tavsiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tavsiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2008 Pazartesi

cilt sağlığı için öneriler

Çok az rastlanan normal cilt, ne yağlı ne de kuru bir cilttir. Ama bu durumdaki sağlıklı cildin bakımı da en az sağlıksız, kuru, hasta cildin bakımı kadar önemlidir. Temizleme Su cildin temizlenmesinde kullanılır ama cilt için yararlı bir madde değildir.

Kuru cilt temizliğinde, içinde mineraller bulunmayan bazı kaynak suları cilt bakımı için yararlıdır. Sıcak su, içinde yağ ve asit bulunan hücrelerden meydana gelen cildin hücrelerinin şişmesine sonra dökülmesine sebep olur.

Sabunlar özellikle de içinde sodyum ve potasyum bulunan sabunlar yine bu koruyucu tabakayı yok ederler. Bu yüzden cildi temizlerken çok fazla sabun ve su kullanmamak gerekir.

Normal bir cildin suyla sabunla yıkandıktan sonra doğal koruyucu tabakasını oluşturabilmesi için, cilt temizliğinin üzerinden üç buçuk saat geçmesi gerekir. Bazı durumlarda bu süre daha da uzun olabilir.

Koruma

Normal cildin de soğuğa, sıcağa, kuru havaya karşı korunması gerekir. Bu sebeple kış aylarında cildi kremlemek, kaybettiği nemi kazandırmak; yaz aylarında güneşin etkilerini azaltacak bakım uygulamak cildi koruyan tedbirlerdir. Bakım Normal cildin genç ve sağlıklı kalması için kremler kullanılabilir. Normal cilt tipine sahipseniz yüzünüze her gece krem süreceğinize, her ay birkaç günlük kürler uygulayabilirsiniz. Belli aralıklarla yapılması gereken cilt bakımı cildinizi canlandırıp yaşlanma etkilerini en aza indirecektir

Boğaz ağrısı

Boğaz ağrıları genelde bir soğuk algınlığı hastalığının belirtisidir. Ama başka herhangi bir belirti eşliğinde olmadığında, yutak bölgesine çok soğuk havanın girmesinin bir sonucu olabilir.

Yapışkanotu / Yoğurtotu: Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış yapışkanotu veya yoğurtotu, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Taze demlenmiş ılık çayla gün boyunca pek çok kere derin gargaralar yapılır.

Koyunotu: Koyunotu, tüm boğaz, yutak ve ağız içi iltihaplarına karşı başarıyla kullanılabilir. Öteki kullanım alanları ise, anjin ve gırtlak hastalıklarıdır.

Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış koyunotu, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Sabah ve akşam olmak üzere, günde iki kere, uzun süreli derin gargaralar yapılır.

İsveç Şurubu: Yarım veya bir tatlı kaşığı İsveç Şurubu yarım bardak bitki çayına eklenir ve bu yarım bardak çayın yarısı yemekten yarım saat önce, öteki yarısı ise yarım saat sonra içilir. Yani, üç öğünde toplam olarak 3 kaşık İsveç Şurubu içilmiş olur.

Burun kanaması, burun boğaz hastalıkları.

Çarpma, iltihaplanma, hapşırma, tümörler ve burun kemiği kırıkları gibi durumların dışında, hipertoni(tüm beden kaslarında aşırı gerginlik), karaciğer bozuklukları, damar ve kan hastalıkları ve grip gibi hastalıklar da burun kanamasına neden olabilir. Burun kanamasının bazı kişilerde sık oluşu ise, burun damarlarının kırılganlığından kaynaklanır. Burun kanaması eğer başka bir hastalığın belirtisi ise, söz konusu hastalığın tedavi edilmesi gerekir. Akut burun kanamalarında en etkili ilkyardım, soğuk suyla ıslatılmış bir havlunun hastanın ensesine uygulanmasıdır. Bu uygulama sayesinde burun damarlarında oluşan daralma, kanamanın durmasını sağlayabilir.

Çobançantası: Sürekli olan burun kanamaları çobançantası çayı ile tedavi edilebilir.

Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış çobançantası, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.

Ökseotu: Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış ökseotu, bir bardak soğuk suda 12 saat demlendirildikten sonra ısıtılır ve süzülür. Buruna çekilen soğuk çay kan durdurucu etki yapar.

Civanperçemi: Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış civanperçemi, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 1 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.

Atkuyruğu kompresi: Şiddetli ve sürekli burun kanamalarında soğuk çayla hazırlanan kompresler yardımcı olur.

Bir tatlı kaşığı ince kıyılmış atkuyruğu, bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Uygun büyüklükte bir bez soğuk çaya batırılır, biraz sıkılır ve burnun üstüne yatırılır.

Soğuk algınlığı tedavisi

Isırganotu: Çok yönlü ısırgan otu bedenin savunma sistemlerini güçlendirir ve soğuk algınlığının bulaşmasına karşı önlem olarak kendini yeterince kanıtlamıştır.

Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış ısırganotu yaprağı, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Günde iki litreye yakın miktarda ısırganotu çayı rahatlıkla içilebilir. Bu amaçla demlenen çay bir termosta sıcak durumda muhafaza edilebilir.

Civanperçemi: Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış civanperçemi, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Gün boyunca 3-4 bardak taze demlenmiş civanperçemi çayı soğutulmadan yudumlanır.

Ihlamur: Yarım tatlık kaşığı ince kıyılmış ıhlamur, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 3-4 bardak taze demlenmiş ıhlamur çayı, balla tatlandırılarak elden geldiğince sıcak içilir.

Ev reçetesi: 10-15 dakikalık sıcak ayak banyoları yapılır. Su dayanılabilecek kadar sıcak olmalı ve sürekli sıcak su eklenerek soğuması önlenmelidir.

İsveç Şurubu: Soğuk algınlığında, bir kaşığa İsveç Şurubu damlatılır ve açık ağızla şurubun kokusu içe çekilir.

Civanperçemi çayına eklenerek günde 3 çay kaşığı şurup alınır. Öğünlerden yarım saat önce yarısı ve yarım saat sonra öteki yarısı içilen yarım bardak bitki çayına bir çay kaşığı şurup eklenir. Böylece, üç öğünde toplam 3 çay kaşığı İsveç Şurubu içilmiş olur.

16 Şubat 2008 Cumartesi

Ruh sağlığı nedir, ruh ve sinir hastalıkları

Ruh Sağlığı Nedir?
Sağlık, bedensel, ruhsal ve toplumsal iyilik hali olarak tanımlanır. Bu çok genel tanımdır. Her belirti bir hastalık değildir, eger her belirtiyi bir hastalık olarak düşünecek olursak hiç kimsenin sağlıklı olduğunu
söyleyemeyiz.

Ruh sağlığının tanımını yapmak daha güçtür. Ruh sağlığı, kişinin kendisi ve diğer insanlarla uyum ve denge içinde olmasıdır. Bu uyum kati kurallara bagli olmayip degiskenlik ve belli ölçülerde esneklik tasir. Hemen akla ruh sagligi yerinde olan bir kisi ne gibi özellikler tasir sorusu gelir.

Duygusal zeka nedir

Duygusal zeka EQ kalıtsal özellikler

Hayat yüksek zekalı ama başarısız insanlarla doludur. Bu kişiler zekaları yüksek olmasına rağmen, gerektiği yerde gerektiği gibi davranmamış ve hayatta kaybetmişlerdir. Örneğin, zekalarını sadece toplumu yermek için kullanmış veya her şeyi küçümsediklerinden ya da basit gördüklerinden, uğraşmaya değer bulmamışlar, böylece sıradan insanların vardıkları beceri ve başarı düzeyine ulaşamamışlardır. İnsanlarla iyi ilişki kuramamışlar, belirli bir hedefe doğru gidememişlerdir. Tembelliklerini yenememiş veya zekalarını kötü amaçlar ve uğraşlar için kullanmışlardır. Zeka bir güçtür, kullanılmaz ya da iyi bir amaç için kullanılmazsa, hiç bir işe yaramaz ya da sadece yıkıcı olur.

Hayatta başarılı olmak için zeki olmak yetmez, duygusal zekanın da yüksek olması gerekir. Duygusal zeka son yıllarda yeni bir kavram olarak ileri sürülmüş olmakla beraber, eskiden beri bilinen akıllı ve uyumlu davranış özelliklerinden başka bir şey değildir.

İnsanlarla iyi iletişim kurmak, ne zaman ne yapacağını bilmek, fırsatları iyi değerlendirmek, belirli olumlu bir amaca doğru ilerleyebilmek, kararlı olmak, gelip geçici esintilerden etkilenmemek gibi nitelik ve becerileri içerir.

Duygusal zekanın belli başlı özellikleri şunlardır:

· Kendini tanıma: Duygusal zekası yüksek olan kişi, duygu ve düşüncelerinin, tercihlerinin, eğilimlerinin, zayıf ve kuvvetli yanlarının farkındadır. Yeteneklerini, eğitimin ona sağladığı donanımı bilir. Bunlara dayanarak kararlar alır, kendine hedefler seçer, yani seçimleri ve amaçları kendiyle ilgili gerçeklerle uyumludur.

· Duygularını kontrol edebilme: Anlık başarılardan, hazlardan uzak durmayı bilir. Sonradan pişman olacağı duygu patlamalarına kapılmaz, gereksiz atılganlıklar yapmaz. Karamsar ya da endişeli duygulara kapılmaz, bunların kendisini yapmayı planladığı işerden uzaklaştırmasına izin vermez. Bunları yatıştırmak ve özümsemek için bir yol bulabilir. Düşüncelerini ve eylemlerini belirli bir hedefe odaklayabilir.

· Kendiliğinden güdülenme: Kendi hedeflerini kendisi belirler, başkalarının zorlaması olmaksızın, bunları gerçekleştirmek için tüm çabasını ve yeteneklerini ortaya koyar, hedefine kilitlenebilir, bundan heyecan ve zevk duyar. Hedeflerin peşinden giderken geçici hazlarını erteleyebilir. Bir sınava girerken ya da bir çalışmayı yürütürken, heyecanını başarıyı artıracak şekilde kullanabilir. Başarısızlığa uğradığında umut ve iyimserliğini korur, yeniden deneyebilir.
· Başkalarının duygularını paylaşma: Diğerlerinin hissettiklerine karşı duyarlıdır. Kendini onların yerine koyabilir. Böylece karşı tarafın duygularını kavrar ve derinliği olan, uyumlu bireysel ilişkiler geliştirebilir.

· Toplumsal etkinlik: Kişiler arası çatışmaları çözmekte başarılıdır. Bir ilişkinin ve grubun nabzını tutar. Dile getirilmemiş paylaşılan duyguları ifade edebilir. Bir grubun organizasyonunda liderlik nitelikleri sergiler ve kişiler bunu doğallıkla kabul eder.

Duygusal zeka kalıtsal özellikler, çocukluk deneyimleri ve öğrenme sonucu oluşur. Bir diğer deyişle, duygusal zekayla ilgili becerilerin çoğu öğrenme ve alıştırmayla geliştirilebilir. İleri yaşlarda davranış kalıplarının değiştirilmesi zor ya da imkansızdır. Mümkün olsa bile, kişi becerilerini kullanacağı alanı ve zamanı yitirmiştir. Buna karşılık çocukluk ve ilk gençlikte kazanılan tepki biçimleri ve beceriler yaşam boyu sürer, bu nedenle duygusal zekanın geliştirilmesi en iyi fırsatın çocuklu dönemi olduğu söylenebilir.

Panik atak belirtileri

Panik atak ve bilinmeyenler yoğun korku rahatsızlık

Panik atak, başlı başına bir hastalık değil, bir hastalık belirtisi sayılıyor. Bu ataklar sadece bir kez ortabildiği gibi, birkaç aydan daha uzun sürecek şekilde de yaşanabilir. İnsan hayatını olumsuz yönde etkileyen panik atak, psikoterapi ve ilaç tedavisiyle giderilebiliyor. Panik atak, diğer birçok hastalıkta olduğu gibi, ciddiye alıp hemen uzmana başvurmayı gerektiriyor. Aksi halde durum, kişiyi depresyona sokacak kadar ciddi boyutlara varabiliyor. Tabii sosyal hayatın bozulması da bunun ardından geliyor.

Panik atak nasıl anlaşılır?
Yoğun korku ve rahatsızlık hissinin yanı sıra, panik atakta şu belirtilerin en az dördü yaşanabilir:

- Nefes darlığı
- Ölüm korkusu
- Çarpıntı, kalp nabzın hissedilmesi
- Aniden ortaya çıkan sıkıntı
- Baş dönmesi
- Bayılacakmış gibi olma
- Göğüste daralma
- Çıldırma korkusu
- Kontrolün kaybedileceği korkusu
- Karın bölgesinde gerginlik ya da bulantı
- Tehlikeli bir hastalığı olduğu hissine kapılma
- Ellerde, ayaklarda terleme, uyuşma, karıncalanma
- Üşüme ya da ateş basması

Panik atak neden kaynaklanır?
Panik atağa yol açan faktörler arasında:
- Stres,
- çok miktarda kafeinli içeceklerin tüketilmesi,
- panik bozukluk hastalığı,
- depresyon
- ve tiroit veya paratiroit bezi hastalıkları birincil etken olarak;
- sara (epilepsi) hastalığı,
- takıntılı kişilik,
- doğumdan sonra tiroit hormonunda bozulma
- ve adet öncesi sendromu da ikincil faktörler olarak sıralanabilir.

Stres
Stres, panik atağa yol açan etkenler arasında birinci sırada yer alıyor. Bir yakının ölümü, aşırı stres, incinme, tecavüz gibi yaşamı kötü yönde etkileyen özellikler, panik atağın oluşmasına yol açabiliyor. Örneğin, bir sınavda sürenin yetersiz kalacağı düşüncesi kişide panik atağı geliştirebiliyor.

Çok miktarda kafeinli içeceklerin tüketilmesi
Kafein, beyine doğrudan ulaşıyor. Bu nedenle kişinin uyanık kalmasını sağlıyor ve aynı zamanda vücuttaki seretonin düzeyini bozuyor ve merkezi sinir sistemindeki nörotransmetter maddelerinde düzensizlik yaratıyor. Bu durum da panik atağa yol açıyor. Bundan dolayı, özellikle aşırı miktarda kahve, kola gibi içecekler tüketen kişilerin, bunları azaltmaları gerekiyor. Bazı panik atak şikayeti olan hastalar, sadece kafeinli içecekleri azaltıklarında bile bu rahatsızlıklarından kurtulabiliyor.

Panik bozukluk hastalığı
Panik atakta sıklıkla rastlanan bu hastalık, tek başına veya özellikle topluma açık yerlerde korku ve endişe halinde ortaya çıkıyor. Panik bozukluğu hastalığı, genetik kaynaklı olabilme özelliği taşır. Özellikle 20’yle 30 yaş arasındaki insanları etkileyen bu hastalık, tedavi edilmediği taktirde kronikleşip depresyona yol açabiliyor. Panik bozukluğu hastalığında uyuşturucu ve alkol tüketimi fazla olur. Bu hastalığın uzun süre devam etmesi durumunda, somatizasyon diye tanımlanan hastalık korkusu ve şüpheciliği başlayabiliyor. Genç yaştaki hastalar, atak geçirirken kendini kesme eğilimine girebiliyorlar. Bu sırada vücutta salgılanan beta endorfin maddesi, hastanın ağrıya daha rahat cevap verebilmesini sağlıyor.

Depresyon
Özellikle tekrarlayan depresyon krizleri veya manik depresif hali, panik atak eşliğinde gelişebiliyor. Tedavinin yanıt verebilmesi için, rahatsızlık kaynağının depresyondan mı, yoksa panik ataktan mı kaynaklandığının belirlenmesi gerekiyor. Ağır depresyonda panik atak da yaşanırsa, hastanın intihar etmeye eğilim göstermesi artıyor. Bu nedenle, depresyon ve panik atak beraber tedavi gerektiriyor.

Tiroit bezi hastalıkları
Tiroit bezi hastalıklarından dolayı meydana gelen kalsiyum ve fosfor elektrolitlerinin düzensizliği, panik atağa neden olabiliyor. Tiroit bezi hastalıklarında asıl tedaviyi endokrilonoji uzmanı yapıyor. Gerekli durumda psikiyatrist de devreye giriyor.

Nasıl Bir Tedavi Gerekiyor?
Panik atakta, öncelikle ataklara yol açan nedenler bulunuyor. Ardından buna göre bir tedavi uygulanıyor. Bu hastalık biyolojik ve psikososyal faktörler sonucu ortaya çıktığından, ilaç tedavisiyle birlikte psikoterapi uygulanıyor. Beyindeki noradrenalin ve seratoninini dengelemek için ilaç tedavisine başvuruluyor. Davranış psikoterapisiyle de, hastanın ataklar sırasında kontrolü sağlayabilmesi amaçlanıyor. Araştırmalara göre, iki tedavide birlikte uygulandığında, hastalarda atakların tekrarlama riski daha düşük oluyor. Tabii panik atağa yol açan etkenlerin de ortadan kaldırılması gerekiyor. 8 – 12 aylık tedaviler sonrasında, hastada panik bozukluğunun tekrarlama riski azalıyor.

ilk yardım çantası, ilk yardım dersi

Ani olarak hastalanan veya kazaya uğrayan kimseye anında, olay yerinde ve çevre imkanlarından yararlanılarak yapılan, tıbbi olmayan geçici müdahaleye İLKYARDIM denir.

İLKYARDIMDA AMAÇLAR :

1- Hayat kurtarmak
2- Durumunu korumak
3- Sakatlıkları önlemek

İLKYARDIMDA 6 SAFHA :

1- Tedbir (İlkyardımcının kendisinin ve kazazedenin güvenliğinin sağlanması)
2- Teşhis
3- Tedavi
4- Telekomünikasyon (haberleşme)
5- Triaj (öncelikli kazazedenin belirlenmesi)
6- Taşıma

İLKYARDIMCI’ da bulunması gereken özellikler :

1- Her zaman tedbirli olmalıdır
2- Soğukkanlılığını korumalıdır
3- Cesaret gösterilerinden ve emin olmadığı uygulamalardan kaçınmalıdır

İLKYARDIM’ da haberleşebilecek telefon numaraları :

0-232-2777333 DEÜ-Zehir Danışma Merkezi
0-800-3147900 Sağlık Bakanlığı, Zehir Danışma Merkezi, ücretsiz hat
110 İtfaiye
112 Ambulans
154 Trafik polisi
155 Polis imdat
156 Jandarma imdat

ECZADOLABInda bulundurulması gereken malzemeler

1- Üçgen sargı bezleri
2- Rulo sargı bezleri
3- Steril gazlı bezler
4- Flaster
5- Çengelli iğneler
6- Pamuk
7- Yara bandları
8- Antiseptik solüsyonlar (Batikon/Mersol 50 ml/100 ml )
9- Turnike lastiği
10- İlkyardım rehberi
11- Ağrı kesici

ilk yardım çantasında yukarıdaki malzemelere ek olarak bulundurulacaklar :

12- Tebeşir
13- Makas
14- Cep feneri
15- Kağıt, kalem
16- Boyunluk (servikal kollar)

* Turnike lastiği gerekli değildir; onun yerine, üçgen sargı bezi, kravat veya herhangi bir kumaş parçasını kullanmak daha uygundur.

Bayılma, şeker hastalığı, kalp krizi, sara, felç

ilk yardım gerektiren durumlar ve hastalıklar

Bayılma
Diyabetes Mellitus (şeker hastalığı)
Epilepsi (sara)
Kalp Krizi
Felç

Bayılma
Aniden ortaya çıkan dolaşım yetmezliğine bağlı olarak, beynin kısa süreli kansız kalması sonucu görülen geçici bilinç kaybıdır. Nedeni; açlık, kan basıncının düşmesi, beklenmedik bir olay veya herhangi bir şeyle karşılaşma, aşırı sevinç ya da üzüntü, uzun süre havasız ve kapalı ortamda bulunma vb, olabilir.
İlkyardım:
* Kişi, hemen sırt üstü yatırılarak ayakları yükseğe kaldırılır (şok pozisyonu verilir ),
* Sıkı giysiler gevşetilir, kapalı ortamdaysa açık havaya çıkarılır,
* Yüzüne su serpilebilir, bu uyarı sonucunda kişi daha çabuk kendine gelir,
* Uyarıcı olarak hoş olan (kolonya) veya hoş olmayan (soğan kokusu vb ) kokular
koklatılabilir,
*Kişi kendine geldiğinde hemen ayağa kaldırılırsa yine bayılacağı için önce oturtulur.
İçecek bir şeyler verilir (açlıktan bayılmışsa şekerli içecekler, tansiyon düşüklüğü
veya aşırı sıcak ve terleme söz konusu ise tuzlu ayran tercih edilmelidir).
*Eğer 5 dakikaya kadar kişi halen kendine gelmemişse mutlaka hastaneye götürülmelidir.

Kişilik özelliklerinin meme kanserine etkisi yok

Hassas, depresif ve endişeli kadınların kansere yakalanma riskinin bu özellikleri taşımayan kadınlardan daha çok olmadığı, buna mukabil iyimser, pozitif kadınların kansere yakalanma ihtimalinin diğerlerine göre daha az olmadığı tespit edildi.

Hollandalı bilim adamlarının 9705 kadın üzerinde yaptıkları araştırmada, 11 kişilik özelliğine bakıldı. 1989-1990 yıllarında araştırmaya katılan kadınlar, kanser olup olmadığına bakmak için 2003 yılında da takip edildi.

Araştırma ekibinin başkanı Hollanda Kanser Enstitüsünden Eveline Bleiker, “Sonuçlar, kadınların, kişilik özelliğinin meme kanserinde risk faktörü olduğu konusunda endişelenmelerine mahal olmadığını gösteriyor” dedi.

Obezler iktidarsızlığa daha yatkın

Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Üroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melih Çulha, sağlıksız beslenmenin yol açtığı şişmanlamanın modernleşmeyle birlikte arttığını, dünyanın en büyük ‘’salgın hastalığı” haline geldiğini söyledi.

Prof. Dr. Çulha, obezitenin kadın ve erkekte cinsel fonksiyonu çeşitli yönlerden olumsuz etkileyebileceğini, obez erkeklerde erkeklik hormonu testosteronun, artan yağ dokusunda enzimlerin de etkisiyle hızla kadınlık hormonu östrojene dönüştüğünü belirterek, ”Bu durumda, azalan testosteron ve artan östrojen birçok sorunu beraberinde getirir” dedi.

Bu sorunların cinsel istek ve ereksiyon kalitesi ile sıklığının azalması, fiziksel güç kaybı, unutkanlık, halsizlik olduğunu ifade eden Prof. Dr. Çulha, şunları söyledi:

”Obezite nedeniyle artan östrojen yağlanmayı da tetikleyerek durumu bir kısır döngüye çevirebilir. Şişmanlık nedeniyle meydana gelen bu olumsuz gelişmeler tüm aşırı kilolu erkeklerde aynı anda ortaya çıkmayabilir. Ancak yapılan araştırmalar iktidarsızlığın obezlerde diğer kişilere göre çok daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Yani kilo arttıkça iktidarsızlık da artmaktadır.”

Egzersiz yapmama, kilo alma ve hareketsiz yaşantının vücudu iktidarsızlığa hazırlayan faktörler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çulha ”Bütün bu faktörler vücudun şeker ve yağ dengesinin de bozulmasına yol açıp sorunu büyütebilir. Bu olumsuzluklara rağmen obezite sorunu, vücudu etkilemeden şeker ve yağ dengesi korunarak çözüme kavuşturulduğu taktirde kişi eski sağlıklı günlerine geri dönebilir” diye konuştu.

Kilo erkeği daha çabuk öldürüyor

Araştırmalar, obezitenin kadınlarda daha yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Ancak aşırı kilo nedeniyle ölüm oranları erkeklerde daha fazla. Kilo fazlalığı ve obezite giderek artan oranlarda görülen bir toplum sağlık sorunu. Obezite, tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve bunlara bağlı olarak gelişen kalp damar hastalıkları, kalp krizi gibi hastalıklara neden oluyor. Bir kişinin obez olup olmaması karın bölgesinde, iç organları saran yağlanmanın en basit şekilde değerlendirilmesi bel çevresinin ölçülmesi ile mümkün. Erkeklerde 102 cm. üzeri, kadınlarda ise 88cm üzeri yüksek risk grubu olarak kabul ediliyor.

Atkı kullanmak kalbe iyi geliyor

ADANA (İHA) - Soğuk havalarda balıkçı yaka kazak giyilmesi ve kalın atkı kullanılmasının, boyundaki damarların dolaşımının yavaşlamasını önleyerek yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları ile uykusuzluğun hafifletilmesine yardımcı olduğu bildirildi.

Kış mevsiminde boyun ve bel omurgalarından şikayet edenlerin sayısında artış olduğunu belirten uzmanlar, boyun omurgası hastalığının aslında insanın yaşam ve çalışma alışkanlıklarından kaynaklanan bir hastalık olduğunu ifade etti. Hastalığa daha çok boyun omurgasının üşümesinin neden olduğuna dikkat çeken uzmanlar şu önerilerde bulundu:

“Kış mevsiminde balıkçı yaka kazak giyin, kalın atkı kullanın. Boynun sıcak tutulması, boyun yorgunluğunu hafifletmesinin yanı sıra, boyundaki damarların soğuktan dolayı kısılmasının yol açtığı beyindeki kan dolaşımının yavaşlamasını önler, yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları ile uykusuzluğun hafifletilmesine yardımcı olur. Ofiste çalışanlar bazen saatler boyunca bilgisayar başında oturuyor ve aynı pozisyonda bilgisayar kullanıyor; eve dönünce de yumuşak koltuklarda saatlerce televizyon
seyrediyor. Bunlar da boyun ve bel ağrılarına yol açıyor. Bilgisayarla çalışanlar ve televizyon seyredenler, gergin kasları gevşetmek için saat başı kalkıp koridorlarda dolaşmalılar.”

Uygun bir yastığın, boyun omurgasındaki normal eğilmeyi koruyacağına da dikkat çeken uzmanlar, yüksekliği 10 santimetreye kadar olan ve gerekli sertlikte ve esneklikte bir yastık tercih edilmesi gerektiğini bildirdi.

Meme ağrısına dikkat

Kadınların %70 inde hayatının belli bir döneminde hissedilen meme ağrısı mastalji veya mastodini olarak adlandırılır.
Meme ağrısı daha çok doğurganlık çağı, yani menopoz öncesi kadınlarda görülmekle beraber, menopoza girmiş kadınlarda da görülür. Yaklaşık olarak her 10 kadından biri ayda 5 günden daha uzun süren orta veya şiddetli düzeyde meme ağrısı çekmektedir. Bazı kadınlar ise çok şiddetli ağrılar duymakta ve bu da günlük yaşamlarını, çalışmalarını, seksüel aktivitelerini çok kötü yönde etkilemektedir.
b
Meme ağrılarının nedeni çoğunlukla iyi huyludur, ancak nadirde olsa altta yatan kötü huylu bir hastalığın olmadığından emin olmak için bir uzman doktor tarafından incelenmesi şarttır. Erkeklerde de azda olsa meme dokusu bulunur, erkeklerdeki gözle görülebilir hale gelmiş meme büyümelerine jinekomasti denir, bazen ağrılı olabilir. Ergenlik çağındaki erkek çocuklarında hormonal değişiklere bağlı meme büyüme ve hassasiyetleri oluşabilir, bu kalıcı ise doktora gösterilmelidir. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Koç, Mynet okurları için yazdı.

Zayıflamak isterken sağlığınızdan olmayın

İSTANBUL (İHA) - Eyüp Devlet Hastanesi Diyetisyeni Pınar Akkuzu, diyetin bireylerin yaşamlarını devam ettirebilmeleri için gerekli olan günlük besin öğesi ihtiyaçlarını dengeli ve düzenli karşılamaları anlamına geldiğini söyledi. Akkuzu, diyet yapmanın, ”aç kalmak” olmadığını vurgulayarak, her bireyin kişiye özel olması gerektiğini belirtti.

İnsanların rastgele diyet yapmamaları gerektiğini, en iyi diyetin en düzenli ve en dengeli beslenmeye geçilerek yapılabileceğine işaret eden Diyetisyen Pınar Akkuzu, Online Sağlık’a (www.onlinesaglik.com) yaptığı açıklamada, diyetin bireye özgü ve uygun kalorilerde hazırlanmış olmasının önemli olduğunu bildirdi. Çeşitli yerlerden bulunarak yapılmaya çalışılan zayıflama diyetlerinin başkalarının kalıplarına göre ya da çok düşük kalorilerde ve dengesizce düzenlenmiş olabileceğini kaydeden Akkuzu, “Her diyet herkese uygun değildir. Dünya üzerinde 20 bin üzerinde zayıflama diyeti olduğu söyleniyor. Bu diyetlerde vaat edilenler bazen kandırmaca boyutlara ulaşıyor” dedi.
öneriler, doktor, isterken, olmayın, sağlınızdan, tavsiye, tedavi, zayıflama
Pınar Akkuzu, düşük kalorili diyetlerin su kaybına yol açarak kısa zamanda çok kilo verdiriyor izlenimi uyandırdığını, ayrıca insanları uzun süreli ve çok düşük porsiyonlarla besleyerek aç bıraktıklarını, böylece kan şekerlerinde düşüşlere neden olduklarını anlattı. Akkuzu, kan şekerinde normalden farklı seyredebilecek dalgalanmaların başta beyin olmak üzere bütün hayati organların etkileyebileceğini belirtti.

Ağızda oluşan yaralara dikkat

Arıkan, ağız hijyeninin çok önemli olduğunu ve ağız hijyeni bozukluğunun, tükürük bezi taşlarının oluşmasına neden olduğunu belirterek, tıkanan tükürük bezinin de operasyonla sonuçlandığını vurguladı.

Bu hastalıkların hem ilaçla hem de cerrahi olarak tedavi edilebildiğine işaret eden Arıkan, baş ve boyun bölgesinde başlayan kanserlerin, vücudun başka bir bölgesine sıçramadan önce, boyun bölgesindeki lenf düğümlerine yayıldığını ve boyunda bir yumru gözlendiğini kaydetti.

Kulakların önünde veya altındaki şişliklerin tükürük bezlerine, çene altındaki şişliklerin de dil altı ve çene altındaki tükürük bezlerine ait bir tümörün habercisi olabileceğini dile getiren Arıkan, “Yanaklarda, ilaç tedavisine karşı dirençli bir şişliğin altından sinüs tümörleri çıkabilir. Elbette bütün yumrular kanser değildir. Özellikle ağrısız, yavaş büyüyen, çevre dokulara göre daha sert bir kıvamı olan kitleler, baş boyun bölgesinde olası bir kanseri düşündürür. Bir de seste değişiklikle, yutkunurken takıntı hissi, inatçı kulak ağrısı gibi şikayetler de varsa ve bu yumrular ilaç tedavisiyle kaybolmuyor veya küçülmüyorsa, vakit geçirmeden cerraha başvurulması gerekir. Bu tip yumrular, ağız, yutak, geniz, gırtlak, tiroit bezi, tükürük bezi kanserlerinin veya kan kanserinin ilk belirtisi olabilir” dedi.

Gırtlak kanserlerinin büyük bir kısmının seste farklılaşmaya veya ses kısıklığına neden olduğunu belirten Arıkan, özellikle sigara kullanan bir kişide 2 haftadan daha uzun süren ses kısıklığı varsa, mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini kaydetti.

Yutak ve ilerlemiş gırtlak kanserinde, yutkunurken takıntı hissi olabileceğini, yemek borusu kanserinde ise özellikle katı gıdalara karşı yutma güçlüğünün ortaya çıktığını belirten Arıkan, “Bu tip bir problemle doktorunuza başvurduğunuzda, gırtlak, yutak ve yemek borusu endoskopik olarak incelenir. Bazı hallerde bilgisayarlı tomografi (BT), baryumlu özofagus grafisi veya magnetik rezonans (MR) incelemeleri gerekebilir. Kulak ağrısı ile doktora başvuran hastaların yaklaşık yüzde 30′unda herhangi bir kulak problemi tespit edilemez. Bunlarda asıl sorun çene eklemi, dişler, boyun omurları, yutak veya gırtlak bölgesinde olabilir. Hatta bu hastaların kulak ağrısından başka hiçbir şikayeti de olmayabilir” diye konuştu.

Arıkan, ağız veya dildeki birçok kanser türünün de iyileşmeyen yara veya yavaş büyüyen şişlik olarak ortaya çıktığını ifade ederek, şunları kaydetti:

“Dildeki derin tümörlere sıklıkla şiddetli bir ağrı da eşlik eder, ancak damak, dişeti ve yanak kanserinde ağrı pek olağan değildir. Ağızdaki yaralar 3 haftada iyileşmiyorsa mutlaka doktor muayenesi gerekir. Ağızdaki yara veya şişliğe eşlik eden bir boyun kitlesi varsa dikkatli olunmalı. Küçük bir biyopsi belki de hayat kurtarıcı olabilir. Cilt kanseri ise, sıklıkla, güneş ışınlarına daha fazla maruz kalan vücut bölgelerinde görülür. Bu nedenle dudaklar, alın, yanak ve burun cildi gibi sürekli güneş ışınları ile temasta olan bölgeler risk altındadır. Bu bölgelerdeki kanserler sıklıkla iki şekilde karşımıza çıkar. Birincisi ciltteki yaranın derine doğru ilerlediği, ülser şeklindeki kanser türüdür ve bazal hücreli kanser olarak adlandırılır. Bu tür kanserler oldukça yavaş büyür, ağrısızdır, boyuna ya da vücudun başka bir bölgesine yayılmazlar. Bir diğeri ciltten kabarık ve dışa doğru büyüyen, sıklıkla alt dudakta karşılaştığımız, yassı hücreli kanser olarak tanımlanan formudur. Bunların
boyundaki lenf düğümlerine yayılma eğilimi oldukça fazladır. Bu iki kanser türünün dışında daha nadir görülen ve ciltte mavi-siyah renk değişimlerine yol açan, bir başka kanser türü daha vardır ki, bu da malign melanom olarak adlandırılır. Bunlar ‘ben’ olarak bilinen küçük siyah noktacıkların kanserleşmesiyle ortaya çıkabileceği gibi, göz sinüsler ya da saçlı derideki malign melanomlardan da yüz cildine yayılabilir. Benlerdeki kanama, kaşıntı ve ani büyümeler kanserleşme habercisi olabilir. Bu durumlarda hemen doktora başvurulmalı.”

Stresli gebelikte şizofren riski

Manchester Üniversitesi’nden bilim adamları, 1973 ile 1995 arasında Hollanda’da yapılan 1,38 milyon doğumun verilerini inceledi. Araştırma sonucunda, hamileliğin ilk üç ayında yakın bir akrabanın ölümüyle karşılaşan kadınların çocuklarında şizofreni ve bağlantılı rahatsızlıklar riskinin yüzde 67 daha fazla olduğu belirlendi.

Araştırmacılar, stresli dönemde annenin beyninin saldığı kimyasalların embriyonun henüz yeni gelişmekte olan beyni üzerinde doğrudan etkisi bulunduğunu belirttiler.
Bu etkinin, anne ile embriyon arasındaki koruyucu duvarların daha tam oluşmadığı ilk gebelik evrelerinde daha büyük olduğu kaydedildi. St. Mary's hastanesinden Prof. Philip Baker, "Rahimde bebeğin maruz kaldığı ortamın bebeğin uzun dönemdeki sağlığını belirlediği giderek daha fazla anlaşılıyor" dedi.

Araştırmanın, annenin psikolojik durumunun karnındaki bebek üzerinde etkisi olduğu yolundaki teoriyi desteklediği belirtildi. Daha önceki araştırmalarda, hamilelikteki stresin erken doğum ve düşük kilolu bebek doğurma riskini artırdığı belirlenmişti. Başka bazı araştırmalar da şizofreniyle bağlantılı beyin yapısı ve fonksiyonundaki anormalliklerin, gelişimin ilk evresinde oluştuğunu göstermişti. Araştırmada, genler gibi başka faktörlerin de şizofreni oluşumu üzerinde etkisi olduğu hatırlatıldı.

Depresyon riskinin en yüksek olduğu yaş 40′lar

Bilim adamlarının 80 ülkede 2 milyon kişi üzerinde yaptığı veri analizine göre, insanların depresyona en açık oldukları yaş 44.ABD’deki Warwick Üniversitesi ile Dartmouth Yüksek Okulu tarafından yapılan araştırmaya göre, depresyon riski gençken ve yaşlıyken en düşük seviyede bulunuyor.

Daha önceki araştırmalarda ise mutsuzluk ve depresyon riskinin yaşam boyunca görece sabit olduğu öne sürülüyordu. Riskin 40′lı yaşlarda zirveye ulaştığı yolundaki bu son araştırma ise tüm dünyada, her çeşit insan için durumun aynı olduğunu gösteriyor. Profesör Andrew Oswald, “Bu durum erkekler ve kadınlar, bekarlar ve
evliler, zenginler ve fakirler, çocuklular ve çocuksuzlar arasında aynı” dedi, ancak orta yaşın evrensel olarak neden en riskli yaş olduğunun tam olarak bilinmediğini söyledi.

Oswald, bunun sebepleri arasında, insanların bu yaşta kendi zayıflık ve güçlülüklerini benimsemeyi ve hayata geçirilemeyecek hayallerini bastırmayı öğrenmelerinin bulunabileceğini belirtti. Bir başka ihtimalin de insanların akranlarının öldüğünü gördükleri bu yaş diliminde bir karşılaştırma yapma sürecinin devreye girmesi ve kalan
yılları konusunda değerlendirme yapmaya başlamaları olduğu kaydedildi. İnsanların çoğunun 50′lerine geldiklerinde bu depresif dönemden çıktıkları, 70 yaşına gelindiğinde ise 20 yaşındaki bir genç kadar mutlu ve sağlıklı olunabildiği kaydedildi.

Horlayan erkekler iktidarsız oluyor

Horlayan orta yaşlı erkeklerde cinsel açıdan karşı cinslere ilginin azaldığını belirten Yard. Doç. Dr. Gökhan Kırbaş, “Uykuda nefes duraklama hastalığını sıklıkla yaşayan kişilerde testestron dediğimiz erkeklik hormonu ileri düzeyde azaldığı için bu kişiler cinsel açından iktidarsız oluyor. Ancak tedavi olduktan sonra eski
sağlıklarına kavuşabiliyor” dedi.

Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Uyku Bozuklukları Merkezi tarafından yapılan araştırmada ilginç sonuçlar ortaya çıktı. 3 yıl içerisinde çoğunluğu erkek bin 500 kişinin tedavi gördüğü, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin tek uyku bozukluğu merkezinde yapılan araştırmada ‘Uyku apnia sendromu’ hastalığı geçiren erkeklerin cinsel güçlerini kaybettiği tespit edildi. Araştırmayı yapan Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Uyku Bozuklukları Merkezi Sorumlusu Yard. Doç. Dr. Gökhan Kırbaş, horlama nedeniyle yörede cinsel güçlerini kaybeden erkeklerin bu sorunu artık rahatlıkla dile getirdiğini söyledi. Uyku sırasında horlayan kişilerde erkeklik hormonu denilen testestronun etkilendiğini ifade eden Kırbaş, “Uykuda nefes duraklama hastalığı sıklıkla orta yaşlı erkeklerde görülen bir hastalık. En önemli belirtisi horlama, yani horlayan kişilerde uykuda nefes duraklaması oluşuyor. Erkekler için en önemli etkisi ise cinsel iktidarsızlık. Bu hastalıkta erkeklerdeki testestron dediğimiz erkeklik hormonu ileri düzeyde azalıyor. Bunun sonucunda her 3 erkekten 2’sinde karşı cinse ilgide, cinsel arzularda azalma oluyor ve cinsel iktidarsızlık gelişiyor. Hastalarımız için erkek ve bayan arasında fark var. Bu genelde orta yaşlı erkeklerde görülen bir hastalık. Menopoza kadar süreç devam ediyor ancak menopozdan sonra kadın ve erkeklerde görülme oranı eşitleniyor. Menopoza kadar kadınlar erkeklere göre daha şanslılar” diye konuştu.

İKTİDARSIZ OLAN ERKEKLER SİBOP YÖNETEMİYLE CİNSEL GÜÇLERİNE TEKRAR KAVUŞUYOR

Ofis Egsersizleri

Bel ağrısı, sırt ağrısı günümüzün yoğun iş yaşamında hepimizin başına gelen sorunlardandır. Bunların önüne geçmek ise oldukça kolay. Masa başı iş yapan çalışanların mutlaka dikkat etmeleri gereken basit ve fazla zaman almayan egzersizler sizleri bu ağrılardan kurtarabilir.

Vücudumuz gün içinde normal dolaşımını sağlayabilmek için hareket etmelidir. Uzun süre masa başında oturmak zorunda kalan kaslarımız bir süre sonra normal tonusunu kaybeder ve kasların kemiklere tutunan kısımlarında zayıflama başlar. Uzun süre dinlenme halindeyken birden bacaklarımıza yüklenmek, bu bölgelerin normal yapısını olumsuz yönde etkileyebilir. Ayağa kalkıldığında kalça ve sırt bölgesinde ağırlık birden artar. Bu problemler disk kayması gibi ciddi kronik problemlere de yol açabilir. Yapabileceğimiz en iyi şey arasıra masamızdan kalkıp yürümektir. Çok fazla iş yükü varsa o zaman bir kaç gerinme tekniği size yardımcı olabilir. Kambur oturmak, bacak bacak üstüne atmak gibi yanlış alışkanlıkların baş ağrısına, sırt, boyun ağrısına neden olduğu düşünüldüğünde duruşumuzda yapacağımız birkaç değişikliğin bizleri bu ağrımızdan uzaklaştırabileceği açıktır.

Yapabileceğimiz egzersizler: Sırtınızın dik durmasına dikkat edin. Ortalama her saat başı sırtınızı, bacaklarınızı ve kollarınızı gerdirme hareketleri yapın.Çenenizi ittirin ve başınızı ters yöne doğru iyice gerin. Enseniz üzerine başınızı yaslamaya çalışın. Bu egzersizi sağa sola doğru da 8 saniye kadar uygulayın ya da içinizden 10′a kadar sayın. Duvara yüzünüz dönük durup, ayaklarınızı yere tam basarak ellerinizle duvara baskı uygulayın.El bilekleriniz için bileklerinizi hareket yönünün tersine doğru diğer eliniz yardımıyla germe işlemi uygulayın.Bacaklarınız için yapabileceğiniz bir egzersiz de bacaklarınızı bir sıra ya da masa üzerine koyup ellerinizle bacaklarınıza doğru eğilmek ve ayaklarınızı tutmaya çalışmak.

Yine bunun yanında ağrılarınız için kombine ilaç tedavileri ya da fizik tedavi egzersiz programları uygulanması gerekebilir. Geçmeyen ağrılarınız için bir fizik tedavi uzmanına danışın