sinir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2008 Cumartesi

Ruh sağlığı nedir, ruh ve sinir hastalıkları

Ruh Sağlığı Nedir?
Sağlık, bedensel, ruhsal ve toplumsal iyilik hali olarak tanımlanır. Bu çok genel tanımdır. Her belirti bir hastalık değildir, eger her belirtiyi bir hastalık olarak düşünecek olursak hiç kimsenin sağlıklı olduğunu
söyleyemeyiz.

Ruh sağlığının tanımını yapmak daha güçtür. Ruh sağlığı, kişinin kendisi ve diğer insanlarla uyum ve denge içinde olmasıdır. Bu uyum kati kurallara bagli olmayip degiskenlik ve belli ölçülerde esneklik tasir. Hemen akla ruh sagligi yerinde olan bir kisi ne gibi özellikler tasir sorusu gelir.

Bayanlarda Sinir Sistemi Hastalıkları

Tüm zihinsel ve motor yetilerimiz, hafıza, düşünce, duygulanım ve reflekslerimizin tamamı beyin, beyincik ve omurilikden oluşan merkezi sinir sistemi aktiviteleri sonucu oluşmaktadır. Merkezi sinir sistemi ise tüm vücudumuza ve organlarımıza yayılan çok geniş bir periferik sinir sistemi ağı sayesinde hem vüdumuzun tamamı hemde içinde bulunduğumuz çevre ile sürekli iletişim halindedir. Bütün sinir sisteminin embriyogenez esnasında yapısal oluşumu ve hayat boyu normal fonksiyonunu sürdürebilmesi çok sayıda genin uygun zaman ve yerde aktivasyonu veya susturulması ile mümkün olmaktadır. Bu gün modern moleküler genetik ve hücre biyolojisi (neurobiology) sayesinde sinir sisteminin oluşumu ve fonksiyonu için gerekli birçok moleküler mekanizmayı öğrenmiş durumdayız. Dahası, bu bilginin yeni tanı ve tedavi yöntemlerinde uygulamalarını giderek artan oranlarda görmekteyiz.

Anlaşılacağı üzere genetik etiyolojiye sahip sinir sistemi hastalıkları neonatal ve erken çocukluk yaşlarında bulgu verebileceği gibi çok daha ileri yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir. Özellikle orta yaş üzeri nüfusun giderek arttığı batı toplumlarında Alzheimer hastalığı, ALS ve benzeri birçok nörolojik hastalığın morbidite ve mortaliteyi ciddi oranda etkiler derecede ön plana çıktığını görüyoruz. Yukarıda bahis olunan hastalıklar gibi birçok nörolojik hastalığın genetik komponentleri olduğu bir süredir bilinmektedir. Ancak sinir sistemi hastalıklarında genetik komponent her zaman tek bir gendeki mutasyona indirgenememekte ve bu hastalıklar çoğu zaman kompleks bir kalıtsal geçiş sergilemektedir. Örneğin Alzheimer hastalığında beyin dokusunda görülen morfolojik plaklar Parkinson hastalığında görülenlerle en az bir ortak moleküler genetik mekanizmayı paylaşmaktadır. Öte taraftan, Huntigton hastalığı, Frajil-X sendromu ve spinoserebellar atrofi hastalığı ilişkin genetik lokuslarda mecvut tekrarlayıcı DNA motiflerinin genişlemesi sonucu oluşan “dinamik mutasyon” hastalıklarıdır. Bu hastalıklarda etken tek bir gen olmasına rağmen nesilden nesile genetik patoloji ağırlaşmakta (tekrarlayan DNA motif sayısının giderek artması sonucu) ve dolayısıyla hastalığın görülme sıklığı veya hastalığın ağırlık derecesi aile fertleri arasında değişkenlik göstermektedir.

Sinir sistemi hastalıklarının moleküler genetik patolojisinde son zamanlarda ön plana çıkan bir diğer mekanizma ise “Apoptosis” olarak adlandırılan moleküler genetik mekanizmalar yoluyla oluşan hücre ölümleri sonucu doku ve fonksiyon kaybı oluşmasıdır. Nörodejeneraratif hastalıkların bir çoğunda hastalığın moleküler mekanizması apoptosis yoluyla veya başka özgün hücre içi iletişim yollarının aksaması nedeniyle oluşan hücre ölümü veya fonksiyon kaybıdır. Öte yandam Charcot-Marie-Tooth Sendromu veya Neimann-Pick Hastalığında olduğu gibi bir diğer grup nörodejeneraratif hastalıkta ise moleküler etken bilhassa sinir sisteminde yaygın bir metabolik yolun (sırasıyla, myelin biyosentezi ve kolesterol taşınması gibi) aksaması sonucudur.

Bu bölümde moleküler genetik tanı yöntemlerinin endike olduğu, genetik lokus ve moleküler mekanizması belli sinir sistemi hastalıkları üzerinde durulacaktır. Ancak doğrudan bu bölümde yer almayan birçok genetik hastalığın (Frajil-X sendromu gibi) bariz ve öemli nörolojik komponenti olduğu unutulmalıdır.

15 Şubat 2008 Cuma

SAĞLIKLI ÇALIŞMA ORTAMI İÇİN İPUÇLARI

Uzun saatler boyunca masa başında ve bilgisayarla çalışan bir kişinin ofis şartları ergonomik değilse, bu kişi pek çok sağlık problemine gebedir: görme ile ilgili problemler, baş, boyun, sırt, bel ağrıları; el, bilek, eklem sorunları. İşimiz ve çalışma ortamımız ergonomik koşullara uygun olursa, kullanmak zorunda olduğumuz aletleri doğru kullanırsak, sağlığımızı koruma yönünde önemli bir adım atmış oluruz. Doğru bir oturuş, klavye ve mouse'un doğru kullanımı, kas, tendon, bağ, eklem, sinir ve diskleri etkileyen zorlanmaları azaltır veya yok edilmesini sağlar.

Ergonomik sağlığımızı, duruş ve oturuşumuzu genel olarak olumsuz yönde etkileyen faktörler şöyle sıralanabilir:

Yanlış Postür
Bükülü bilekler, eğilmiş boyun, dik olmayan bir duruş

Sürekli Aynı Konumda Kalmak
Aynı hareketi sürekli tekrar etmek, ya da masa veya ekran başında sürekli aynı pozisyonda durmak

Aşırı Kuvvet Uygulamak
Kasları uzun süre zorlayıcı şekilde kullanmak.

Çok Sıcak ve Çok Soğuk Ortamlar
Sürekli çok sıcak veya çok soğuk ortamlarda bulunmak.

Ağır Yük Kaldırmak
Bele ve dizlere çok yük bindirecek şekilde ağırlık kaldırmak, ters hareketler yapmak.