gebelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gebelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2008 Pazartesi

Gebelik arası süre ne kadar olmalı, hamilelik..

Emzİren Anneleri Destekleme ve Aile Sağlığını Koruma Derneği tarafından Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nde düzenlenen ‘Gebelik ve Emzirme Döneminde Anne ve çocuk Beslenmesi’ konulu panelde, çocuğun bir aile ortamında yetiştiğini, çocuğun yetişmesinde en önemli etkenin anne olduğu belirtildi.
Annenin, ailenin merkezini oluşturduğunu ve annenin anlayışlı, mutlu ve sağlıklı olması durumunda bebeğin düzenli büyüyeceğini ifade edilirken, düzenli beslenme olmadan anne ve çocuk sağlığının korunmasının mümkün olmayacağı kaydedildi.

3 YILLIK ARA OLMALI
Anne sağlının, gebelik ve emzirme döneminde sosyolojik, ekolojik ve kültürel faktörlerden etkileneceği vurgulanarak, şöyle denildi: ‘Ayrıca gebelik sayısı, doğum aralığı, olgunluk düzeyi, sigara, alkol ve ilaç gibi biyolojik faktörler de anne sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir.
Anne ve çocuk sağlının korunabilmesi için gebeliklerde en az 3 yıllık ara olması gerekir. Anne, gebelik döneminde bebeğe zarar verecek toksik maddelerden uzak durmalı ve bulaşabilecek bölgelerde çalışmamalıdır.’

BESLENME ÇOK ÖNEMLi
Bunların yanı sıra annenin emzirme döneminde de sağlığı bozucu etkenleri olabildiğince azaltması gerektiği belirtildi: ‘Özellikle beslenme çok önemlidir. Yemekle birlikte çok çay içilmesi, kan yapıcı maddelerin etkisiz hale getirerek vücuttan dışarı atılmasına yol açar.
Bunun sonucu olarak da kansızlık ve sağlık bozukluğu ortaya çıkar. Ayrıca yemeklerin pişirilmesi, ek besin alınması ve annenin her konuda bilgilendirilmesi de anne ve bebek sağlığı açısından oldukça önemlidir.’
Gebelik ve emzirme döneminde sayılan olumsuz tüm etkenlerin başta anne olmak üzere bebeğin düzenli gelişimini tersine çevireceğine dikkat çekilerek, ‘Sonuçta anne ölümleri, yaşam süresinin kısalması, emzirme verimliliğinin düşmesi, sakat ya da ölü doğum gibi olumsuzluklar ortaya çıkar’ denildi.

Hamilelik döneminde astım ve alerji, önlemler..

Hamilelik döneminde en sık karşılaşılan akciğer hastalığının astım ve alerjik sorunlar olduğu belirtiliyor. Araştırma sonuçlarına göre hamilelerin, yaklaşık üçte birinde astım ve alerjiyle ilgili problemler artış gösteriyor, üçte birinde değişmiyor, üçte birinde ise iyileşiyor. Bu nedenle anne ve çocuk sağlığı açısından hamile kalmadan önce yaptırılacak testler büyük önem taşıyor. Acıbadem Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölüm Başkanı Prof. Dr. Umur Çolgar, astım ve alerjik problemi olan kadınların hamilelik öncesinde gerekli alerji testlerinin yapılmasının şart olduğunu söylüyor: ‘Böylece hastanın duyarlı olduğu alerjenlere karşı duyarsızlaşma yapılarak hamilelik sırasında oluşabilecek krizlere karşı önlem alınabilir. Bu işlem hamilelik sırasında da yapılabilir. Ancak aşırı bir reaksiyon oluştuğu taktirde bu bebeğe de zarar verebilir. O nedenle hamilelik öncesinde yapılmasında ve bununla ilgili kayıtların iyi tutulmasında fayda vardır.’

Hamilelik döneminde ilaç kullanımı
Hamilelik döneminde güvenilirliği kanıtlanmamış hiçbir ilacın kullanılması önerilmiyor. Hamilelik döneminde astım ve alerji açısından en sık beta-mimetik ve steroidlerin aerosol formlarının kullanıldığını belirten Prof. Dr. Umur Çolgar, ‘Beta mimetikler anne kalbinin düzensiz çalışmasına neden olabilir. Steroidler annede oral pamukçuk yapabilir. Her iki grup ilacın da bebek üzerinde belirgin bir anomaliye yol açtığı gösterilememiştir. Steroidlerin hayvan deneylerinde fetusta yarık damağa yol açabileceği saptanmış. Ancak insan fetuslarında ise bir sorun oluşturmaz. Hamilelikte kullanılacak diğer astım ilaçları antikolinerjikler ve tefilindir’ diye ekliyor.

Alınabilecek önlemler
Pek çok hastalığın nedenleri arasında olduğu bilinen sigara içilmesi, genetik bir özellik olmadığı için anne karnındaki bebeğin alerji hastası olmasına yol açmıyor. Ancak, anne adaylarının gebelik döneminde yoğun sigara içmeleri düşük riskini artırıyor. Hamile kadınların hem kendileri hem de doğacak çocukları için alabileceği birçok önlem bulunuyor. Evde özellikle çocukların odasında toz ve küf bulunmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Umur Çolgar, önlemleri şöyle sıralıyor: ‘Kürklü hayvan, hava da oluşturacağı parazitler de alerjik etki yapabilir. Halı, yün ve deri giysiler ve klima alerjiye ortam hazırlayabilir. Ayrıca, solunumu olumsuz etkilediği için, evde sigara içilmemeli ve virüs hastalıklarına karşı önlem alınmalıdır.’ diyor.

kadınlarda en uygun doğum yaşı.

Erken yaşta doğum, bebek ve anne sağlığını tehlikeye atıyor. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Kadanalı henüz vücut gelişimi sağlamadan hamile kalan kadınların birçok fiziksel ve gebelik problemi ile karşılaştığını belirtiyor. Erken yaşta hamile kalan kadınların doğum kanallarının gelişmediği için dar olduğunu ve doğumlarının sezaryenle yapılabildiğini belirten Kadanalı, ”Erken yaştaki doğumlarda anne ve bebek ölüm oranları daha yüksek.
Ayrıca doğum sonrası henüz çocuk yaşta olan anne çocuğuna yeterince bakamadığı için birçok problemle karşılaşılıyor’ diyor.

BEBEĞE BAKAMIYOR
Bebeğini emziremeyen, ateşinin çıktığını anlamayan küçük anneler, sağlıklı bebek de yetiştiremiyor. Erken doğum en fazla Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgeleri’nde görülüyor. Kadınlar için en uygun doğum yaşının ise 20-35 arası olduğu belirtiliyor.

Pasif içicilik üremeyi etkiliyor
Sİgara içmedikleri halde, pasif içicilerin de ağır risk altında bulunduklarına dikkat çeken Prof. Dr. Yıldız Pekşen, ‘Çeşitli araştırmalar, pasif içiciliğin kısırlığa neden olduğu gibi hamilelik döneminde bebeğin gelişmesini olumsuz etkilediğini gösteriyor’ diyor. Bristol Üniversitesi’nde 8 bin 500 çift üzerinde yapılan bir araştırma iş yerinde sigara dumanına maruz kalan kadınlarda yumurtlamanın yüzde 14 oranında azaldığını ortaya koymuş. Prof. Dr. Pekşen, ‘Günde 20′den fazla sigara içen erkeklerin eşlerinde ise bu oran yüzde 34′lere ulaşıyor. Bu nedenle çocuk sahibi olmak isteyen çiftler sigara içiyorlarsa kesinlikle sigarayı bırakmalıdır’ şeklinde konuşuyor.
Gunes

16 Şubat 2008 Cumartesi

Stresli gebelikte şizofren riski

Manchester Üniversitesi’nden bilim adamları, 1973 ile 1995 arasında Hollanda’da yapılan 1,38 milyon doğumun verilerini inceledi. Araştırma sonucunda, hamileliğin ilk üç ayında yakın bir akrabanın ölümüyle karşılaşan kadınların çocuklarında şizofreni ve bağlantılı rahatsızlıklar riskinin yüzde 67 daha fazla olduğu belirlendi.

Araştırmacılar, stresli dönemde annenin beyninin saldığı kimyasalların embriyonun henüz yeni gelişmekte olan beyni üzerinde doğrudan etkisi bulunduğunu belirttiler.
Bu etkinin, anne ile embriyon arasındaki koruyucu duvarların daha tam oluşmadığı ilk gebelik evrelerinde daha büyük olduğu kaydedildi. St. Mary's hastanesinden Prof. Philip Baker, "Rahimde bebeğin maruz kaldığı ortamın bebeğin uzun dönemdeki sağlığını belirlediği giderek daha fazla anlaşılıyor" dedi.

Araştırmanın, annenin psikolojik durumunun karnındaki bebek üzerinde etkisi olduğu yolundaki teoriyi desteklediği belirtildi. Daha önceki araştırmalarda, hamilelikteki stresin erken doğum ve düşük kilolu bebek doğurma riskini artırdığı belirlenmişti. Başka bazı araştırmalar da şizofreniyle bağlantılı beyin yapısı ve fonksiyonundaki anormalliklerin, gelişimin ilk evresinde oluştuğunu göstermişti. Araştırmada, genler gibi başka faktörlerin de şizofreni oluşumu üzerinde etkisi olduğu hatırlatıldı.

Stresli gebelikte şizofren riski

Ankara (AA)- Gebeliğin ilk dönemlerinde ağır stres altında bulunan kadınların çocuklarının şizofreni olma riskinin daha yüksek olduğu belirlendi.

Manchester Üniversitesi’nden bilim adamları, 1973 ile 1995 arasında Hollanda’da yapılan 1,38 milyon doğumun verilerini inceledi. Araştırma sonucunda, hamileliğin ilk üç ayında yakın bir akrabanın ölümüyle karşılaşan kadınların çocuklarında şizofreni ve bağlantılı rahatsızlıklar riskinin yüzde 67 daha fazla olduğu belirlendi.

Couvade Sendromu: Erkeklerde Gebelik Belirtileri

Couvade Sendromu na yakalanan erkekler, eşleri hamile kaldıktan kısa bir süre sonra gebelik semptomları yaşıyor.

Couvade Sendromu denilen hastalık, eşleri gebe kalan erkeklerin kısa bir süre sonra gebelik semptomları yaşaması anlamına geliyor. Bu semptomlar arasında mide, bağırsak sistemi rahatsızlıkları, karın büyümesi, iştahta değişme, kokuya hassasiyet, sırt ağrıları, bacak krampları, halsizlik, uyku yakınmaları, diş ağrısı, deride isilik, bayılma ve kilo alma yer alıyor. Couvade Sendromu yaşayan baba adaylarına yaşadıkları bu semptomların hastalıktan daha çok ebeveynlik konusundaki yetersiz bilgilenmelerinden kaynaklandığının açıklanması gerekiyor. Uzmanlar, bu sendromu yaşayan baba adayının kaygıları ile başa çıkamaması durumunda, destekleyici psikoterapi tedavisi görmesi konusunda uyarıyorlar.

Semptomlar, gebeliğin ilk üç ayının sonunda başlayıp, ikinci üç ayında artarak ve doğum gerçekleşene kadar sürüyor. Uzmanların 267 çift üzerinde yaptıkları çalışmada, erkeklerin yüzde 22.5 inin Couvade Sendromu yaşadıkları belirlendi. Ayrıca Couvade Sendromu yaşayan ve yaşamayan erkekler arasında davranışsal olarak anlamlı farklar bulundu. Gebelik öncesi, gebelik esnası ve sonrasında yapılan ziyaretlerde, Couvade Sendromu yaşamayan erkeklerde sabit bir düzey bulunmasına rağmen, sendromu yaşayan erkeklerde her ziyarette semptomların iki kat arttığı gözlendi.

Türkiye de 2002 yılında 150 çift üzerinde yapılan araştırmalarda ise eşlerinin gebelikleri sırasında baba adaylarının yarısından fazlasının endişe hali yaşadıkları, yaklaşık üçte birinin kendisini normalden daha iyi hissettikleri, bunlar içerisinde, yüzde 28 inin yorgunluk ve çabuk yorulma, yüzde 26 sının diş ya da diş eti ağrısı, yüzde 23 ünün sık idrada çıkma, yüzde 20 sinin normalden daha az aktif oldukları saptandı.

Uzmanlar baba adayı olmayı bekleyenlerde yaşanan semptomların, hamileliğe hissi olarak katılmaya, önceki çocuk sayısına, dini inanca, yaşadıkları strese ve hamilelik döneminden önceki sağlık durumlarına bağlı olarak ortaya çıkacağını belirtti.

15 Şubat 2008 Cuma

Gebelik Süresince Nelere Dikkat Edilmeli

- Sigara ve alkol kullanmayınız.
- Hekim önerisi dışında ilaç almayınız.
- Hekiminizin önerdiği demir ilacını düzenli olarak kullanınız.
- Uzun süre ayakta durmayınız.
- Günlük işleriniz sırasında kendinizi yormayınız.
- Bisiklet sürme, tenis oynama, kayak yapma gibi sporlardan uzak durunuz.
- Mesleğiniz gereği de olsa ağır nesneler kaldırmaktan, zararlı metal, kimyasal
madde ve radyasyondan uzak durunuz.
- Yolculuktan önce doktorunuza danışınız.
- Bol ve rahat giysileri seçiniz.
- Alçak topuklu rahat ayakkabılar giyiniz.
- Pamuklu iç çamaşırları giyinin ve iç çamaşırlarınızı günlük olarak değiştiriniz
- Yüzük ve bilezik gibi takılar takmayınız.
- Diş bakımına özen gösterin. Sabah uyanınca, akşam yatmadan önce ve her öğünden
sonra yumuşak fırça ile, yavaş haraketlerle dişlerinizi fırçalayınız.
- Röntgen ışınlarından sakının. Çok fazla zorunlu olmadıkça radyolojik inceleme
yaptırmayınız.
- Her türlü canlı aşıdan sakınınız (Gerekli durumlarda salk polio aşısı, tetanoz
aşısı yaptırmanın sakıncalı olmadığı aklınızda bulunsun.
- Düşük riski yok ise son aya kadar cinsi ilişkide bulunmakta sakınca yoktur.
- Haftada en az bir kez ayakta; duş alır biçimde, ılık su ile banyo yapın.
- Meme bakımına özen gösteriniz.
- Sarkmayı önlemek için çok sıkı olmayan askılı, pamuk dokumalı sütyen giyiniz.
- Dolgunluğu önlemek için hafif parmak dokunuşları ile masaj yapınız.
- Bol su içiniz.
- C vitamini ve kalsiyum yönünden zengin gıdalar (Turuçgiller, süt ve süt ürünleri)
seçiniz.
- Lifli besinleri tercih ediniz.
- Gebelik boyunca 10-12 kg'dan fazla kilo almamaya özen gösteriniz.

Aşağıda durumlarda hemen hekime başvurunuz;

- Vajinal kanama: Düşük olasılığını gösterir. Bebeğin olduğu kadar annenin de
yaşamını etkileyebilir.
- Karında belirgin, sürekli ya da aralıklı ağrı olması: Dış gebelik, düşük, erken
doğum belirtisi olabilir.
- Fetus hareketlerinin artması ya da azalması. Fetusun sıkıntı içinde olduğunu
gösterir.
- Yüksek ateş titreme: Enfeksiyon belirtisidir.
- Bulanık ya da bozuk görme,
- Şiddetli baş ağrısı,
- İnatçı kusma,
- İdrar yaparken yanma, zorluk ya da az idrar çıkarma: İdrar yolları enfeksiyonunu
gösterir.
- Ellerde ayaklarda ya da yüzde şişme: Böbrek işlevlerinde bozukluğu gösterir.

Tekrarlayan Gebelik Kayıpları

Tanım
Tekrarlayan gebelik kaybı;gebeliğin ilk üç ayında ardarda enaz üç kez ortaya çıkan kendiliğinden olan düşüklere verilen addır. Çiftlerin yaklaşık %2'sinde bu sorun vardır. Bu durumun tanı ve tedavisi üremeyle ilgilenen tıp dallarının en güç konularından birini oluşturur.
Etyoloji (Sebepler)
Tekrarlayan düşük nedenlerini;
1. Uterus (Rahim) yapısal bozuklukları ve serviks (rahim ağzı) yetersizliği
2. Endokrin (hormonal) bozukluklar
3. Enfeksiyon hastalıkları
4. Kromozomal bozukluklar
5. Otoimmün hastalıklar (Bağışıklık sistemi hastalıkları)
6. Çevresel ve diğer faktörler
olarak sıralayabiliriz. Herbirini ayrı ayrı ele almak gerekir.

1) Uterus (Rahim) yapısal bozuklukları ve serviks (rahim ağzı) yetersizliği
Rahim ağzı yetersizliği özellikle gebeliğin 4. ve 6. ayları arasında rahim ağzının sancısız bir şekilde açılması ve gebelik zarlarının yırtılmasıyla yaşayamayacak bir fetusun dışarı atılmasıyla ortaya çıkan durumdur. Uygulanan tedavi genellikle cerrahidir. Üçüncü ayın sonunda rahim ağzına usulüne uygun şekilde dikiş konur(McDonald ve Shirodkar ameliyatları buna örnektir).
Uterusun yapısal bozukluklarıysa myom, rahim içi yapışıklıklar, rahim içinde bir bölmenin olması (Uterin septum), çift uterus (Uterus didelfis) ve diğer şekil bozukluklarıdır. Tekrarlayan gebelik kaybı olanlarda bu bozuklukların sıklığı %10-15'tir. Bu bozukluklar damarlanmayı kötü yönde etkileyerek yada uterus boşluğunun boyutlarını küçültüp, değiştirerek, fetusun yerleşeceği bölgeyi uygunsuz hale getirmektedir. Bu anormalliklerin cerrahi olarak düzeltilmesi düşük oranlarını azaltmaktadır.

2) Endokrin (hormonal) bozukluklar
Esasen üç tür bozukluk tekrarlayan gebelik kaybı nedeni olarak akla gelmektedir. Bunlar diyabet hastalığı, tiroid bezi hastalıkları, adet düzeniyle ilgili bozukluklardır.
Kontrol altındaki diyabet hastalığının düşük riskini arttırmadığı iyi bilinir; yani gebe kalan bir diyabet hastasının kan şekeri iyi bir şekilde kontrol edilirse düşük ihtimali artmamaktadır.
Tiroid hastalığının gebelik kaybına neden olduğuna dair bilimsel kanıtlar yetersizdir. Bu nedenle tekrarlayan düşüğü olanlarda tiroid homonlarına bakılmasının şart olmadığı söylenmektedir.
Adet düzeniyle ilgili bozukluklar çoğunlukla ovulasyon yani yumurtlamayla ilgili aksaklıklarda görülür. Özellikle gebeliğin devamı için gerekli olan progesteron hormonunun yetersizliğine yol açan bozuklukların tekrarlayan düşüklere neden olabileceği düşünülmektedir. Tanı rahim iç zarından alınan biopsilerle konur. Tedavisiyse eksikliğin ortaya çıkmaya başladığı dönemde bu hormonun yerine konmasıdır.

3) Enfeksiyon hastalıkları
Virüs ve bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların gebelik kaybına neden olabileceği düşünülmektedir. Listeria monocytogenes, Toksoplasma türleri, Mycoplasma hominis, Ureaplasma urealiticum bu mikroorganizmalardan en sık görülenlerdir. Ne varki bunların tek bir kez düşüğe neden olduğu bilindiği halde tekrarlayan düşük sebebi oldukları tam olarak kanıtlanamamıştır.

4) Kromozomal bozukluklar
Tekrarlayan düşüklerde çiftlerin %5'inde anne-babaya ait kromozomal bozukluk bulunmuştur. Bu sıklık genel toplumdakinden belirgin bir şekilde yüksektir. Düşük tekrarını öngörmede çiftlerde genetik inceleme yapılması yardımcı olabilmektedir. Edinilen bulgular genetik danışmanlıkta dayanak oluşturmaktır. Düşük materyalinin kromozomal analizi de tedavi yönteminin başarısızlığı araştırılırken yararlı olmaktadır.

5) Otoimmün hastalıklar(Bağışıklık sistemi hastalıkları)
1980'li yıllarda araştırmacılar anti-fosfolipid antikoru denen, vücutta normalden sapma sonucunda oluşan, savunma sisteminin düzenlenmesinde etkili olan fakat tam olarak tanımlanamayan bir faktörün uyarısıyla yapılan oluşumların tekrarlayan düşük nedeni olabileceğini öne sürmüşlerdir. Bu maddeler ile fetus ölümü arasında net ilişkiler saptanmıştır. Bunların etki mekanizması; plasentanın yetersiz kanlanmasına yol açan damar bozuklukları oluşturmasıdır. Bu tür hastaların canlı bebek sahibi olabilmeleri için steroid tedavisi, düşük doz aspirin tedavisi antikoagulan denen heparin adlı bir maddeyle tedavisi gerekebilmektedir.

6) Çevresel ve diğer faktörler
Gebelik kaybı anne yaşıyla artmaktadır. 35 yaş üzeri kadınlarda genç kadınlara oranla normal gebelik ihtimali büyük ölçüde azalır. 40 yaşın üzerindeki kadınlarda düşük riski %50'ye yaklaşır. Kadınlar bu riskler konusunda eğitilmelidir.
Kadınların işe başlamasının düşük riskini artırmadığı İskandinav ülkelerindeki çalışmalarda gösterilmiştir. Bununla birlikte hastaların çalıştıkları yerde gebeliği riske sokacak kimyasallarla karşılaşmadıklarından emin olmak gereklidir.
Sigara ve alkol kullanımı düşük riskini artırmaktadır. Pasif sigara dumanına maruziyetin etkisi hakkında net bilgiler yoktur.
Psikolojik faktörler güç incelenebildikleri için tekrarlayan düşük nedeni olup olmadıkları net değildir.

Tekrarlayan Gebelik Kaybı Olan Hastaların Takibi
Tekrarlayan gebelik kaybı olan hastayı ele alırken en önemli yaklaşım eğitim ve destektir. Hastalar çoğunlukla herhangi bir bulgu olmasa da kaybın anne yaşıyla birlikte artacağı konusunda eğitilmeli, erken doğum ve dış gebelik gibi diğer gebelik komplikasyonlarının artmış riski altında olduklarını bilmelidirler. Sağlıklı bir gebeliğin zarar görmesinin zor olduğu ve normalde rahim kramplarının artmasına neden olan cinsel ilişki ve egzersiz gibi aktivitelerin sağlıklı bir gebeliği bozmayacağını söylemek yararlıdır.
Değerlendirmeye başlamak için bir çiftin başından geçen düşük sayısı kısmen klinik pratiğe ve gerekli testlerin maliyetine bağlıdır. Genellikle 35 yaş altındaki kadınlarda üç düşükten, daha ileri yaştakilerdeyse iki düşükten sonra laboratuar çalışmaları yapılmalıdır. Bu laboratuar yükünü ve sağlık hizmetlerinin maliyetini belli oranda azaltmak içindir. Bununla birlikte bazen bir çift uzun bir zaman beklemek isterken bir başkası tüm araştırma programının ilk düşükten sonra uygulanmasını isteyebilir.
Düşük yapan çiftler tam bir değerlendirme ile başarılı bir tedavi sonrasında gebe kalınca ilk üç ayda yoğun doktor desteğine ihtiyaç duyarlar.
Ultrasonografik olarak 8. gebelik haftasında kalp atımının saptanmasının düşük riskini %3-5'e düşürdüğü konusunda çiftler bilgilendirilmelidir. Bu çiftlere bir hedef ve korkularını bebeği kollarına alana kadar ertelemelerine yardım eder.

9 Şubat 2008 Cumartesi

TÜRKİYE ŞİFALI MEYVE CENNETİ


Yapılan 4 yıllık bir araştırma, ülkenin şifalı meyve profilini ortaya çıkardı. Araştırmaya göre, ağaç kavunu nefes darlığına, alıç ve gilebor yüksek tansiyona, armut ağız içi yaralara, at kestanesi ve it üzümü ağrı dindirmeye, badem cilde ve basura iyi geliyor. Kadın tuzluğunun çarpıntı giderici, çalı çiçeğinin antikanserojen, defnenin kum dökücü, fındık ve mürverin balgam söktürücü etkileri bulunuyor.


Doğal bir eczane özelliği taşıyan Türkiye’de yapılan bir araştırma, yararlı etkileri olduğu bilinen birçok ürünün, yabani halde dağlarda bulunduğunu belirledi. 4 yıllık bir çalışma sonucu 82 ürünü inceleyen ve Türkiye’nin meyve profilini çıkararak, kitap haline getiren Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Ordu Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Turan Karadeniz, “Bunların gün ışığına ulaşmasını ve halkın yararına sunulmasını istiyoruz” dedi. Doç. Dr. Karadeniz, çoğu sadece yetiştiği yöre halkı tarafından bilinen ve dağlarda yabani olarak bulunan meyvelerin, koruyucu hekimlikte, ilaç yapımında veya kültürü alıp yaygınlaştırılarak, kullanıma sunulabileceğini bildirdi. Doç. Dr. Karadeniz’in, 4 yıl boyunca yaptığı arazi çalışmasında topladığı verileri, tıp uzmanları, bu konuda yayınlanan literatürler ve yurtdışındaki uygulamalar ile yöre halkından derlediği bilgilerle harmanlayarak yazdığı “Meyvelerle Beslenme ve Tedavi Şekilleri” konulu kitabında, 82 ürünün çeşitli kullanım şekilleri ve yararları anlatıldı. Buna göre, bazı meyveler ve yararları şöyle:
Ağaç Kavunu (Kabızlığı giderir, kusmaya iyi gelir, marmelatı bronşit ve nefes darlığında faydalı), Ahlat (İshali keser, kalbi kuvvetlendirir, idrar söktürücüdür, yaprak ve çiçeklerinden hazırlanan çay, iç kanamaya iyi gelir), Ahududu (Anti-tartar etkisi var, dişler bu meyveyle fırçalanabilir), Akasya (Çiçek ve yaprakları kaynatılıp balla karıştırılarak günde yarım bardak içilirse astıma iyi gelir), Akdiken (İshal keser)

“SAKİNLEŞTİRİR, KALP KASLARINI GÜÇLENDİRİR”
Alıç (Kalp, damar ve sinir sistemi üzerine sakinleştirici etkisi vardır, yüksek tansiyonu düşürür, kalp kaslarını güçlendirir, emziren annelerin sütünü çoğaltır), Antepfıstığı (Göğsü yumuşatır, idrar söktürücüdür, genel zayıflık ve bitkinliğe faydalıdır, yaprakları kaynatılıp içilirse kolesterolü düşürür), Ardıç (Antiseptik özelliklidir, böbrek ve mesane hastalıklarına, macunu ise basur ve guta iyi gelir, romatizma ve burkulma gibi durumlarda ağrı kesicidir), Armut (Ağız içi yaralarına, uykusuzluğa iyi gelir, hamile kadınların mide bulantısını giderir, tansiyonu düşürür, sinirleri teskin eder), At Kestanesi (Ağrı dindiricidir, damar daraltıcı özelliğinden dGosterı varis, flebit ve hemoroite karşı kullanılır, deri uçuklarına, nevraljiye karşı şifalıdır). Badem (Hamile kadınlar karınlarına sürerse çatlamayı önler, basura sürülürse şifalıdır, yağı kulak ağrısına iyi gelir, cinsel gücü artırır), Böğürtlen (Meyveleri çok gelen aybaşı kanamalarını azaltır, müsil etkisi yapar, antiseptik özelliği vardır), Ceviz (Zekayı artırır, sindirim sistemi bozukluğunu giderir, dişeti çekilmesinde etkilidir, damar açar), Çalı Çileği (Meyveleri mikrop öldürücüdür, ishal giderir, adet sancısını düzene sokar, kansere karşı vücudu koruyan enzimleri aktive eder, antioksidan özelliğe sahiptir), Çoban Üzümü (Uzun süre kullanılmamak kaydıyla yaprakları idrar yolları hastalıklarına karşı şifalıdır)

“MENOPOZUN KGoster GEÇMESİ
Defne (bağırsak kurtlarına, öksürüğe, migrene, kolite karşı etkilidir, böbrek ve mesane kumlarını döker), Elma (Yeni çıkan sürgünleri kaynatılıp tatlandırılarak içilirse damar sertliğine iyi gelir), Erik (Kalp çarpıntısını keser), Fındık (Dimağı kuvvetlendirir, nezleye iyi gelir, menopoz döneminin kGoster geçmesini sağlar), Frenk Üzümü (İştah açar, mide rahatsızlıklarına iyi gelir, hazmı kGosterlaştırır), Frenk İnciri (Dizanteri ve ishale etkilidir, kan yapar), Gilebor (Tansiyonu düzeltir, adale tutulmalarını ve spazmı hafifletir, kalp-damar sistemini rahatlatır), Hurma (Kansere karşı koruyucudur, dişetlerini kuvvetlendirir, doğumu kGosterlaştırır), Hindistan Cevizi (Cinsel gücü artırır, gebelikte faydalıdır), Hünnap (Guatr ve atardamar kireçlenmesinde faydalıdır, ağız, dişeti ve kulak iltihaplarına iyi gelir, tansiyon düşürür.
İt Üzümü (Yatıştırıcı, ağrı kesici etkisi vardır), Kara Hurma (Bağışıklık sistemini güçlendirir), Kadın Tuzluğu (Kalp çarpıntısını azaltır, bağırsak sistemini uyarır, tansiyonu düzenler, bağışıklık sistemini güçlendirir, yüksek dozu zararlıdır), Keçiboynuzu (Öksürüğü keser, göğsü yumuşatır, cinsel gücü artırır), Kocayemiş (Böbrek ve mesane iltihaplarına iyi gelir, bağırsak kurtlarını döker, mide ve bağırsak tembelliğini giderir), Mezdeki Sakızı (Diş etlerini, çene kaslarını güçlendirir), Mürver (Damar tıkanıklıklarını açar, balgam söktürür), Pikan (Kolesterolü önler), Saparna (Sedef hastalığına iyi gelir), Tavşan kirazı (Haricen kullanıldığında romatizma ve mafsal iltihaplarına bağlı ağrı ve şişkinlikleri azaltmakta faydalıdır).

22 Ocak 2008 Salı

Annenin kanından anomali testi

Annenin kanından anomali testi
Bebeklerdeki down sendromu gibi kromozom anomalileri, yakın bir gelecekte anneden alınan kan örneğinden tespit edilebilecek.

Tıp dünyası, iğneyle anne karnına girilmesiyle uygulanan ancak az da olsa bebeği kaybetme riski olan amniyosentez gibi girişimsel işlemleri yapma olasılığını azaltacak yeni testler üzerinde çalışıyor.'Maternal kanda alınan fetal hücrelerin incelenmesi'' yani anneden alınan kanla bebekteki genetik hastalık riskinin belirlenmesi olarak adlandırılan yeni çalışmalar, Antalya'da 25 - 29 Ekim tarihleri arasında düzenlenen Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Ulusal Eğitim Sempozyumu'nda gündeme getirildi. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Cansun Demir, anne karnından sıvı alınması ya da invaziv denilen iğne batırılarak yapılan işlemler yerine yeni teknikler geliştirildiğini belirterek, anneden alınan kanla bebekte olabilecek genetik sorunların saptanması hakkında sorularımızı yanıtladı.

Anneden alınan kanla bebekteki risk nasıl saptanıyor?

Öncelikle anneden kan örneği alınıyor. O kandan çocuğa ait hücreler santrifüjle elde ediliyor. Daha sonra onlar çoğaltılarak bu hücrelerde problem var mı yok mu bunun analizi yapılıyor. Bu yöntemde anne ya da bebek için herhangi bir risk yok.

Bu çalışmalar kaç yıldır yapılıyor?

Yaklaşık 10 yıldır deneysel şekilde yapılmakta bu çalışmalar. Artık bu deneyler yurtdışında rutine girecek durumda. İtalya, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri'nde bu tip çalışmalar var. Umuyoruz ki bu çalışmalar ülkemizde de başlasın.
Bu çalışmalar tabii sadece kan almayla ilgili değil. Alınan kanla laboratuvarda hücrelerin üretilebilmesi, yetiştirilebilmesi lazım. Bizde ne yazık ki amniyosentezde bile hücrelerin üretilebilmesi daha yeni yeni yaygınlaşıyor.


Bu yöntemin anne ve bebek sağlığına en önemli katkısı ne olacak?

Amniyosentezde biliyorsunuz hiç bir problem yokken yüzde 0.5 - 1 oranında düşük riski var. Örneğin hastaya üçlü test yaptınız problem çıktı felaket oluyor. Düşük riski var diye birinden duyuyorsa hasta haklı olarak çok büyük stres yaşıyor. Tabii amniyosentezin ortadan kalkacak olması olumlu olacak.

Amniyosenteze kesin bir alternatif olacak mı?

Belki de ortadan kalkmayacak ama amniyosentezin yapılma oranlarını azaltacak en azından.

Amniyosentezde düşük riskinin nedeni belli mi?

Amniyon kesesinde çok ufak açıklıklar oluyor. Buna bağlı da genellikle su gelmesi oluyor. Bu nedenle de gebelik kayıpları görülüyor. Sonuçta girişimsel bir işlem ve küçük bir müdahale oluyor öyle düşünmek lazım.

Yani yeni yöntemle düşük riski ortadan kalkacak diyebilir miyiz?

Tabii ki amniyosenteze gerek kalmayacağı için düşük riski de ortadan kalkacak.

Kan testiyle kaç tip kromozom problemi saptanabilecek?

Kromozom problemlerinden en önemlisi ve en sık görüleni down sendromudur. Yaklaşık toplumda 800 doğumda bir görülüyor. Yılda 1 milyon doğum olduğu düşünülürse demek ki Türkiye'de yılda bin civarında down sendromlu bebek görülüyor.

Türkiye'de bu bebekler doğum öncesi yeterince saptanabiliyor mu?

Bütün tarama testlerine rağmen ne yazık ki henüz ortadan kaldırılamadı. Kadınların yüzde 50'si hala gebeliği boyunca hiç doktora gitmiyor. Böyle olunca da down sendromlu bebeklerin tümümünün tanınma şansı yok.

35 yaşını geçen kadınlar için riskin yüksek olduğu belirtiliyor. Ama down sendromlu doğan bebekler incelendiğinde yüzde 80'i risksiz annelerde yani 35 yaşın altındaki annelerde doğuyor. Bazen üçlü test yapıyorsunuz hiç bir problem olmayabiliyor. Ama yine down sendromlu doğma riski var. Ultrasonla ancak yüzde 60'ını anlayabiliyoruz.

Yeni test herkese uygulanabilecek mi?

Bu yöntemin maliyeti ne olacak şu an bunu bilemiyoruz. Büyük ihtimalle yüksek olacak ama zaman içinde düşecektir. Uygulama biraz da buna bağlı olacaktır.

Anneden kanın kaçıncı gebelik haftasında alınması gerekiyor?

Bunun perinetal tanının amacıyla uyumlu olması lazım. Biz etik olarak 24. haftayı düşük sınırı olarak kabul ediyoruz. Dokuzuncu ayda aldığınız kanda ''Bebekte bir problem var mı?'' diye bakmanızın bir anlamı yok. Kan ne kadar erken alınıp test yapılırsa o kadar iyi.
Şimdi yapılan deneysel çalışmalarda 12 - 16 hafta civarında kan alınıyor. Çünkü daha önceden de çok fazla hücre olmuyor. Yani çok erken dönemde aldığınızda da onda ne yazık ki plasenta ilk üç ayda çalışmadığı için hücre elde edemiyorsunuz.
Ama üçüncü ya da dördüncü ayda aldığınız hücreyle bu test, amniyosentezin yerini alacaktır.