bu hastalık, tedavi edilmediği taktirde kronikleşip depresyona yol açabiliyor. Panik bozukluğu hastalığında uyuşturucu ve alkol tüketimi fazla olur. Bu hastalığın uzun süre devam etmesi durumunda, somatizasyon diye tanımlanan hastalık korkusu ve şüpheciliği başlayabiliyor. Genç yaştaki hastalar, atak geçirirken kendini kesme eğilimine girebiliyorlar. Bu sırada vücutta salgılanan beta endorfin maddesi, hastanın ağrıya daha rahat cevap verebilmesini sağlıyor.

Depresyon
Özellikle tekrarlayan depresyon krizleri veya manik depresif hali, panik atak eşliğinde gelişebiliyor. Tedavinin yanıt verebilmesi için, rahatsızlık kaynağının depresyondan mı, yoksa panik ataktan mı kaynaklandığının belirlenmesi gerekiyor. Ağır depresyonda panik atak da yaşanırsa, hastanın intihar etmeye eğilim göstermesi artıyor. Bu nedenle, depresyon ve panik atak beraber tedavi gerektiriyor.

Tiroit bezi hastalıkları
Tiroit bezi hastalıklarından dolayı meydana gelen kalsiyum ve fosfor elektrolitlerinin düzensizliği, panik atağa neden olabiliyor. Tiroit bezi hastalıklarında asıl tedaviyi endokrilonoji uzmanı yapıyor. Gerekli durumda psikiyatrist de devreye giriyor.

Nasıl Bir Tedavi Gerekiyor?
Panik atakta, öncelikle ataklara yol açan nedenler bulunuyor. Ardından buna göre bir tedavi uygulanıyor. Bu hastalık biyolojik ve psikososyal faktörler sonucu ortaya çıktığından, ilaç tedavisiyle birlikte psikoterapi uygulanıyor. Beyindeki noradrenalin ve seratoninini dengelemek için ilaç tedavisine başvuruluyor. Davranış psikoterapisiyle de, hastanın ataklar sırasında kontrolü sağlayabilmesi amaçlanıyor. Araştırmalara göre, iki tedavide birlikte uygulandığında, hastalarda atakların tekrarlama riski daha düşük oluyor. Tabii panik atağa yol açan etkenlerin de ortadan kaldırılması gerekiyor. 8 – 12 aylık tedaviler sonrasında, hastada panik bozukluğunun tekrarlama riski azalıyor.

Kronik ruh hastalıkları psikozlar şizofreni

Kronik ruh hastalıkları psikozlar şizofreni ve ilaçlar

Kronik Psikozlar
Psikoz dediğimiz hastalıklara psikiyatride sık rastlanır. Bunlar genellikle kronik, yani uzun süren hastalıklardır. Bu grup içinde en çok karşılaşılan şizofrenidir. Şizofreni dışında süre olarak şizofreniden kısa süren psikotik hastalıklar yanında kronik olarak seyreden hezeyanlı bozukluk da görülebilen hastalık tablolarıdır.

Şizofreni Nedir?
Genellikle genç yaşlarda başlayan, kişiyi gerçeklerden, dış dünyadan koparıp kendi içe kapanık dünyasında yaşatan, düşünce, idrak, konuşma ve davranış problemleri gösterebilen bir ruh hastalığıdır. Eski dönemlerde kullanılan “erken bunama” ifadesi artık kullanılmamaktadır. Genellikle 15-40 yaşları arasında ortaya çıkar ve toplumda ortalama yüz kişiden birinde görülür. 40-45 yaşlarından sonra nadiren ortaya çıkar.

Bayılma, şeker hastalığı, kalp krizi, sara, felç

ilk yardım gerektiren durumlar ve hastalıklar

Bayılma
Diyabetes Mellitus (şeker hastalığı)
Epilepsi (sara)
Kalp Krizi
Felç

Bayılma
Aniden ortaya çıkan dolaşım yetmezliğine bağlı olarak, beynin kısa süreli kansız kalması sonucu görülen geçici bilinç kaybıdır. Nedeni; açlık, kan basıncının düşmesi, beklenmedik bir olay veya herhangi bir şeyle karşılaşma, aşırı sevinç ya da üzüntü, uzun süre havasız ve kapalı ortamda bulunma vb, olabilir.
İlkyardım:
* Kişi, hemen sırt üstü yatırılarak ayakları yükseğe kaldırılır (şok pozisyonu verilir ),
* Sıkı giysiler gevşetilir, kapalı ortamdaysa açık havaya çıkarılır,
* Yüzüne su serpilebilir, bu uyarı sonucunda kişi daha çabuk kendine gelir,
* Uyarıcı olarak hoş olan (kolonya) veya hoş olmayan (soğan kokusu vb ) kokular
koklatılabilir,
*Kişi kendine geldiğinde hemen ayağa kaldırılırsa yine bayılacağı için önce oturtulur.
İçecek bir şeyler verilir (açlıktan bayılmışsa şekerli içecekler, tansiyon düşüklüğü
veya aşırı sıcak ve terleme söz konusu ise tuzlu ayran tercih edilmelidir).
*Eğer 5 dakikaya kadar kişi halen kendine gelmemişse mutlaka hastaneye götürülmelidir.

Şeker hastalarına iktidar müjdesi

Yapılan araştırmalar, ABD’de yaklaşık 30 milyon erkeğin sertleşme sorunu (ED) yaşadığını gösteriyor. Yine bu hastaların yaklaşık yüzde yetmişinin ereksiyon bozukluğuna yol açabilen dislipidemi gibi (yüksek kolesterol, hiper tansiyon veya şeker hastalığı dahil) diğer genel hastalıkları mevcut.

Kuzey Amerika Cinsel Tıp Kuruluşu’nun (Sexual Medicine Society of North America) Chicago’da düzenlediği güz toplantısında açıklanan bir araştırma Bayer’in geliştirdiği, sertleşme sorununu önleyici vardenafil etken maddeli ilacın, yüksek kolesterol dahil dislipidemisi ve sertleşme sorunu olan erkeklerde başarılı olduğunu gösterdi.

Toplantıda konuşan Brown Üniversitesi’nin Warren Alpert Tıp Okulu’nda Aile Tıbbı Klinik Doçenti Dr. Martin Miner, sertleşme sorununun yüksek kolesterol ile doğrudan ilişkisi olduğunu söyledi. Buna karşın birçok doktorun hayat kalitesini engelleyen bir sorun olan ED’yi tedavi etmediğini belirten Dr. Miner: ”Bu çalışma, yüksek kolesterolü erkeklerde görülen ED’nin başarıyla tedavi edebilmesi için destek sağladı” dedi.

Yapılan son araştırmalar Türkiye’de de yaklaşık 5 milyon erkeğin sertleşme sorunu yaşadığını gösteriyor.

Obezler iktidarsızlığa daha yatkın

Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Üroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melih Çulha, sağlıksız beslenmenin yol açtığı şişmanlamanın modernleşmeyle birlikte arttığını, dünyanın en büyük ‘’salgın hastalığı” haline geldiğini söyledi.

Prof. Dr. Çulha, obezitenin kadın ve erkekte cinsel fonksiyonu çeşitli yönlerden olumsuz etkileyebileceğini, obez erkeklerde erkeklik hormonu testosteronun, artan yağ dokusunda enzimlerin de etkisiyle hızla kadınlık hormonu östrojene dönüştüğünü belirterek, ”Bu durumda, azalan testosteron ve artan östrojen birçok sorunu beraberinde getirir” dedi.

Bu sorunların cinsel istek ve ereksiyon kalitesi ile sıklığının azalması, fiziksel güç kaybı, unutkanlık, halsizlik olduğunu ifade eden Prof. Dr. Çulha, şunları söyledi:

”Obezite nedeniyle artan östrojen yağlanmayı da tetikleyerek durumu bir kısır döngüye çevirebilir. Şişmanlık nedeniyle meydana gelen bu olumsuz gelişmeler tüm aşırı kilolu erkeklerde aynı anda ortaya çıkmayabilir. Ancak yapılan araştırmalar iktidarsızlığın obezlerde diğer kişilere göre çok daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Yani kilo arttıkça iktidarsızlık da artmaktadır.”

Egzersiz yapmama, kilo alma ve hareketsiz yaşantının vücudu iktidarsızlığa hazırlayan faktörler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çulha ”Bütün bu faktörler vücudun şeker ve yağ dengesinin de bozulmasına yol açıp sorunu büyütebilir. Bu olumsuzluklara rağmen obezite sorunu, vücudu etkilemeden şeker ve yağ dengesi korunarak çözüme kavuşturulduğu taktirde kişi eski sağlıklı günlerine geri dönebilir” diye konuştu.

22 Ocak 2008 Salı

Eyvah şekerim çıktı!

Şeker Hastalığı
Şeker hastalığına "dur" demenin yolu dengeli beslenmeden geçiyor. Kanınızdaki şekeri dengelemek için doğru besin, ilaç ve egzersiz üçlüsünün yanı sıra bilinçli olmak da gerekiyor...

Dünya Sağlık Örgütü'nün geleceğin en yaygın hastalıklarından biri olacağını vurguladığı şeker hastalığı ile ilgili veriler hayli ürkütücü. Dünya nüfusunun yüzde 2.1'i diyabet hastası. 2010 yılında bu oranın ikiye katlanacağı tahmin ediliyor. Şeker hastalığıyla ilgili ilk bilgiler hayli eskilere dayanıyor. İlk yazılı kayıt, M.Ö. 1500'lü yıllarda eski Mısır papirüslerinde bulunmuş. M.S. 100'lü yıllarda Yunanlı doktorlar en önemli belirtilerinden biri sık idrara çıkmak olduğu için bu hastalığa sifon anlamına gelen 'diyabetes' adını vermişler. Kandaki şeker miktarı yükseldiği için şeker hastalığı olarak da biliniyor. Binlerce yıl önce Hintli doktorlar şeker hastalığının 'dengesiz beslenen şişman' kişiler arasında yaygın olduğunu belirtmişlerdi. Gerçekten de hızlı beslenme alışkanlıkları ve şişmanlığın yaygın olduğu zengin ülkelerde diyabetli sayısı fakir ülkelere oranla daha yüksek.


Şeker hastalığı nedir?

Kimbilir belki de adından dolayı halk arasında yanlış bir kanı var; Sanılıyor ki çok tatlı yemek şeker hastalığına yol açıyor. Oysa suçlu, şekerli yiyecekler değil, şekeri enerjiye dönüştüren insülin hormonu. Kimi şeker hastalarında pankreas hücreleri yeterince insülin üretemiyor, kimi hastalarda ise bol insülin bulunuyor. Ancak pankreas hücreleri normal biçimde çalışamadığı için insülini gerektiği gibi kullanamıyor. Bu durumda enerji kaynağı olan glikoz, hücrelere giremiyor ve kanda aşırı şeker birikmesi sözkonusu oluyor. Şeker sinsi bir hastalık. Bu hastalık herhangi bir belirti göstermeden yıllarca sessiz kalabiliyor. Önlem alınmazsa yüksek kolesterol, damar tıkanıklığı, kol ve bacakta kangren, körlük ve böbrek hastalıklarına sebebiyet veriyor. Ayrıca cinsel iktidarsızlığa, kişilik değişmesine, diş, deri, mide-bağırsak hastalıklarına da yol açıyor. Kalıtım, şişmanlık, gebelik ve uzun süreli ilaç kullanımı (diüretik, kortikosteroid gibi...) hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştırıyor. Tip I ve Tip II olmak üzere iki tür şeker hastalığı var.
Tip I yani insüline bağlı şeker hastalığı kalıtsal olup çocukluk ya da gençlikte ortaya çıkıyor ve sürekli insülin tedavisini gerektiriyor. Oysa Tip II yani insüline bağımlı olmayan diyabet yetişkinlikte ortaya çıkıyor ve insüline gerek kalmadan diyet ve kilo kaybıyla kontrol altına alınabiliyor. Ancak yetişkinlikte ortaya çıkan şeker hastalığında ölüm riski çocuklukta oluşandan daha yüksek.

Şeker hastalığının belirtileri


*Aşırı susama ve acıkma
* Çok sık idrara çıkma
* Aşırı yorgunluk ve uyku hali
* Hızlı kilo verme
* Bulanık görme
* Ciltte kuruma ve kaşıntı
* El ve ayaklarda karıncalanma ve uyuşma
* Deride, vajinada ve mesanede iyileşmeyen enfeksiyonlar
* Açlık kan şekeri düzeyinin
*140 mg/100 ml'nin üzerinde olması

Hangi sporlar yararlı?

Fiziki aktivite yani spor vücuttaki şekerin hızla tüketilmesine yardımcı olarak kan şekeri düzeyini dengeliyor.Spor ayrıcı kan damarları ve kalp için de yararlı.Ancak spora başlamadan önce mutlaka doktora danışarak tıbbi kontrolden geçmeli ve uygulanacak spora karar verilmeli.Yürüyüş,bisiklet,yüzme gibi sporlar ideal olabilir.

Şeker hastasıysanız bunları ihmal etmeyin...

  • Beslenme ve spor konusunda mutlaka doktorunuza danışın.
  • Tip I diyabet hastası iseniz 3 ana ve 3 ara öğün olmak üzere toplam 6 öğünü her gün aynı saatlerde yemeye özen gösterin. İnsülin aldığınız için karbonhidratların günlük dağılımı çok önemli; günlük karbonhidratın yüzde 15'ini kahvaltıda, yüzde 25'ini öğle, yüzde 30'unu akşam yemeğinde yiyin. Kalanı ara öğünlere paylaştırın.
  • Tip II diyabet hastasıysanız, temel ilkeniz kilo kontrolü olmalıdır. Daha az yiyerek ve daha fazla hareket ederek fazla kilolarınızı verin. Az ve sık yiyin. Kesinlikle aç kalmayın, çünkü uzun süren açlık kan şekerinizde dalgalanmalara yol açarak hastalığınızı artırabilir.
  • Tansiyon, kan şekeri ve kolesterolünüzü kontrol altında tutun.
  • Diyabetli hastalarda yiyeceklerin doğru miktarda yenilmesi çok önemli. Bu nedenle yiyeceklerinizi diyetisyeninizin önerdiği miktarlara uygun olarak ölçerek yiyin.
  • C ve E vitaminleri ile krom minerali içeren besinleri her gün düzenli olarak tüketin. Günlük C vitamini gereksinimi 2000-5000 mg arası, E vitamini 800-1200 IU arası olmalı. Bu konuda öncelikle doktora danışıp gerekiyorsa takviye vitamin hapları da alabilirsiniz.
  • C ve E vitaminleri ile krom minerali içeren besinleri her gün düzenli olarak tüketin. Günlük C vitamini gereksinimi 2000-5000 mg arası, E vitamini 800-1200 IU arası olmalı. Bu konuda öncelikle doktora danışıp gerekiyorsa takviye vitamin hapları da alabilirsiniz.
  • Beyaz ekmek yerine kepekli ekmeği tercih edin.
  • Öğünlerde mutlaka pişmiş sebze yemeği ve salata yiyin.
  • Meyveleri mümkün olduğunca kabuğu ile yiyin.
  • Posalı yiyecekleri tercih edin.
  • Kuru baklagillere, özellikle fasulye, bezelye, mercimek, barbunya ve nohuta sofrada sıkça yer verin.
  • Ölçülü miktarda zeytinyağı veya sıvıyağ kullanın.
  • Kırmızı et yerine beyaz et yiyin.
  • Etli yemeklere ayrıca yağ ilave etmeyin.
  • Light süt ve yoğurdu tercih edin.
  • Az yağlı peynir çeşitlerini tüketin.
  • Krema,kaymak,tereyağı ve margarinden uzak durun.
  • Şeker,tuz ve alkolden sakının.Tatlandırıcılı tatlılara tüketmeye çalışın.
  • Düzenli spor yapın.Bu konuda mutlaka doktorunuza danışın.
  • Günde en az 8 bardak su için.

Şeker hastaları nasıl beslenmeli?

JFK Hastanesi diyetisyeni Özge Mergen, diyabet tedavisinde amacın kan şekerini normal düzeyde tutmak olduğunu belirtirken, bu amaç doğrultusunda en önemli hedefin dengeli beslenmek olduğunun altını çiziyor. Özellikle Tip II diyabetlilerde dengeli beslenme ve düzenli egzersiz uygulamalarıyla bireyin, uzun yıllar ilaç tedavisine gerek kalmadan yaşamını sürdürebileceğini belirtiyor. Diyetisyen Özge Mergen, karbonhidrat, protein, yağ, mineral ve vitaminlerin günlük öğünlere dengeli bir şekilde paylaştırılmasını öneriyor.

  • Karbonhidratlar, günlük kalorinin yüzde 50-60'ını oluşturmalı. Yulaf, kuru baklagiller (özellikle fasulye), meyve ve sebzelerde bulunan lif içeriği yüksek karbonhidratlar, kan şekerinin yükselmesini önlerken, kolesterol düzeyini de kontrol altında tutabiliyor. Soğan, şeker hastaları için çok yararlı çünkü içeriğinde şeker düşürücü kimyevi maddeler bulunuyor. Brokoli, içeriğindeki bol miktarda karbonhidrat ve krom minerali ile kandaki şeker düzeyini kontrol altında tutabiliyor.
  • Şeker hastaları az yağlı yemekleri tercih etmeli. Çünkü bu hastalıkta, damar tıkanması ve kalp hastalıklarına yakalanma riski yüksektir. Ancak A, D, E ve K gibi bazı vitaminlerin vücutta kalmasını sağladığı için tamamen yağsız bir diyet de düşünülemez. Katı yağlar yerine zeytinyağı ve diğer bitkisel yağlar tercih edilmeli.
  • Protein, vücuttaki doku ve hücrelerin yapıtaşı olduğundan mutlaka alınmalı. Proteinli besinler kan şekerini yükseltmiyor ama aşırı alındığında böbrek sorunlarına yol açıyor. Süt ve sütlü ürünlerinin light versiyonlarını seçin. Kolesterol içermeyen besinleri tercih edin.
  • Şeker ve şekerli besinlerden uzak durun. Bu tür besinler bağırsaklar tarafından hızla emildiği için kan şekerini çok çabuk yükseltiyor.Şeker yerine tatlandırıcı kullanın.Bu konuda aspartam,asesulfam,potasyum,sakkarin ve siklamat gibi enerji değeri olmayanları seçebilirsiniz.Tatlandırıcı hakkında mutlaka doktorunuza danışın.

*Vitamin ve mineralli sebze ve meyveler hazmı kolaylaştırmanın yanı sıra içerdikleri posa sayesinde kan şekerinin daha geç ve kontrollü yükselmesini sağlıyor. Bu nedenle şeker hastaları için meyvenin kendisi meyve suyundan daha yararlıdır. C ve E vitaminleri şeker tedavisinin en önemli besin maddeleridir. C vitamini, insülinin hücrelere girmesine yardımcı olurken E vitamini, hastalığın yol açtığı komplikasyonları giderip insülinin etkinliğini artırıyor. Krom minerali, kan düzeyindeki dalgalanmaları önlüyor. Krom, tüm tahıllar, mısırözü yağı, sütlü ürünler, et ve mantarda bulunuyor.

Hangi yiyecekler şekeri düşürüyor?

Her besinin, yendikten sonra kan şekerini yükseltme hızı farklıdır. Yiyeceklerin, kan şekerini yükseltme hızlarına "glisemik indeks" deniyor. Genellikle posalı yiyeceklerin glisemik indeksleri düşük olur. Kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur, kepekli ekmek, elma, armut,light süt ve yoğurt,makarna ile portakal gibi besinlerin glisemik indeksleri düşüktür.Buna karşılık patates,prinç,havuç,muz,kavunve üzümünki yüksektir.Kuru üzüm,kuru kayısı ve kuru erik gibi kuru meyvelerin de glisemik indeksi yüksektir.Şeker hastalarının mümkün olduğunca glisemik indeksi düşük besinleri tüketmesi kan şekerinin kontrol altında tutulmasını sağlayacaktır.