genel sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
genel sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2008 Cuma

13 Şubat 2008 Çarşamba

İşte hayatımızı kurtaracak 7 besin

Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü 2008'e sağlıklı bir başlangıç yapmanız için, vücudu kanser, kalp krizi gibi ciddi sorunlara karşı koruyan besinlerin listesini açıkladı

Kalbi koruyor
* BADEM:
Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

Diyabeti önlüyor
* KAHVE:
Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

Sinirleri rahatlatıyor
* TARÇIN:
Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.

Patatesi haşlayın
* PATATES:
Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi'ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17'nci sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdekten sonra yemeyi tercih edin.

Kaslar için faydalı
* SEBZE ÇORBASI:
Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellike sebze çorbası sodyum bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500 miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir ters etki yaratıyor.

Kansere karşı birebir
* ZEYTİNYAĞI:
Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı alanların idrarlarında, hücrelere zarar veren '8oxodG'adlı maddenin seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanısıra iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor. 1 çorba kaşığı zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin.

Kanseri engelliyor
* ÇAY:
Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60'a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.

Sonradan kazanılan hiç bir hastalık şifasız değil

Koruyucu ve önleyici tıbbın toplumsal önemi’ konulu konferansa konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu, koruyucu tıbbın ulusal bilince dönüştürülmesi gerektiğini söyledi.

Hastalıkların toplumlar üzerindeki olumsuz etkilerinden ve yapılan harcama boyutlarından örnekler veren Prof. Dr. Saraçoğlu, “Sonradan kazanılan hastalıkların tümü önlenebilir hastalıklardır. İlkokuldan üniversite sonuna kadar önleyici tıbbın eğitimini vermek zorundayız. Ulusal bir hareket olarak bunu benimsemek zorundayız.” dedi.

Tarihi süreç içerisinde milletlerin yok olmasına neden olan hastalık zincirlerinden bahsederek, konunun toplumsal boyutunu gözler önüne seren Prof. Dr. Saraçoğlu, Roma İmparatorluğu’nun en önemli çöküş nedeninin, bilinçsizce kurşun kap ve kupalardan yemek yenilmesi olduğunu çarpıcı bir örnekle aktardı.

Saraçoğlu, “Basit bir konunun bilinçsizce uygulanmasının bir imparatorluğun çöküşünde ana neden olarak karşımıza çıkması, konunun önemini ortaya sermektedir. O dönemde Roma İmparatorluğu’nda kurşun kaplardan yemek yeyip, kurşun kuyalardan içki içmek önemli bir zenginlik ve güç göstergesiydi. Devlet yönetiminde olan tüm varlıklı insanlar genç yaşlarda kurşunun yol açtığı hastalıklar nedeniyle ölüp gitti, bu yüzden de imparatorluğun yönetim kademesinde telafisi mümkün olmayan boşluklar oluştu.” sözleriyle gözler önüne serdi.

‘Bozulan dengenin bedeli çok ağır ödenir’

Dünyada her şeyin bir denge üzerine kurulu bulunduğunun altını çizen Prof. Dr. Adnan Saraçoğlu, bozulan dengenin bedelinin çok ağır olduğunu kaydettiği konuşmasında, doğanın bozulan denge karşısında yeni ve farklı dengeler kurduğunu bildirdi. Bulaşıcı hastalıkların tarihsel seyri ve yok ettiği toplumlarla ilgili bilgilere işaret eden Saraçoğlu, öncelikle doğanın dengesine saygı gösterilmesi ve bozulmamasına dikkat edilmesi gerektiğini öğütledi.

‘Sonradan kazanılan tüm hastalıklar önlenebilir’

Dünyada sonradan kazanılan hiç bir hastalığın şifasız olmadığının altını çizen Prof. Dr. Adnan Saraçoğlu, sonradan kazanılan tüm hastalıkların önlenebilir hastalıklar olduğunu vurguladı. “Bir hastalığa yakalanmadan önceki tedavi ile yakalandıktan sonraki tedavi çok farklı şeylerdir.” diyen Saraçoğlu, Türkiye’de toplam 2 milyon 100 bin Hepatit hastası olduğunu belirterek, her bir hasta için tedavi giderinin 52 bin dolar olduğunu, milyarlarca dolara ulaşan bu tedavi giderinin sadece Hepatit hastaları için harcanacağı düşünüldüğünde Türkiye ekonomisinin buna imkanının olmadığının açık olarak görüleceğini söyledi. Önleyici tedbirlerle hastalıktan korunmanın hem ekonomik olarak, hem de toplumumuzun geleceği açısından çok önemli olduğuna değinen Saraçoğlu, “Hastane kapılarında uzayıp giden kuyruklar kader değil, cehaletin acı sonuçlarıdır. Koruyucu tıp eğitimi vermek devletin borcu, bu eğitimi almak ta vatandaşlık görevi olmalıdır.” dedi.

‘Genç nüfusumuz kaosa sürükleniyor’

Önleyici sağlık hizmetlerinin bilinçli olarak bu toplumdan uzaklıştırılmaya çalışıldığını dile getiren Prof. Dr. Adnan Saraçoğlu, ileri yaş hastalıklarının genç hastalığı, genç hastalıklarının ise çocuk hastalığı pozisyonuna geldiğinin altını çizerek, “Gerekli tedbirler alınmazsa ve toplumumuz bu konuda bilinçlendirilmezse, sürekli öğündüğümüz genç nüfusuzumu ileride büyük kaoslar beklemektedir. Tehlikenin farkında olmalıyız ve buna göre çareler üretmeliyiz.” diye konuştu.

‘Hiç bir bitki fahiş fiyatlı değildir’

Bitkilerin sağlık üzerindeki koruyucu etkilerinin tüm dünya tarafından kabul edilen bilimsel bir gerçek olduğunu söyleyen Saraçoğlu, bu konunun bazı kesimler tarafından ticarete dönüştürülerek fahiş fiyatlara satıldığını hatırlatarak, “Türkiye’de yetişen hiç bir bitkinin fiyatı fahiş değildir. Dünyanın en kaliteli bitkileri bizim topraklarımızda yetişmektedir. Bir dünya para verilerek satın alınan süslü püslü kutulardaki koruyucu bitkiler, tamamen bizim topraklarımızdan öldü parasına toplattırılıp yurt dışında paketlenerek tekrar bize satılan bitkilerdir. Bitkilerin koruyucu özelliklerinden yararlanmak bir ticaret kapısı değil, önemli bir bilim kapısıdır.” dedi.

Gırtlak kanseri gençler ve kadınlarda artıyor

Sigara, alkol ve hava kirliliğinin tetiklediği gırtlak kanseri gençler ve kadınlar arasında da artış gösteriyor. Erken teşhisle boğazın delinmesi önleniyor.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağatay Akçalı, ''genelde 50-60 yaşlarında ve erkeklerde görülen gırtlak kanserinin artık gençlerde ve kadınlarda da artış gösterdiğini'' bildirdi.

Prof. Dr. Akçalı, gırtlağın, boğazın hemen altında ve yutak önünde bulunan, ses tellerinin bulunduğu bir organ olduğunu, bu organın gıdaları tüketirken besinlerin nefes borusuna kaçmasını engellediğini vurguladı. Tüm kanser türlerinde olduğu gibi gırtlak kanserinde de önceki yıllara göre artış olduğunu, erkeklerde yüzde 10-15 kadınlarda ise yüzde 2 civarında görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Akçalı, ''Genelde 50-60 yaşlarında ve erkeklerde görülen gırtlak kanseri, gençlerde ve kadınlarda da artış gösterdi. 30-40 yaşlarında gırtlak kanserli hastalara rastlanıyor'' dedi.

Prof. Dr. Akçalı, sigara, alkol ve hava kirliliğinin gırtlak kanserinin oluşumunu tetikleyen faktörler olduğunu ifade ederek, ''Kadınlar ve daha çocuk yaşlarda sigara içiminin yaygınlaşmasının, hastalığın bu kesimi de kapsamasında önemli etken olduğunu düşünüyoruz'' diye konuştu.

Erken teşhiste tedavide yüzde 100 sonuç alındığını, ancak ilerleyen aşamalarda tedavinin güçleştiğini, hatta, gırtlağın tamamen çıkartılmasının söz konusu olduğunu ifade eden Prof. Dr.Akçalı, ''Bu durumda hastanın nefes alabilmesi için boğazında kalıcı delik oluşturmak zorunda kalıyoruz'' dedi.

Prof. Dr. Çağatay Akçalı, gırtlak kanserinin hastanın yaşam kalitesini büyük oranda düşürdüğünü, ses kısıklığı nedeniyle hastanın çevresiyle iletişim kuramaması ve konuşma yeteneğini kaybetmesine neden olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:

''Gırtlak kanserinin belirtileri, hastalığın organ içindeki yerleşimine ve büyüklüğüne bağlıdır. Ancak, genel belirtileri arasında uzun süren ses kısıklığı ilk sırada gelir. Yutkunma güçlüğü, boğazda takıntı ve ağrı hissidir. Ancak, gırtlağa yerleşen tümörün çapı büyükse bu yutma sırasında ağrıya, kanlı balgama ve nefes darlığına da yol açabilir.'' Prof. Dr. Akçalı, özellikle sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıklarından vazgeçemeyenlerin mutlaka yılda bir kez de olsa birkaç dakika süren kontrolü ihmal etmemeleri gerektiğini sözlerine ekledi

Ömrünüzü 11 yıl daha uzatmanın formülü!

Hayatınızda ufak değişiklikler yaparak ömrünüze olumlu katkıda bulunabilirsiniz. Üstelik fazla masraf yapmadan hem sağlıklı kalabilir hemde ömrünüzü 11 yıl daha uzun yaşama imkanına sahip olabilirsiniz.

Yapılan bir araştırma, asansör yerine merdivenleri kullanmak ve sürekli oturmayıp arada dolaşmak gibi önemsiz görünen ayrıntıların insan sağlığına etkisinin sanılandan çok daha büyük olduğunu ortaya koydu. İşte Önemsiz Görünen Ayrıntılarla 11 Yıl Fazla Yaşamanın Formülü:

Cambridge Üniversitesi bilim adamlarının, yaşları 45-79 arasında değişen 25 bin kişiyle yaptığı araştırma “uzun yaşam formülünü” basitleştirdi. Araştırmaya göre,

• sigara içmeyi bırakmak 5,

• spor yapmak 3,

• gün içinde 5 kez sebze ve meyve yemek de 3 yıl insan hayatını uzatıyor.

Bilimadamları, bu uğurda çok da çaba harcanmasına gerek olmadığı görüşünde. Zira, araştırmaya göre,

• günlük yemek listesine bir elma veya bir armudun eklenmesi, insan hayatını 2 yıl uzatıyor.

Araştırma, kişilerin ne kadar spor yapmaları gerektiğini ise mesleklerine göre belirliyor.

• Tüm gün oturarak çalışanların bir saat,

• neredeyse bütün gün ayakta duran kuaförlerin veya tezgahtarların 30 dakika egzersiz yapmaları hayatlarını 3 yıl uzatıyor.

• Temizlikçiler, hemşireler veya inşaat işçilerininse ağır çalışma koşulları sebebiyle spor yapması gerekmiyor.

Araştırmada,

• asansörü kullanmak yerine merdiveni tercih etmenin,

• oturmak yerine arada sırada dolaşıp hareket etmenin spor kadar etkili olduğu da vurgulanıyor.

Dikkat Çocuklarda kanser artıyor

Özel Ege Lisesi'nde, Ege Lösemili Çocuklar ve Onkoloji Derneği işbirliği ile düzenlenen "Çocukluk Çağı Lösemi ve Kanserleri" konulu bilgilendirme toplantısında her yıl 18 yaş altında 3 bin 700 kanser beklendiği belirtildi.

Öğrenci velilerini bilgilendirmek amacıyla, "1. sınıflar Toplum Hizmetleri Projesi" çerçevesinde yapılan toplantıda konuşan Ege Üniversitesi (E.Ü.) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve Çocuk Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Kantar, kanserin genetik bir hastalık olduğunu belirterek, Türkiye'de 18 yaş altındaki çocuklarda her yıl 3 bin 700 kanser beklendiğini kaydetti.

Kansere yakalanmamak için özellikle yüksek gerilim hattına sahip yerlerden ve elektro manyetik alanlardan uzakta durulmasını tavsiye eden Doç. Dr. Kantar, "Cep telefonlarını bugün gönül rahatlığı ile kullanabiliyoruz. Bugünün bilimsel verilerinde, cep telefonunun kansere yol açtığına dair kesin bir kanıt yok. Fakat unutmayalım ki, bugünün bilimsel doğruları, yarının yanlışları olabilir" dedi.

Yaş ilerledikçe kansere yakalanma riskinin arttığını söyleyen Doç. Dr. Kantar, "Dört kilonun üstünde doğan bebeklerde, böcek ilaçları temasları, düzensiz beslenme, gebelikte kahve, sigara, alkol kullanımı kansere yakalanma riskini arttırıyor. Ayrıca sağlıklı beslenerek gelecek yıllara yatırım yapmış oluyorsunuz. İnsanın en önemli varlığı sağlığıdır" şeklinde konuştu.

Gelişmekte olan ülkelerde nüfusun yarıya yakınının bulaşıcı hastalıklardan öldüğünü dile getiren E.Ü. Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yavuz Anacak, Batı Avrupa ve Amerika'da kanserden ölenlerin oranının, enfeksiyon yüzünden ölenlerin oranından daha fazla olduğunu ayrıca kanserli çocuk sayısında da gelişmiş ülkelerden, az gelişmiş ülkelere doğru oranın arttığını belirtti. ABD'de yüzde 1 oranında kanserli çocuk ölümüne rastlanıyorsa, Mısırda bu oran yüzde 6 olduğunu vurguladı. Kanserin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Anacak, "Zengin ülkelerde çocuk ölümleri fakir olan ülkerlerdeki ölümlerden daha az görülmektedir. Fark tedavinin başarısızlığından ve ekonomik yetersizliklerden dolayı giderek açılmaktadır" diye konuştu.

Diabet cinsel sağlığı olumsuz etkiliyor

Türkiye’de yaklaşık beş milyon insanın sorunu olan diyabet, cinsel yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Ancak bu sorunların bir çoğu basit tedbir ve tedavilerle düzeltilebiliyor

Daha çok kalıtım ve hormonsal bozukluklarla ortaya çıkan ve önemli bir sağlık sorunu olan diyabetin görülme sıklığı giderek artıyor. Özellikle son yıllarda kalorili, şekerli ve yağlı yiyeceklerin fazla tüketilmesi bu artıştaki en önemli neden olarak gösteriliyor. Uzun yıllar kontrol edilmeden devam eden diyabette diğer komplikasyonlara paralel olarak cinsel sorunlar da gelişebiliyor.

Ancak diyabetin yarattığı cinsel sorunların yaşam kalitesini düşürmesine izin vermemek mümkün. Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz, diyabette cinsel sağlığı korumanın yolları ve yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi. Tip 1 veya Tip 2 diyabetin kadınlarda seksüel hayatı fiziksel olduğu kadar ruhsal açıdan da etkilediğini ifade eden Prof. Yılmaz, “Özellikle diyabetin neden olduğu kilo artışı başta olmak üzere bir takım fiziksel değişikliklerin kadınların cinsel hayatında bir takım olumsuzluklar yarattığı söylenebilir” dedi.

Ancak bu sorunların büyük çoğunluğunun basit önlemler veya tedavilerle düzeltilebildiğini kaydeden Yılmaz, “Özellikle iyi glisemi ayarı, bunun gibi birçok sorunu ortadan kaldırıyor. Bizim toplumumuzda kadınlarda diyabetin cinsel sağlık üzerine olan etkisi, erkeklere göre daha az dile getirilmekte ve irdelenmekte olmasına rağmen sorun hiç de azımsanacak ölçüde değildir” diye konuştu.

Diyabetin kadınlarda en sık neden olduğu cinsel sorunlardan bahseden Prof. Yılmaz, “Diyabetin kadınların cinsel sağlığı üzerinde yarattığı en önemli etki, enfeksiyonlardır. Vajinal enfeksiyonlar ve üriner sistem enfeksiyonlarına diyabetik kadınlarda, özellikle kan şekerinin yüksek olduğu dönemlerde daha sık rastlanıyor” şeklinde konuştu.

Ne tür tedbirler alınabilir

Prof. Dr. Yılmaz, “Kadınların bu sorunların üzerine gitmeleri ve basit önlemlerle giderilecek sorunların, cinsel yaşamlarını olumsuz etkilemesine izin vermemeleri gerekir” tavsiyesinde bulundu.

Diyabetin erkekler üzerindeki komplikasyonlarına da değinen Yılmaz, “Bunlar arasında en az tartışılan ve diyabetik erkeklerin hekime başvuru nedenleri arasında hemen hemen en son sıralarda yer alan sorun ise iktidarsızlık. Bu sorunun tıp dilindeki karşılığı ‘impotans veya erektil disfonksiyon’. Diyabetik olmayan bireylerde de ilerleyen yaşla beraber cinsel aktivitede bir yavaşlama olduğunu belirten uzmanlara göre, tüm impotans nedenlerinin yüzde 40’ının nedenini diyabet oluşturuyor” dedi.

Diyabetlilerde impotans tedavisi için üç seçenek olduğunu bildiren Prof. Yılmaz, şunları söyledi;
“Yalnızca psikolojik faktörleri düzeltmek ve impotansa neden olabilecek ilaçları kesmek, bu seçeneklerin başında geliyor. İkinci sırada ise ilaç tedavisi var.”

Diyabetten kaynaklanan cinsel sorun tedavisindeki son seçenekte ise cerrahi yöntemlerin yer aldığını ifade eden Prof. Yılmaz, ilaç tedavisinden cevap alınamayan kişilerde bu tedavinin uygulanabileceğini söyledi

Küçük çocuklarda bronşit öldürmesin

Küçük çocuklarda bronşit sırasında meydana gelen balgam nefes borusunu tıkayarak ölümle sonuçlanabilmekte.

Kayseri Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Kendirci, bronşite yakalanan çocukların, balgam çıkaramayacakları için nefes borularının tıkanarak ölebileceklerini bildirdi.

Kendirci, ailelerin çocuklardaki kış hastalıkları konusunda dikkatli olmalarını istedi. Kendirci, yetişkinlerde akciğerlerdeki büyük hava yollarının iltihaplanmasına bronşit, çocuklarda ise küçük hava yollarının iltihaplanmasına bronşiolit adı verildiğini ve özellikle kış aylarında bu tür hastalıkların çok sık görüldüğünü kaydetti.

Süt çocuklarında bronşiolite daha çok rastlandığını ifade eden Kendirci, "Öksürük, nefes darlığı, hışırtılı solunum ile kendini gösteren bronşiolit, küçük çocuklar için tehlikeli bir hastalıktır. Bronşiolite yakalanan süt çocukları, balgamı çıkaramayacakları için nefes boruları tıkanarak ölebilirler. Akciğerlerde zar delinmesi gelişebilir ve bir parçası sönebilir.

2 yaşın altındaki çocukların tedavisinde geç kalınmamalıdır. Akut bronşiolit, astım gelişme riskine karşı takip edilmelidir." dedi. Kendirci, bronşiolit için nemli oksijen tedavisi ve kalp yetmezliğine sebep olmayacak bronşiolleri genişletici ilaçlar verilmesi gerektiğini kaydetti.

Tabiat eczanesinden şifalı bitkiler

www.burasiturkiye.com internet sitesinde yer alan bilgilere göre, bazı yiyeceklerin taşıdığı özellikler:

Satsuma (Küçük portakal): İçerdiği folik asit ve C vitamini sayesinde öksürüğü ve kanlı tükürmeyi keser. Ayrıca kan pıhtılaşmasına karşı en etkin doğal yiyecek olduğu için ileri yaşlarda felç veya kalp krizi riskini de azaltır.

Tarçın: Yemeklere girmiş olabilecek E-coli bakterisinin vücutta yayılmasını önler. Midenin düzenli çalışmasına etki eder. Kusmayı engeller. Hatta bal veya limon suyuyla birlikte alındığında boğazdaki yanmaları keser.

Hardal: İçindeki singrin maddesi, midenin gaz çıkarmasına yardımcı olur. Sindirim sistemini düzenler, mide ağrılarını giderir. En fazla bir çay kaşığı alınmalıdır.


Nane: İçerdiği mentol, midenin normalleşmesini sağlar. Vücuda giren grip mikrobuna karşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Nane çayı, baş ağrısı, grip, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da birebirdir.

Avokado: Sindirimi çok rahat olan bu meyve özellikle yeni doğmuş bebeklerin ilk maması olarak tavsiye ediliyor. İçerdiği E vitamini kalbe iyi gelir, yüksek potasyum dinç tutar ve insanı depresyona sokan uyuşukluluk ve rahatlığı atar. Vücudun kolesterol oranını ayarlar. Teninizin sürekli hücre yenilemesini sağlar (Zayıflamak isteyenler dikkat: Yağ oranı bir çikolata kadar yüksek olan avokadoyu yememenizi öneririz).

Çikolata: Sütlü çikolataları tercih edin. Çünkü içerdiği kakao yağı, magnezyum, E vitamini beynin kendisini yenilemesine ve psikolojik rahatlık sağlamasına yardımcı olur. Migreni olanlar çikolatadan uzak durmalıdır.

Patates: Orta boy bir patates, bir insanın bir gün içinde alması gereken C vitaminini içerir. Beyindeki serotonin adlı kimyasal maddenin kendisini yenilemesini sağlar.

Bezelye: Haftada 10 porsiyon domatesli bezelye yemeği yiyen bir erkeğin, yemeyene oranla prostat kanserine yakalanma riski yüzde 35 daha az. B vitamini ve protein deposu olan bezelye, kalp için de çok önemli.

Kepekli Ekmek: Kalp hastalıklarıyla bağırsak kanseri için faydalıdır. Günde 12 gramdan fazlası kişiye göre zararlı olabilir.

Kiraz: 100 gramında 40 kalori bulunuyor. İçerdiği ellegic asit, vücudu kansere karşı korurken, kiraz kalp damarlarındaki normal bir kan dolaşımını sağlar. Çok kiraz yenmesi, gut hastalığına yakalanma riskini de düşürür. Günde 20 kiraz yemek 1 aspirin yerine geçiyor.

Pirinç: E ve B12 dışında tüm B vitaminleri ve potasyum içerir. Özellikle kolon ve bağırsak kanserlerine karşı faydalıdır. Kolesterolü düşürdüğünden kalbe iyi gelir.

Fındık: Kalp krizine karşı koruyucu olan E vitamini açısından en zengin besinlerin başında gelir. Her gün yenilen bir avuç fındık kansere ve kırışıklıklara karşı koruyucudur.

Zeytinyağı: İçindeki omega yağ asitleri, kandaki kolesterol düzeyini dengede tutar. Antioksidan özelliği olan E vitamini açısından da zengindir. Bu sayede kalp krizi, felç, kanser ve erken yaşlanmaya karşı beyni koruyucu etkiye sahiptir.

Soğan: Bağışıklık sistemini güçlendirir. İçerdiği allicin ve sülfür, mide ve bağırsak kanserine karşı koruyucu etkiye sahiptir. Son araştırmalar kemik erimesine karşı, peynir ve sütten daha etkili olduğunu göstermiştir.

Çilek: Kolesterol düzeyini düşürür ve sindirim sistemini düzenler. Ellegic asit adı verilen kansersavan bir maddeyi de içerir.

Domates: Likopen açısından zengin ender bitkilerden biridir. Likopen, pankreas gibi çeşitli kanser hastalıklarını önleme konusunda hayati önemdedir. C vitamini açısından zengindir ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Lifli bir besin olması da bağırsak kanseri riskini azaltır.

Kayısı: Antioksidan olan betakaroten açısından zengindir. Hücrelere ve dokulara zarar veren moleküllerin etkisini ortadan kaldırarak kansere karşı koruyucu etkisi vardır. Lifli olduğu için bağırsakları koruyucudur.

Tahıllar: Arpa, mısır, buğday, yulaf gibi tahıllar B ve E vitamini, potasyum ve kalsiyum içerir. Kanserojen maddelerin vücuttan atılması sürecini hızlandırır. Tahıl ağırlıklı bir beslenme rejimi, bağırsak kanseri riskini yarı yarıya azaltıyor.

Fasulye: Fasulye, C vitamini ve betakaroten gibi kalp hastalığı ve kanseri önleyen antioksidanlar açısından zengindir. B vitamini de cinsiyet hormonlarını kuvvetlendirir.

Pancar: Demir ve folik asit açısından zengin olan pancar, eski çağladan beri kan hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Amerikalı uzmanlar, pancar suyunun sarılık tedavisinde de etkili olduğunu belirtiyor.

Lahana: Kanserli hücrelerin çoğalmasını önleyen kroten maddesi içerir.

Havuç: Tam 40 araştırma, havuç tüketimi arttıkça kanser riskinin azaldığını ortaya koymuştur. Bunun temel sebebi betakaroten, C ve E vitaminleri gibi antioksidanlar açısından zengin oluşudur.

Çay: Günde 2 bardak içilen çayla, 4 elma, 5 soğan, 7 portakal yemiş gibi kalp dostu antioksidan madde almış olursunuz. İngilizler, özellikle çocukların haftada en az 6 bardak sütlü çay içmesini öneriyor.


Papatya: Çay olarak içildiğinde sindirime yardımcı olur, karın ağrılarını dindirir. Sıcak bir banyonun ardından hazırlanacak papatya çayı torbaları, egzamanın sebep olduğu kaşıntı ve yanmaları alır.


Acı pul biber: Portakaldan 3 kat daha fazla oranda C vitamini içerir. Capsantin adlı kimyasal madde zona hastalığının sebep olduğu ağrıları dindirmek için yapılan kremlerde kullanılır.

Portakal suyu: Bir bardak portakal suyu günlük C vitamini ihtiyacının tamamını karşılar. İçindeki potasyum vücudun su dengesini korur; cildin kurumasını, kırışıklıkların meydana gelmesini önler.

Enginar: Bol miktarda folik asit ve potasyum içerir. Düşük yağ oranı, sindirimi kolaylaştırıcı etkisi, antioksidan özellikleri sayesinde anne adayı ve bebeğin sağlığına önemli faydaları vardır.

Böğürtlen: E vitamini içerir. Vücuttaki zararlı besin atıklarının temizlenmesini sağlar. C vitamini boldur. Cenini korur.

Kabak: 100 gram kabak günlük folik asit ihtiyacının 4'te birini karşılar. Yüksek orandaki potasyum sıvı-tuz dengesini sağlar.

Tahıl: İdrar yollarını açıcı, çalıştırıcı ve rahatlatıcı etkileri sayesinde dehidratasyonu rahatsızlığı bulunanların mutlaka yemeleri gerekir. Mideyi rahatlatıcı özelliği vardır.

Sürekli Yorgunluğun Nedenleri

Gün sonunda bitkin ve halsiz kalıyor,uyuduğunuz halde yorgun mu kalkıyorsunuz? İşte insanı yorgun düşüren ve enerjisini bitiren en büyük 11 düşman...

İşte insanı yorgun düşüren ve enerjisini bitiren en büyük 11 düşman.

Bilim adamları, kronik yorgunluk ile tüm bu etkenler arasında şaşılacak bağlantılar olduğunu tespit ettiler.

1- Derin uykuda bizi rahatsız edenler:

Gürültü stres yaratır ve stres tansiyonu yükseltir. Sonuçta sürekli halsiz ve uykulu oluruz. Bunun için size önerimiz, yatak odanızdan saat gibi ses çıkarabilecek tüm eşyaları kaldırmanız olacaktır.

2- Kahve ve çay: 6 fincandan sonrası zarar:

Kafein uyarıcı etki yapar, yani beyne daha fazla enerji emri verir. Günde 3 fincan kadar çay veya kahve içersek, bu canlandırıcı özellikten iyi şekilde faydalanırız. Fakat miktar ikiye katlanırsa, kafein ve tein, vücudumuzdaki demiri emer. Bu durumda beyin ve kalbe yeterli oranda oksijen gitmez. Sonuçta kendimizi çok yorgun hissederiz.

3- Karbonhidrat uyku hapı etkisi yapar:

Tüm karbonhidratlar, aç karnına yenildiği zaman ağırlık yapar. Siz siz olun, aç karnına bu besinleri tüketmemeye özen gösterin.

4- Su eksilirse dikkatiniz de dağılır:

Her gün yaklaşık 8 bardak su içmemiz gerekiyor, yoksa hissedilir bir biçimde enerji boşluğuna düşeriz. En iyisi, her saat başı içine biraz limon suyu sıkılmış bir bardak su içmektir.

5- Cep telefonu hipnozdan beter:

20 dakikadan uzun telefon görüşmelerinin uyku hipnozu gibi bir etki yaptığı ortaya çıktı. Dolayısıyla, uzun süreli ve sık olarak telefonla konuşmak bizi yorar.

6- Duş alacağımıza yatağa geri dönelim daha iyi:

Suyun sıcaklığı vücut sıcaklığının çok üzerindeyse bünyemiz uyku getiren hormonları fazlasıyla salgılamaya başlar. Akşamları iyi uyumak için sıcakla, sabahları enerji depolamak için ılık suyla yıkanın!

7- Bazı besinlere karşı dayanıksız olabilirsiniz:

Her şeyi doğru yaptığınız halde zinde değilseniz, "çölyak" hastası olabilirsiniz. Bu bünyenizin tahıl nişastalarını işleyememesi anlamına gelir. Baş ağrısı ve yorgunluktan şikayet eden bu kişilerin buğday, arpa gibi tahıllardan uzak durması gerrekir.

8- Kola bünyeyi aside boğar:

Az harekete bir de aşırı kola, çay ve et tüketimi eklenirse, bünyede aşırı asit meydana gelir. Sonuçta da dolaşım bozuklukları, migren, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi rahatsızlıklar yaşanır.

9- Gürültü de yorar:

Uzun süreli gürültüye maruz kalan insanların enerjisi tükeniyor. Bağıra çağıra konuşan insanların arasında olmak bile insanı yormaya yetiyor.

10- Floresan ışığı kronik esnemeye neden olur:

Floresan ışık, öğrenme ve konsantrasyon yetimizi yüzde 60 oranında düşürür. Gün içinde saatlerce bu ışığa maruz kalan birinin bağışıklık sisteminin zayıfladığı ispatlandı. Bu da kronik yorgunluğa neden olabilir.

11- Küften uzak durmalı:

Bulunduğunuz ortam yeterince havalanmıyorsa küf oluşabilir. Bünye, küfe tıpkı mikroplarda olduğu gibi karşılık verir, bununla mücadele eder. Bu da açıklanamayan sürekli yorgunluğa neden olabilir.

Genel Sağlık, Kadın Sağlığı, Erkek Sağlığı, Çocuk Sağlığı, Beslenme, Spor ve Sağlık, Çevre Sağlığı, Cinsel Sağlık, İlkyardım, Diş Sağlığı, Ruh Sağlığı

Genel Sağlık, Kadın Sağlığı, Erkek Sağlığı, Çocuk Sağlığı, Beslenme, Spor ve Sağlık, Çevre Sağlığı, Cinsel Sağlık, İlkyardım, Diş Sağlığı, Ruh Sağlığı

31 Ocak 2008 Perşembe

Telefon ve bilgisayar tehdit ediyor

Telefon ve bilgisayar tehdit ediyor!
Hayatımızın birer parçası haline gelen telefon ve bilgisayarlar, bir çok rahatsızlığa neden oluyor.

Baş ağrısı, odaklanma güçlüğü, ışığa karşı gözlerin hassaslaşması, göz yorgunluğunun sonuçları. Göz yorgunluğunu önlemenin yollarından biri, bilgisayar ekranıyla gözler arasındaki mesafenin kolunuzun uzunluğu kadar olmasıdır. Eğer bu mesafeden ekranda yazılı olanları okuyamıyorsanız, bilgisayarınızdaki fontları büyütmeniz veya okuma gözlüğü kullanmanız ya da gözlüğü değiştirmeniz gerekiyor.


Klavye ve fare mikrop saçıyor!

Bilgisayarınızın klavyesi, fareniz, telefonunuz sizi hasta etmeyi bekleyen binlerce mikrobu barındırabilir. Bir araştırmaya göre, iş yerlerindeki sert yüzeylerde virüsler günlerce canlı kalıyor ve enfeksiyona neden olma yeteneklerini koruyorlar.

İshale neden olan virüslerin enfeksiyon için yeterli dozları, telefonun yüzeyinden, kullanan kişilere kolayca bulaşabiliyor. Dezenfektan temizlik maddeleriyle bu eşyaları düzenli temizlemek gerekiyor.

Sigarayı bırakan 'yeniden doğuyor'

Sigarayı bırakanlarda hayat, adeta yeniden başlıyor.

''Yeniden doğmuş gibi oldum'' sözünü dedirten durumlardan biri de sigarayı bırakabilmek... Hayatımızdaki dönüm noktalarında ya da kendimizi önemli bir şeyin ardından çok iyi hissettiğimiz zamanlarda kurduğumuz bu cümle, sigarayı bırakma başarısının da ''sözlü'' bir anlatımı. Kısacası sigarayı bırakmayı başarmak, ruhen ve bedenen yenilenmeyi, tazelenmeyi ifade ediyor. Doç. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu da sigarayı bırakma başarısını ''yeniden doğmaya'' benzetiyor.
Sigarayı bıraktıktan sadece 20 dakika sonra vücudumuzda başlayan sağlığa olumlu etkileri, zamanla ruh halimize ve hayatımıza yayılıyor. Tüm bu iyilik hali de kendisiyle daha barışık kişilerin sayısının artmasına neden oluyor.

İstanbul Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Sigara Bırakma Polikliği sorumlusu Doç. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, sigara bağımlılığından kurtulmanın getirdiği olumlu değişikliklerle ilgili sorularımızı yanıtladı.

Maçı kazanmış hissi veriyor

Sigara bırakmanın özgüven üzerindeki etkisi nedir?

Sigarayı bırakmayla birlikte kişinin özgüveni çok hızla yerine geliyor. Zor bıraktığını söyleyenler, yardımla bırakmış olsalar da bireysel başarı olduğu için bu kişide tenis maçı kazanmak gibi bir etki yaratıyor.

Kimler sigarayı bırakmada daha başarılı oluyor?

Kadınlar sigarayı bırakma polikliniklerine başvurmada ve poliklinik takiplerinde daha ısrarcı ve disiplinliler. Ayrıca eşlerinin bırakma sürecinde de daha fazla destek oluyorlar. Örneğin iki eşten kadın sigarayı bırakmak istiyorsa erkek onu çok fazla destekleyici olmuyor. Ama erkek sigara içiyorsa kadın hakikaten bırakma sürecinde bize çok fazla yardımcı oluyor.

Ayrıca yönetici pozisyonunda olan kadınları başlangıçta ikna etmek çok zor. Ama bırakma konusunda daha başarılı olduklarını söyleyebiliriz.

Erkeklerde cinsellik düzelir

Kadınlarda sigarayı bıraktıktan sonra nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?

Öncelikle başka şeyleri başarmak adına motivasyonları artıyor. Biz bırakma süreci içinde özgüveni artırabilmek için de sporu programa koyuyoruz. Hasta sigarayı bıraktıktan sonra ilk başladığında 20 dakika spor yaparken ileriki günlerde bu süreyi 25 - 30 dakikaya çıkartıyor. Bu da kendilerine olan güvenlerini daha da artırıyor.

Sigaranın erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluklarına yol açtığını biliyoruz. Erkeklerde sigarayı bıraktıktan sonra cinsel sorunların ortadan kalkması, özgüvenlerini geri getiriyor mu?

Tabii ki. Bıraktıkları andan itibaren erektil disfonksiyondan (sertleşme sorunu) tutun da libidoya kadar (cinsel istek) düzelmeler oluyor.

Peki sigarayı bırakanlar bu başarı nedeniyle kendilerini ödüllendirme ya da şımartma yoluna gidiyorlar mı?

Zaten bırakma programlarında ''kendinize ödül verin'' diyoruz. Bir kısmı kendileri için tatil planı yaparken bir kısmı da kendilerine yeni bir şeyler alıyorlar.

Son zamanlarda bir kaç fabrikada sigara bırakma programına gittik. İşverenler çalışanlarına ikramiye, bir kaç gün fazla izin ya da plaket türü şeyler verdi.

Hangi yaş grupları daha kararlı çıkıyor?

Sigara bırakma süreci içinde 40 yaşın üstündekilerde başarı oranları yüksek görülüyor. Ancak bunlar aynı zamanda hastalıkları da olan kişiler. Biliyoruz ki hastalığı olanlar, hastalığı olmayanlara göre sigarayı daha kolay bırakıyorlar. Kalp yetmezliği, koroner problemi ve kronik bronşit gibi hastalığı olanların, hastalığı nedeniyle mi yoksa yaş nedeniyle mi sigarayı bırakmaya daha motive olduklarını ayırt edemiyoruz.

Peki kadınlarda kırışıklıkların 40'lı yaşlarda belirginleşmeye başlaması , cildi yaşlandıran sigarayı bırakmada etkili mi?

Kadınlarda sigara bırakma sürecinde cilt sorunlarının hızla düzeldiğini görüyoruz. Bu da onların bırakma motivasyonunu ve o süre içinde kendilerine olan güvenlerini artırıyor.

Beyin yeniden organize olur

Gençlerde sigara bırakmanın geri dönüşümü nasıl oluyor?

Sigara bırakma süreci içindeki sportif aktivite başarısı artıyor. Bu da sigarayı bırakmalarını kolaylaştırıyor, o süreci devam ettirmesini sağlıyor.

Sigarayı bırakan hastalarınız nelere yöneliyorlar?

Sigarayı bırakana kadar hobisiyle ilgilenmeye fırsat bulamayanlar hobilerine zaman ayırmaya başlıyorlar. Bir de sigarayı bıraktırma konusunda bizimle çalışmak için gönüllü olmak istiyorlar.

Sigarayı bırakma başarısı ne tip bir başarıya eşittir?

Sigara, beynin temel ihtiyaçlarını yöneten, bütün karar verme mekanizmalarına gelen giden yolları etkiliyor. Bunu bir çağrı merkezi gibi düşünün.Kişinin sigarayı bırakması yeniden doğmaya benzer. Çünkü beyni yeniden organize olur. Bir bilgisayarın yazılımını, işletim sistemini yeniden yüklemek gibi bir şeydir.

Başarı örneği olarak, uyuşturucuyu bırakmayla aynı düzeyde görüyoruz.

Kalp hastalarına yogalı tedavi

Kalp hastaları yoga eğitmeni eşliğinde vücudun sağladığı mutluluk hormonu olan endorfin ile stresten kurtuluyor.

Bursa'da özel bir hastane, kalp hastalarını yoga ile tedavi etmeye başladı. Hastalar, diplomalı yoga eğitmeni eşliğinde vücudun sağladığı mutluluk hormonu olan endorfin ile stresten kurtuluyor.Kalp damar cerrahi merkezi olan Özel Çekirge Kalp ve Aritmi Hastanesi, kalp ameliyatı olan 10 hasta için yoga sınıfı açtı. Katılımcılara doğru nefes alma, gevşeme ve kas güçlendiren hafif egzersizler yaptıran yoga uzmanları, hastalarını stresten kurtarıyor. Sertifikalı yoga eğitmeni Gonca Duyan, strese karşı etkili olan yoganın aynı zamanda kan basıncını, kolesterolü ve şeker seviyesini düzenleyip vucudu fiziki olarak güçlendirdiğini belirterek, şunları söyledi:
Hastalarımızı rahatlatarak yoga ile doğru nefes alma tekniklerini öğretiyoruz. Bu sayede kalbe doğru şekilde oksijenin gitmesi sağlanıyor. Yoganın bu iyileştirici etkisini kabul eden doktorlar artık by- pass ameliyatı geçirmiş hastalarına da düzenli olarak kalp yogası yaptırıyor. Araştırmalara göre yoga yapanların kan yağları, kan şekerleri ve tansiyonları daha iyi kontrol ediliyor. Daha az ilaçla tansiyonları düzene girebiliyor. Bu yoganın stres hormonu adrenalini azaltıp, mutluluk hormonu endorfini artırmasının bir sonucudur.'

Her yaştan insanın yoga yapabileceğini vurgulayan Gonca Duyan, 'Kalp yogası, temel duruş biçimleri, nefes teknikleri, derin gevşeme meditasyondan oluşuyor. Kalp yogası bilinen yogadan çok farklı. Temel olarak kullanılan duruşlar kan basıncını düşürür, hayat enerjisini yükseltir. Stresi kontrol eder. Bu duruşlar ayakta da oturarak da yapılabilir. Hastaların klinik durumları göz önüne alınarak uygulanır. Duruşlar her yaştaki ve her durumdaki hastalara tavsiye edilebilir' diye konuştu.

Kalp hastaları üzerinde yapılan araştırmalara göre yoganın damar fonksiyonlarında yüzde 70 oranında gelişme sağladığına dikkat çeken Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Op. Dr. Benhür Can da, 'Hastanemizde kalp hastalarımız için bir yoga programı planladık. Yoganın hastaların ameliyat sonrası hayata daha erken adapte olmaları, depresyonu yenmeleri, ayrıca tansiyon, şeker ve kolesterolü düşürdüğü ispatlanmıştır.

Başlangıçta 10 hastamızın değerlerini baz aldık. 3 ay sonra yeniden gözden geçireceğiz. Hastalarımız çok mutlu, böyle bir aktiviteyi gerçekleştirmekten bizler de mutluyuz. Gelişmelere göre bunu daha sonra diğer hastalarda da uygulayacağız' dedi.

Siyah çikolata tansiyon düşmanı

Yüksek tansiyonu doğal yollardan düşüren gıdalardan biri de siyah çikolata.

Köln Üniversitesi Hastanesi'nde yapılan bir çalışmanın sonucuna göre, günde 30 kalori kadar siyah çikolata yemek yüksek tansiyonu düşürebiliyor. Araştırmacıların tavsiye ettiği siyah bitter çikolata, yüzde 70'ten fazla kakao ihtiva ediyor. 30 kalorilik çikolata, takriben altı - yedi gramlık küçücük bir çikolata parçası demektir. Hafif tansiyon yüksekliği dışında başka sağlık sorunları bulunmayan ve tansiyon düşürücü ilaç kullanmayan 24 kadın ve 20 erkek, iki gruba ayrılmış. Gruplardan birine 18 hafta süreyle, akşam yemeğinden iki saat sonra günde 30 kalori dozunda siyah çikolata verilmiş. Çalışmaya katılan kişilerin normal beslenme, egzersiz ya da başka alışkanlıklarında değişiklik yapılmamış.

Çalışma sonunda, siyah çikolata grubundaki katılımcıların kan basınçlarında çalışmanın başlangıcına göre azalma olduğu saptanmış. Araştırmacılar, bu düşüşün küçük olmakla birlikte klinik açıdan değerli olduğunu söylüyorlar.

The Journal of the American Medical Association dergisinde yayımlanan bu çalışmadan, kan basıncını düşürmek için tek yapılması gereken şeyin çikolata yemek olduğu sonucunu çıkarmak, kuşkusuz çok yanlış olur. Sağlıklı bir diyet, egzersiz ve fazla kiloların verilmesi kan basıncını normal sınırlara çekmek için önemli ama her gün az miktarda çikolata yenilmesi ''uyulması kolay'' bir tavsiye olduğundan bir çok yüksek tansiyon hastasının hoşuna gidebilir.

Çalışma, siyah çikolatanın kan basıncı üzerinde nasıl etkili olduğunu göstermiyor ama kakaonun içindeki flavonol adlı bileşiklerin rolü oynayabileceği sanılıyor.

Gerçekten de siyah çikolata çok iyi bir flavonoid, yani antioksidan kaynağı. Çikolatanın kalp damar hastalıkları üzerinde yararlı olabileceğini düşündüren çalışmaların sonuçları aşağıdaki noktalarda odaklanıyor: Çikolata flavonoidleri kanın pıhtılaşmasında artışa neden olan trombositlerin birbirine yapışmasını önleyerek damarlarda pıhtı oluşumuna engel olabilir. Çikolatada nitrik oksit üretimi için gerekli olan bol miktarda arginin var. Nitrik oksit kan damarlarını genişleterek kan akımının ve tansiyonun düzenlenmesine yardımcı olur. Çikolata zengin bir antioksidan kaynağı olması nedeniyle, damar sertliğine karşı koruyucu rol oynayabilir. Kakaoda bulunan bitki sterolleri sitosterol ve stigmasterol gıdalarla alınan kolesterolün emilimini azaltabilir.

Meyvelerin renkleri

Birçok meyveye renklerini flavonoid denen maddeler verir. Flavonoidler aslında bitkilerin kendilerini parazitlere, bakterilere ve hücre hasarına karşı korudukları maddelerdir. Bu işlevleri onların insandaki etkileri hakkında ipucu veriyor. Çünkü yediğimiz meyvelerin, bizim için çok yararlı olan güçlü antioksidan aktivitelerinden onlar sorumlu. C ve E vitaminleri, beta-karoten, selenyum ve çinko gibi antioksidan özellikleriyle bilinen vitamin ve minerallerle karşılaştırıldığında, flavonoidler daha güçlü ve daha geniş bir antioksidan etkiye sahip. Bunlar güçlü antioksidan etkileriyle serbest radikal denen vücudumuzda oluşan zararlı maddeleri toplayarak, bunların dokulara zarar vermesini önlüyorlar.

Yaban mersini, böğürtlen, ahududu, siyah üzüm, kırmızı erik, çilek, elma, kiraz gibi meyvelerin hem kabuğunda, hem de etinde bulunan flavonoidler olan ''Antosiyanidinler'' ve ''Proantosiyanidinler'' hücrelerimizin içindeki C vitamini düzeyini yükseltiyor, küçük kan damarlarından sızıntıyı önlüyor, serbest radikal hasarına karşı korunma sağlıyor ve eklem yapılarının sağlamlığını artırıyorlar. Bu son nokta, yani flavonoidlerin eklemlerdeki kirişler, bağlar ve kıkırdak yapısında bulunan kolajen üzerindeki faydalı etkisi, romatoid artrit gibi iltihabi eklem hastalıklarında önem taşıyor.

Damar sertliğine karşı koruyorlar

Flavonoidlerin damar sertliği üzerindeki etkisi de biliniyor. Bu süreci yavaşlatıyor, korunma sağlıyor ve hatta tersine çeviriyorlar. 10 bini aşkın erkek ve kadın üzerinde yapılan bir araştırmada flavonoidlerden zengin beslenenlerde kalp hastalığı, inme, akciğer ve prostat kanseri, tip 2 diyabet ve astım gibi birçok kronik hastalığa yakalanma ve ölüm riskinin daha düşük olduğu saptanmış.

Birçok meyve ve sebzede özellikle soğanda bulunan quercetin gibi flavonoidler ise alerjiyi tetikleyen maddelerin salınmasını önleyen anti-alerjik bileşiklerdir. Alerjik durumlara karşı kullanılan ilaçların molekül yapısı ile flavonoid moleküllerinin yapısı arasında yakın bir benzerlik var.

Besin kaynaklarından günde 300 miligram flavonoid alınması öneriliyor. Manavınızdan alabileceğiniz taze mevsim meyveleri normalde bu ihtiyacınızı karşılar. Ama bu saydıklarımı seyrek yiyorsanız, turunçgil bioflavonoidleri, üzüm çekirdeği özütü, quercetin ve yaban mersini özütü, alıç meyvesi özütü gibi çeşitli flavonoid desteklerini önerebilirim.

Ramazan'ı sağlıklı geçirin

Ramazan'da değişen beslenme tarzınızın sağlığınızı olumsuz biçimde etkilememesi için nelere dikkat etmelisiniz?

Ramazan boyunca kişilerin beslenme tarzı değişir, fiziksel aktiviteleri azalır ve su tüketimi de kısıtlı bir süreye yayılır. Dolayısıyla bu dönemi sağlıklı biçimde geçirmek için bazı noktalara dikkat etmek gerekir. Asıl irade savaşı iftarla birlikte başlar. Bütün gün aç kalan vücut acil enerji sinyalleri verir ve bir anda kontrolsüzce yemeklere saldırabiliriz. Bir anda fazla miktarda yemek yemenin vücuda yükleyeceği yükü azaltmak için iftar iki öğüne bölünmeli. İftarda hızlı ve fazla yemek tüketilmemeli, yavaş yavaş ve küçük porsiyonlar halinde yemek yenmeli. Ayrıca iftar ile sahur arasına küçük ara öğünler eklenmeli, böylece hem bir defada fazla miktarda yemenin vereceği olumsuzluklar engellenmeli hem de yavaşlayan metabolizmaya destek olunmalı.

Bitki çaylarını için
İftar küçük bir öğünle açıldıktan sonra mideyi sakinleştirici, sindirime yardımcı çaylar tüketilmeli. Nane, rezene, papatya, ıhlamur çayları veya bu çayları içeren karışımlar ılık suda hazırlanılarak içilmeli.

Porsiyon kontrolü yapın
Porsiyon miktarlarını fazla artırmadan ve yenilenlerin içeriğinde bulunan maddelere (yağ, karbonhidrat, protein, vitamin, mineral) dikkat ederek ve en önemlisi de pişirme yöntemlerinden sağlıklı olanları seçerek ramazanı daha dinç ve daha sağlıklı bir şekilde geçirmek mümkün.

Sebze ve meyve tüketin
Mevsimine özel sebze ve meyveler ramazan boyunca sofrada bulundurmalı. Sindirim sorunu yaşatmayacak yemekler mönülerinizde yer almalı. Yemeklerinizi mümkün olduğunca az yağlı, maydanoz, nane, fesleğen, biberiye gibi baharatlarla tatlandırarak hazırlamalı, onları vitamin kayıplarını minimuma indirecek şekilde pişirmelisiniz.

Pideyi az yiyin
Mis gibi kokusu ve cezbedici tadıyla aç karına fazla tüketilip fazla kilo alınmasına ve hazımsızlığa neden olabilecek pideleri her akşam tüketmek yerine özel davetler için kendinize bir ödül verme alışkanlığı olarak yemelisiniz.

Kızartmalardan uzak durun
Tüm gün aç kalan mideniz için iftarda hazmı kolay, besleyiciliği yüksek, kalori içeriği düşük, hafif yemekler tercih etmelisiniz. Kızartmalardan, mayalı besinlerden (hamur işlerinden), aşırı şeker ve yağ içeren besinlerden, şerbetli tatlılardan, çok tuzlu veya baharatlı yemeklerden, sucuk, sosis, pastırma gibi şarküteri ürünlerinden, bal, kaymak ve gazlı içeceklerden uzak durmalısınız.

Posa alımını artırın
Kan şekerini hızla yükselten besinler yerine posa miktarı fazla olan besinler (kepekli ekmek, çok tahıllı ekmek, çavdar ekmeği, kepekli makarna, kepekli pirinç gibi), sebze, meyve, kuru baklagiller, ceviz, fındık ve badem tercih edilmeli.

Sıvı tüketimine dikkat
İftarda ilk yemek olarak çorba tercih edilebilir. Gün içinde susuz kalınacağından iftar ile sahur arasında sıvı ihtiyacı çok iyi karşılanmalı. En az 2-2,5 litre su içilmeli, ayrıca ayran, taze sıkılmış meyve ve sebze suları, çorba, komposto gibi içeceklerle sıvı alımı artırılmalı.

Hafif tatlıları seçin
Kan şekerindeki ani düşüş ve yükselişler, uzun süreli açlığa bağlı kişilerin tatlı ihtiyaçlarının artması fazla miktarlarda ve yanlış cinste tatlı tüketimiyle sonlanabilir. Bunun için sütlü, meyveli, hafif tatlılar tercih edilmeli; komposto veya kuru meyve alternatifleri tatlı ihtiyacını baskılamak üzere mönülerde yer almalı.

haftanın öğüdü Mutlaka sahura kalkın
Oruç tutmak, uzun süre aç kalındıktan sonra yüklü öğünler halinde beslenilmesi sindirim ve başka sağlık sorunları yaratabileceği gibi, metabolizmayı da yavaşlatıp besinlerin yağ olarak depolanmasına neden olabilir. Oruç tutarken doğal olarak vücut hareketlerimiz yavaşlar ve metabolizma hızımız düşer. Ancak iftar saati ile birlikte, ani ve fazla miktarda yemek yediğimiz için yemek sonrasında kan şekerimiz hızla artar, ardından yine hızla düşer.

Şeker konusunda yaşanan bu dengesizlikler kendimizi yorgun, bitkin hissetmemize neden olur, üşümeler başlar. Öte yandan açlık durumunun uzun süre devam etmesi başağrısı, baş dönmesi, unutkanlık, dalgınlık, dikkatsizlik, uykuya eğilim, sinirlilik, hazımsızlık, şişlik, ekşime gibi sorunlara da neden olur ve iş verimi düşebilir. Tüm bu olumsuz durumları bertaraf etmek için mutlaka sahura kalkılmalı.

Ramazan'ı sağlıklı geçirin

Bilim adamları günde 7 saatten "az" uyumak kadar, fazla uyumanın da kalp ve damar hastalıkları riskini artıracağını açıkladı
Günde 7 saatten az ya da çok uyumanın kalp ve damar hastalıkları riskini iki katına çıkardığı belirlendi. İngiltere'deki Warwick Üniversitesi ve University College London tarafından yapılan araştırmada yaklaşık 10 bin kişinin uyku düzeni ve ölüm oranları karşılaştırıldı. Araştırmada, düzenli olarak 7 saat uyumanın sağlık açısından en faydalısı olduğu, bu düzeni değiştirmeninse hastalıklara yol açabileceği ortaya çıktı.

7 saat yerine 5 saat uyuyanlarda ölümcül kalp-damar hastalıkları riskinin iki katına çıktığı, herhangi bir nedenden ölüm ihtimalininse 1.7 kat fazla olduğu belirlendi.

Yetersiz uykunun kilo alma, yüksek tansiyon ve ikinci tip diyabet gibi birçok soruna yol açabileceği belirtildi. 7 saat yerine 8 saat veya daha fazla uyumanın da ölüm riskini iki kat artırdığı tespit edildi. Araştırmacılardan Profesör Francesco Cappuccio, uykunun fizyolojik olarak yenilenme sağladığını belirtti.Kaç saat uyumalı.

Maden suyunu daha sık tüketin

Maden suyu konusunda zengin kaynaklara sahip olan ülkemizde maalesef tüketim çok yetersiz. Oysa maden suları, bol mineral içerikleriyle sağlığımız için oldukça yararlı.

Yurtdışı seyahatlerinde su istediğiniz zaman eğer belirtmediyseniz genelde önünüze maden suyu gelir veya garsonun ''gazlı mı, gazsız mı?'' sorusu ile karşılaşırsınız. Çünkü Avrupa Ülkeleri ve Amerika'da maden suyu tüketimi çok yaygın ve bu konuda yerleşmiş önemli bir alışkanlık var. AB ülkelerinde yıllık 150 litre olan maden suyu tüketimi Türkiye'de yaklaşık dört litre.

Maden suyu nedir?

Maden suyu jeolojik ve fiziksel olarak koruma altında tutulan yeraltı sularından elde edilmiş çözünmüş katı madde içeriği toplam 250 ppm'den daha az olmayan sulardır. Çözünmüş mineral tuzları, elementler ve gaz içerirler. Mineralli suları diğer sulardan ayıran özellik, kaynağından elde edildiği anda spesifik miktar ve oranlarda mineraller ve iz elementler içermeleridir. Her maden suyu farklı miktarda mineral içerebilir.
Türkiye maden suyu konusunda zengindir. Ancak İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Zeki Karagülle'nin açıklamalarına göre; Türkiye'deki kaynakların yüzde 99'u boşa akıyor.

Ülkemizde 225 adet normal mineralli su kaynağının bulunmasına rağmen bu kaynaklardan çıkan suyun sadece 24'ü şişeleniyor. Bu kaynaklarından çıkan günlük 63 milyon litre doğal mineralli suyun 630 bin litresi değerlendirilebiliyor. Türkiye'de şifalı 325 termal su, 225 maden suyu ve 75 içmece grubu bulunuyor.

Soda ile maden suyu farklıdır

Maden suları kalsiyum, klor, magnezyum, sodyum, potasyum gibi vücut için önemli birçok mineral içerir. Özellikle terle sıvı ve elektrolit kaybının arttığı yaz aylarında, spor yapanlarda, sık seyahat edenlerde iyi bir seçimdir. Ancak maden suyu ile soda karıştırılmamalıdır. Maden suyu yerin en derin katmanlarından çıkar. Çıktığı yerin jeolojik özelliklerini taşır ve magmadan aldığı karbondioksit gazının basıncı vasıtasıyla yeryüzüne çıkarlar. Yeryüzüne çıkarken geçtikleri katmanlardan mineralleri de alarak yol alırlar. Bu sebeple mineralce zengin ve doğal bir içecektir.
Tüm maden suları doğal olarak minerallerden zengindir.

Yeraltında oluşma süreçlerinde hemen hepsi değişik düzeylerde kalsiyum, magnezyum ve sodyum, bazıları da florür içerir. Bu mineraller insan sağlığı için yaşamsal önem taşırlar. Kalsiyum; kemik ve kalp-damar sağlığı ve sinir uyarı iletimi, magnezyum; kalp, kas ve sinir sağlığı ve enerji üretimi, sodyum; su-elektrolit ve asit- baz dengesi, sindirim desteği ve uyarı iletimi, florür de diş ve kemiklerde yaşamsal işlevler görür.

Minerallerin, mineralli sulardan emilerek vücuda alınmaları ve söz konusu işlevlerde kullanılmalarının (biyo-yararlanımlarının) diğer doğal besin kaynakları ve yapay farmakolojik destek preparatlarından daha yüksek olduğu son yıllarda yapılan çalışmalarda gösterildi. Özellikle kadınlara osteoporozun önlenmesi ve tedavisi açısından ergenlik döneminde ise kemik ve dişlerin büyümesine destek olması açısında tercih edilebilir.

Egzersiz sonrası içilebilir

Mineralli su aktif yaşam, spor ve egzersizde doğal su desteğidir. Sağlığın korunması ve geliştirilmesinde dengeli ve yeterli beslenmenin yanında günlük fiziksel aktivitelerin artırılması ve çeşitlendirilmesinin yararları günümüzde giderek daha iyi anlaşılıyor.

Sportif faaliyetlere katılma, egzersiz yapma, yürüme ve koşu gibi aktivitelere katılma günümüz insanının sağlıklı alışkanlıkları arasında daha çok yer alıyor. Bu arada, tüm bu aktiviteler sırasında terlemeyle oluşan su ve mineral kaybı unutulmamalıdır. Bu su ve mineral kaybının karşılanması yaşamsal önemdedir. Bu konuda mineralli sudan faydalanılabilir. Böylece, kaybedilen vücut suyu yerine konulduğu gibi, artan kas ve hücre metabolizması yeterli miktarlarda minerallerle desteklenir ve yaşamsal önemdeki su-elektrolit dengesi korunur.

Sudaki mineraller ve sağlık açısından önemleri

Kalsiyum Kemik, diş ve kalp sağlığı, kan pıhtılaşması, sinir uyarı iletimi
Magnezyum Kalp, kas ve sinir sağlığı ve enerji üretimi
Sodyum Su-elektrolit dengesi, sindirim desteği, asit-baz dengesi, uyarı iletimi
Potasyum Hücre metabolizması, su dengesi
Florür Diş ve kemik sağlığı
Iyodür Troid bezi fonksiyonları desteği
Klorür Su-elektrolit dengesi, sindirim desteği
Bikarbonat Mide fonksiyonları, kan ve idrarda asit-baz dengesi
Sülfat Kalın bağırsak fonksiyonları, safra kesesi ve fonksiyonlarının uyarılması

Bugün Dünya Hepatit Günü

Gut hastalığının gelişmesinde kırmızı et ve hayvansal proteinin aşırı tüketiminin etkisi var. Bu yüzden de zengin hastalığı deniyor.

Gut genelde ''zengin hastalığı'' olarak tanımlanır. Bu unvanı almasının sebebi, hastalığın gelişmesinde kırmızı et ve hayvansal proteinin aşırı tüketiminin etkisinden kaynaklanıyor. Aslında durum sadece bundan ibaret değil, çünkü bazı bitkisel kaynaklı besinler de hastalığın tedavisinde sınırlanmak zorunda. Gut daha çok 40 yaş üstündeki genellikle şişman erkeklerde, alkol ve protein tüketimi fazla olan bireylerde görülür.
Gut bazı eklemlerde ağrı, duyarlılık, kızarıklık, şişlik ve ısı artışıyla ani olarak gelişen, şiddetli ataklarla seyredebilen bir hastalıktır. Gut vücudumuzdaki ürik asit fazlalığından oluşur. Pürin içeren besinler vücutta sindirilirken ürik asit oluşur. Ürik asit sağlıklı her bireyin kişilerin kanında bulunan bir yıkım ürünüdür. Ancak kanda düzeyinin yükselmesi, böbreklerden atımının az olması durumunda diz ve ayak baş parmağı eklemleri ve yumuşak dokularda birikerek şiddetli ağrılara sebep olurlar. Ürik asidin fazlalılığı; ürik asidin fazla yapımından, böbreklerden atımının az olmasından, vücutta ürik asit haline dönüşen pürinlerin bazı yiyeceklerle fazla miktarda alınmasından kaynaklanabilir.

Et yememek çözüm değil

Gut tedavisinde temel beslenme şekli pürinden zengin besinlerin tüketim miktarlarının azaltılmasıdır.
Et, tavuk, hindi, balık gibi besinler ataklar başladığında kesinlikle yenmemelidir. Atakların şiddeti geçtikten sonra ise günde 60 gramı geçmeyecek şekilde tüketilebilir.
Pürinden kısıtlı bir diyette süt, yumurta ve peynir protein ihtiyacını karşılayacaktır ancak yağsız tüketilmelidir. Soya sütü kullanılmamalıdır.lkol tüketimi de yine ürik asit seviyesini arttırabileceğinden içilmemeli veya sınırlı miktarda tüketilmelidir.
Pürinden zengin besinleri tüketmeniz ürik asit seviyenizi etkileyerek atakların gelişimini olumsuz etkileyecektir. Bu nedenle pürinden zengin besinleri ve alkol tüketimini sınırlandırmalısınız. Eğer fazla kilonuz varsa mutlaka kilo vermelisiniz. Beslenme programınızı ayarlarken bir diyetisyen yardımı almanız gut ataklarının oluşmasını önlemek için çok daha doğru bir yoldur.

Şiddetli gut atakların oluşumu

Aşırı alkol alımı Sıkı diyet ve açlık durumu Pürin içeriği fazla olan besinlerin fazla miktarda yenmesi Herhangi bir operasyon geçirme Ani, şiddetli bir hastalık geçirme Aşırı yorgunluk Aşırı stres Eklem travması, yaralanma Kemoterapi tedavisi Diüretik etki yaratan ilaçların kullanılması ile ilişkili olabilmektedir.

Ürik asitten kısıtlı beslenme programında bunlara dikkat

Ürik asit seviyenizin iyileşmesi ve varsa ilaç tedavinize bağlı olarak listede bazı düzenleme ve değişiklikler hekim ve beslenme uzmanı gözetiminde yapılabilir.
Yenilmemesi gerekenler Tam yağlı süt, yağlı et suları ve bunlarla yapılmış yemekler ( az yağlı/yağsız tüketilebilir) Sakatatlar (karaciğer, böbrek, dalak, işkembe, dil, beyin, kokoreç..) Sucuk, pastırma, sosis, salam Alkollü içecekler Havyar, midye, kalamar, istakoz, ançuez, sardalya Leblebi, kuruyemişler Tam yağlı peynirler (az yağlı/yağsız tüketilebilir) Yağda kızartılmış, kavrulmuş, sos eklenmiş yemekler Kepekli, çavdarlı, yulaflı ekmekler, krakerler( beyaz ekmek ve mısır ekmeği yenebilir) Hamur işi, börek, çörek, pasta, kurabiye, kek ( yağsız sütten tatlı veya meyveli tatlı tercih edilebilir) Kaymak, krema, mayonez Hayvansal yağlar(tereyağ, kuyruk yağ..) Av etleri (Kaz, ördek, keklik, bıldırcın, tavşan..)
Sınırlı önerilen besinler (Günde sadece 1 seçim)
Yağsız dana eti, tavuk veya hindi, balık (2 köfte kadar - 60 gram) Kurubaklagiller (8 çorba kaşığı) Karnabahar, ıspanak, pazı, brokoli, brüksel lahanası, semizotu (8 çorba kaşığı) Bezelye, kuşkonmaz veya mantar (4 çorba kaşığı) Bulgur (8 çorba kaşığı) NOT: Yukarıda belirtilmiş sınırlı önerilen besinlerden hergün sadece biri tüketilmelidir, liste dışında kalan sebzeler rahatça tüketilebilir.

Hurmanın yararları

Hurma içerik olarak çok çeşitli vitamin ve minerale sahiptir. Lif, yaÇ ve proteinler açısından zengindir. Hurmada sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, kükürt, fosfor ve klor da bulunmaktadır. Hurma ayrıca A vitamini, betakaroten, B1, B2, B6 ve folik asit vitaminlerini de içerir. Diğer meyvelere göre protein içermesi de önemlidir. İftar sofralarının vazgeçilmez yiyeceği hurmanın kalp ve damar hastalıklarından korunmada etkili rol oynadığı, kansere karşı koruyucu olduğu, boğaz ağrısını kestiği, bronşit, öksürük ve soğuk algınlığı şikayetlerini giderdiği bildirilmektedir. Uzun süren açlık sonrası iftarda düşen kan şekerini dengelemesi ve bağırsaklara faydalı lifleri sağlamada en doğru seçimlerden biridir.

Gözlerinizi koruyun!

21. yüzyılın en yaygın meslek hastalığı 'Bilgisayara Bakma Sendromu' şu belirtileri içerir: Gözlerde ağrı, yorgunluk, rahatsızlık, kızarıklık, bulanık görme, çift görme...

Yaklaşık 20-25 yıl önce bilgisayarların gelişimi iş yerlerinde bir devrim yarattı. Daha önce ofis işleri daktilo, dosyalama, okuma ve yazma gibi aktiviteler içeriyordu. Bu aktivitelerin her biri kısmen farklı vücut ve bakış pozisyonu gerektirir, bu da aktiviteler arası doğal bir ara verme yaratırdı. Bilgisayarlar bu işlemlerin hepsini biraraya topladı, bunları ekran karşısından kıpırdamadan yapılır hale getirerek kalite, üretim ve etkinliği artırdı. İş dışında da internet, vb amaçlı bilgisayar kullanımımız arttı.
Bunun sonucunda 21. yüzyıl bir salgınla karşı karşıya kaldı: 'Bilgisayara bakma sendromu'. Bilgisayar kullanıcıları olarak bu sendromun bir veya birkaç bulgusundan pek çoğumuz şikayetçiyizdir: Gözlerde ağrı, yorgunluk, rahatsızlık, kızarıklık, bulanık görme, çift görme. Bu sendromun gözlerle ilgili olmayan diğer belirtileri ise baş-boyun-omuz ve sırt ağrıları!
Bilgisayara bakma sendromunun en önemli nedeni göz kurumasıdır:

Bilgisayarla çalışma sonrasında gözlerde kuruluk ve buna bağlı yanma ile ağırlık hissi olur. Bilgisayar kullanıcısında, göz yüzeyindeki kuruluğu telafi etmek üzere refleks bir göz yaşarması da meydana gelebilir. Göz yüzeyinde kuru noktalar oluşmasının temel sebebi ekran karşısında göz kırpma hızımızın düşmesidir. Bunun yanısıra şu risk faktörleri de ekran karşısında gözlerimizin kurumasında rol oynar:

* Ofis ortamı: Klimalar, kağıt tozu, lazer ve fotokopi tonerleri; ortamda kuruluk ve gözün korneasını (en öndeki saydam tabaka) rahatsız eden kimyasal dengesizlik yaratır.

* Göz yüzeyindeki buharlaşma alanının artması: Kağıttan bir yazı okurken genellikle aşağı doğru bakarız.

Göz kapaklarımız, göz yüzeyinin önemli bir bölümünü kapar ve göz yaşının buharlaşmasını engeller. Ekrandan bir yazı okurken ise genellikle ileri doğru bakarız. Bu da göz kapakları arasındaki aralığı genişletir. Böylece gözyaşı daha geniş bir alandan buharlaşır.

* Cinsiyet: Kadınlarda göz kuruması şikayeti erkeklerden daha fazladır.

* Yaşlanma: Yaşlandıkça gözyaşı üretimimiz azalır.
* Kimi römatolojik hastalıklar

* Kontakt lens kullanımı: Lens, kurudukça, göz kırpma sırasında üst göz kapağına yapışır ve rahatsız edici bir sürtünme hissi yaratır.

* Kirpik diplerinde 'blefarit' ismini verdiğimiz kepeklenme, kızarma

* Göz kapaklarının iç kısmına makyaj malzemesi sürülmesi Peki ya ekranın görüntü kalitesi, ışıklandırma ve yansımanın gözlerimiz üzerindeki olumsuz etkileri neler? Bilgisayarın ekrandaki görüntüleri ne kadar iyi gösterdiği 3 şeye bağlıdır: Tazelenme ('refresh'), çözünürlük ve nokta yüksekliği ('dot pitch'). İdeal tazelenme hızı 70 Hz ve üstüdür. Çözünürlük ne kadar yüksekse o kadar iyidir. Nokta yüksekliğinin 0.28 mm veya altında olması tercih edilir.


Windows'da tazelenme hızı ve çözünürlüğü, Ekran Özellikleri'nde 'ayarlar' kısmından değiştirebilirsiniz. Eğer farklı bir işletim sistemi kullanıyorsanız, yardım menüsüne veya monitörünüzün kullanım kılavuzuna başvurun. Nokta yüksekliği ise sabittir, ayarlanamaz.

Çevre aydınlatması (floresan, pencere, masa lambası, vb) fazla olmamalıdır. Yoksa ekrandaki karakterlerde yansıma ve parlamalar meydana gelir. Etraftaki ışıklandırma düzenlenemezse, parlama önleyici filtreler kullanılmalıdır. Ekran filtreleri görsel algılamayı artırıp, gözleri biraz olsun rahatlatabilirler.

CRT ('cathode ray tube') monitörlerle LCD ('liquid crystal display') monitörler karşılaştırıldığında ise; LCD monitörler göz sağlığı yönünden daha avantajlıdırlar. LCD teknolojisinin gelişimi, gözlerimizin daha az yorulmasını sağlıyor. Bilgisayara bakma sendromundan daha az etkilenmek için şu kurallara uyun:

1. Çevre aydınlatması fazla olmasın
2. Ekran sizden 35-40 cm uzak olsun
3. Saatte en az 2 kez başınızı ekrandan kaldırıp, uzağa doğru bakın
4. Yılda 1 kez göz muayenesi olun
5. Suni gözyaşı damlası kullanın (göz doktorunuza sorun)
6. Ofisinizin havasını nemlendirin
7. Ekran filtresi kullanın
8. Gözlük kullanıyorsanız, camları antirefle özellikte olsun