nedenleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nedenleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2008 Pazartesi

prostat bilgi

prostat karnseri prostat tedavisi prostat hakkında bilgi
Dış görünüşü ile tabanından idrar torbasına yapışık bir kestaneye benze­yen prostat, dar bir geçitle birbirlerine bağlanan iki eşit parçadan oluşur. Prostat bezinin tamamı 30 ila 50 kadar boru ve torba biçiminde ayrı ayrı keseciklerden ve meni torbasının çevre­sinde son bulan iki büyük, onbeş kadar da küçük damardan oluşmaktadır. Bu damarlar idrar borusunun oluklarıdır, idrar borusunun içyüzeyini kaplayan zar üstünde ise küçük bir çıkıntı halinde sperm keseciği bulunmaktadır. Uzun sperm fışkırtma kanalı prostatın içinden

geçerek idrar borusuna ulaşır. Prostat, idrar borusunu çevrelemektedir. İdrar borusunun salgıladığı sıvının belirli bir miktarı prostatta toplanır ve meni akıtma anında kaygan kas lifleri aracılığıyla dışarı fırlatılır. Akan meninin büyük bir bölümünü meydana getiren bu salgı aynı zamanda meniye özgü kokuyu verir. Prostat salgısının esas özelliği, meninin pH derecesinin (Asitlilik ya da alkalilik derecesi) 7.3, yani hafif alkalik olmasını sağlayarak spermler için ideal ortamın sağlanmasına katkıda bulunmasıdır. Son yıllarda cinsel birleşme sırasında dölya-tağının kasılmasını ve böylece spermleri içeri alabilmesini sağladığı da saptan­mıştır.

Prostat büyümesi, orta yaşını aşmış erkeklerde pek de ender olmayan bir bulgudur. Gerektiğinde muayenesi ma­kattan sokulan parmakla yapılır. Aşağı yukarı elli yaşlarından sonra idrar borusu çevresindeki bu doku hücreleri şişmeye başlar. İlk başta acı vermeyen, tehlikesiz bir şişkinliktir bu. Daha çok

idrar borusunun iç yüzeyini kaplayan zarın altındaki bezler büyür. Prostatın kendisinde önemli bir irileşme olmaz. Tam tersine, uğradığı baskının etkisi ile önce büzülür daha sonra da şişen hücrelerin çevresine bir kılıf örter. Özellikle geceleri sık sık idrar yapma ihtiyacı duyulur. Fakat uzun bekleyişler­den sonra ancak çok az bir miktar idrar gelir. Karın boşluğu adeleleri bütün güçleriyle kasılarak bunu önlemeye çalışırlarsa da daha güçlü olan idrar torbası kasları bütün torbayı boşaltmak için uğraşırlar. Prostat büyümesine fazla içki, ayakları üşütme, peklik, uzun süre oturmak ve cinsel heyecan olumsuz etki yapar. Çaresi, yeterince hareket etmek ve bağıksakları yumuşatıcı perhiz yap­maktır. Erkeklik hormonunun prostatı büyütücü bir etkisi olduğu dikkate alınmalıdır.

Prostat büyümesinin ileri dönemlerinde laçka olan idrar torbası artık tam anlamıyla boşalmaz. Bir süre sonra da hiç idrar yapamama tehlikesi baş

gösterir. Bu durumlarda hekim müdaha­lesi gereklidir. Son zamanlarda projes-teron türevi hormonlarla büyümüş orga­nın bir dereceye kadar ufaltılabileceği gösterilmişse de, kesin tedavisi çok kere prostatın ameliyatla alınmasıdır. Bu durumda da olası bir idrar yolları enfeksiyonuna karşı önlemler mutlaka alınmalıdır.

Prostat iltihabı ise idrar borusu iltihabı­nın yukarıya çıkarak ya da idrar yolları iltihabının aşağıya inerek prostata bulaş­ması sonucu ortaya çıkar. Zayıf bir olasılıkla kan dolaşımı ile de bulaşabilir. Sözgelimi, bademcik ve burun deliği iltihapları, çürük dişler ya da lenf yolu üstündeki aksaklıklar (makat yaraları, kalın bağırsak iltihaplan) prostat iltihap­larına yol açar. Belsoğukluğu ve verem bakterilerinden başka birçok mikrop da prostat iltihabını doğurucu etkenler olarak sayılabilir, Hastalığın belirtileri, ateş yükselmesi, prostatın şişmesinden dolayı, idrar zorlaması, idrar sırasında acı duyulması şeklindedir. Apış arasında ve idrar torbasında sancı başlar. Sık sık akıntı meydana gelir. Kronik iltihaplan­malarda bağırsaklarda sürekli bir gerilim ve eziklik duyulur. Prostat iltihaplarının sık sık sinir hastalıklarına da yol açtığı görülür.

Prostat kanseri, 65 yaşın üzerindeki erkeklerde en sık görülen kötü huylu bir urdur. Hastalık çok yavaş ilerlediği için ancak çok geç farkedilir.Sıksık ve sancılı olarak idrara çıkılır. İdrar bulanık, zaman zaman kanlıdır. Hastalığın ilk belirtileri kemiklerde ve komşu organlar­da ortaya çıkan metastazdır. Ur makat yoluyla hissedilebilir. Tedavisi ameliyat ve vücuda bol miktarda dişi cinsiyet hormonu vermek şeklindedir. Ancak metastazın belkemiğinden başlayarak tüm vücuda yayılması bilinen komplikas-yonlardandır.

Bebek emzirme

Meme dokusu, yağ ve bağ dokusu ile desteklenen memenin süt yapımını sağlayan kesecik ve kanallardan oluşur.
Kesecikler ve kanalcıklar üzüm salkımı şeklinde kümeler teşkil ederler ve sonra kanalcıklar geniş süt kanallarına dökülürler. Bu geniş süt kanalları her bir ana bölgenin (lob) süt salgısını toplar. Her bir memede bu loblardan 15-20 adet vardır ve bunların kanalları genişleyerek meme başına ulaşır ve dışarı açılırlar.

Bu süt yapıcı sistemin büyümesi pek çok hormonal etkene bağlı olarak iki aşamada oluşur. Ergenlik ve gebelik döneminde gerçekleşen bu aşamalarda özellikle gebelik sırasında östrojen, progesteron ve prolaktin hormonlarının aşırı miktarda artmalarına bağlı olarak memenin süt yapan (glandüler ) dokusu artmaya başlar, kanallar uzar, dallanır ve süt yapan kesecikler büyür. Buradaki epiteller yağ damlacıklarıyla yüklenir ve işte bu ilk oluşan süte yağdan zengin olduğu için kolostrum denir. Süt salgılanması progesteron etkisi ile baskı altına alınır. Doğumla birlikte hızla östrogen ve progesteronun ortadan kaybolması ile süt salgısı başlar. Sütün memeden fışkırması emme olayının negatif basıncına bağlı değildir. Arka hipofizden salınan oksitosin hormonununu kan yolu ile keseciklere ve kanallara ulaşarak miyoepitel hücrelerinin kasılmasını sağlar. Bu etki sütün ana kanallardan meme başındaki açıklıklara doğru fışkırmasına neden olur. Bu hormon aynı zamanda lohusalarda rahmin kasılıp küçülmesini de sağlar. Sütün devamı için prolaktin, sütün sağılması içinse oksitosin hormonu gereklidir.

Protein

Yumurta ile yapılacak protein tedavisi hemen hemen her tür saç için uygundur. İki yumurtayı çırpın ve içine yavaş yavaş bir çorba kaşığı zeytinyağı, bir çorba kaşığı gliserin, bir çorba kaşığı sirke (mümkünse elma sirkesi) ilave edin. Saçınızı bir kez şampuanladıktan sonra saçlarınıza bu karışımı sürüp 15-20 dakika bekleyin. Saçlarınızı iyice duruladıktan sonra saçlarınızın çok kısa sürede canlandığını fark edeceksiniz

16 Şubat 2008 Cumartesi

Bayanlarda Beslenme ve Metabolizma Hastalıkları

Vücudumuzda hem yaşam için gerekli olan enerji, hemde hücre ve dokularımızın yapısı veya onarımı için gerekli temel yapı taşları beslenme yoluyla aldığımız maddelerin moleküler olarak değişime uğratılması yoluyla üretilir. Bu moleküler değişim olaylarına (ister moleküler yıkım, ister sentez yönünde olsun) topluca metabolizma diyoruz. Takdir edileceği üzere bütün metabolizma olgularını olası kılan ve vücudun ihtiyaçlarına göre yönlendiren makro moleküllerin tümü genetik yapımızdaki bilgiler doğrultusunda yapılanmaktadır. Bir başka deyişle metabolizma genetik yapımızın güncel hayatımıza bir yansımasıdır.

Bu genel tanım içerisinde unutulmamalıdır ki metabolizma olayları çoğu biri birine ilintili birçok enzimatik basamağı olan karmaşık olgulardır. Dahası, bazı metabolik olgular birden fazla alternatif yolla gerçekleşebilmektedir. Bu karmaşık yapı ve alternatif yollar sayesinde aslında birçok hayati metabolizma olguları ciddi derecede esnek ve hata kaldırır bir düzeneğe sahiptir. Bu yapı sayesinde belli bir metabolik yolda yer alan bir enzimi kodlayan tek bir gende olası bir mutasyon mutad olarak mutasyonu taşıyan kişinin bariz bir hastalığı olacağı anlamını taşımaz. Ancak bazı dokularda ve belli metabolik olgularda alternatifler yollar yok veya tercih edilen metabolik yola nazaran son derece yetersizdir. Dahası birçok basamağı olan bir metabolik olgunun her basamaği eşit derecede toleransa sahip değildir. Bu sebeple Fenilketonüri hastalığı gibi ciddi beslenme ve metabolizma hastalıklarının büyük çoğunluğu kritik noktalarda yer alan son derece özgün genlerin genetik anomalileri sonucu görülmektedir. Yinede unutulmamalıdır ki kendi başına bariz bir hastalık etkeni olmasada özellikle bazı metabolik yolların biyo regülasyonunu sağlayan genlerde oluşan anomaliler obezite (şişmanlık) veya Tip-II Diyabet (şeker hastalığı) gibi ciddi hastalıklara zemin hazırlayan önemli risk faktörleridir.

Bu bölümde moleküler genetik tanı yöntemlerinin endike olduğu, genetik lokus ve moleküler mekanizması belli hastalıklar üzerinde durulacaktır. Ancak unutulmamlıdır ki burada bahis olunan beslenme ve metabolizma hastalıkları doğuştan var olan (inborn errors of metabolism) veya çocukluk yaşlarında ortaya çıkan hastalıklar olabileceği gibi daha ileri yaşlarda bulgu veren (adult onset) hastalıklar da olabilir. Bu sebeple moleküler genetik tanı yöntemleri bazı beslenme ve metabolizma hastalıklarında yanlızca tanı amaçlı değil perinatal tarama ve prognostik testler olarak da uygulanabilmektedir.

Bayanlarda Sinir Sistemi Hastalıkları

Tüm zihinsel ve motor yetilerimiz, hafıza, düşünce, duygulanım ve reflekslerimizin tamamı beyin, beyincik ve omurilikden oluşan merkezi sinir sistemi aktiviteleri sonucu oluşmaktadır. Merkezi sinir sistemi ise tüm vücudumuza ve organlarımıza yayılan çok geniş bir periferik sinir sistemi ağı sayesinde hem vüdumuzun tamamı hemde içinde bulunduğumuz çevre ile sürekli iletişim halindedir. Bütün sinir sisteminin embriyogenez esnasında yapısal oluşumu ve hayat boyu normal fonksiyonunu sürdürebilmesi çok sayıda genin uygun zaman ve yerde aktivasyonu veya susturulması ile mümkün olmaktadır. Bu gün modern moleküler genetik ve hücre biyolojisi (neurobiology) sayesinde sinir sisteminin oluşumu ve fonksiyonu için gerekli birçok moleküler mekanizmayı öğrenmiş durumdayız. Dahası, bu bilginin yeni tanı ve tedavi yöntemlerinde uygulamalarını giderek artan oranlarda görmekteyiz.

Anlaşılacağı üzere genetik etiyolojiye sahip sinir sistemi hastalıkları neonatal ve erken çocukluk yaşlarında bulgu verebileceği gibi çok daha ileri yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir. Özellikle orta yaş üzeri nüfusun giderek arttığı batı toplumlarında Alzheimer hastalığı, ALS ve benzeri birçok nörolojik hastalığın morbidite ve mortaliteyi ciddi oranda etkiler derecede ön plana çıktığını görüyoruz. Yukarıda bahis olunan hastalıklar gibi birçok nörolojik hastalığın genetik komponentleri olduğu bir süredir bilinmektedir. Ancak sinir sistemi hastalıklarında genetik komponent her zaman tek bir gendeki mutasyona indirgenememekte ve bu hastalıklar çoğu zaman kompleks bir kalıtsal geçiş sergilemektedir. Örneğin Alzheimer hastalığında beyin dokusunda görülen morfolojik plaklar Parkinson hastalığında görülenlerle en az bir ortak moleküler genetik mekanizmayı paylaşmaktadır. Öte taraftan, Huntigton hastalığı, Frajil-X sendromu ve spinoserebellar atrofi hastalığı ilişkin genetik lokuslarda mecvut tekrarlayıcı DNA motiflerinin genişlemesi sonucu oluşan “dinamik mutasyon” hastalıklarıdır. Bu hastalıklarda etken tek bir gen olmasına rağmen nesilden nesile genetik patoloji ağırlaşmakta (tekrarlayan DNA motif sayısının giderek artması sonucu) ve dolayısıyla hastalığın görülme sıklığı veya hastalığın ağırlık derecesi aile fertleri arasında değişkenlik göstermektedir.

Sinir sistemi hastalıklarının moleküler genetik patolojisinde son zamanlarda ön plana çıkan bir diğer mekanizma ise “Apoptosis” olarak adlandırılan moleküler genetik mekanizmalar yoluyla oluşan hücre ölümleri sonucu doku ve fonksiyon kaybı oluşmasıdır. Nörodejeneraratif hastalıkların bir çoğunda hastalığın moleküler mekanizması apoptosis yoluyla veya başka özgün hücre içi iletişim yollarının aksaması nedeniyle oluşan hücre ölümü veya fonksiyon kaybıdır. Öte yandam Charcot-Marie-Tooth Sendromu veya Neimann-Pick Hastalığında olduğu gibi bir diğer grup nörodejeneraratif hastalıkta ise moleküler etken bilhassa sinir sisteminde yaygın bir metabolik yolun (sırasıyla, myelin biyosentezi ve kolesterol taşınması gibi) aksaması sonucudur.

Bu bölümde moleküler genetik tanı yöntemlerinin endike olduğu, genetik lokus ve moleküler mekanizması belli sinir sistemi hastalıkları üzerinde durulacaktır. Ancak doğrudan bu bölümde yer almayan birçok genetik hastalığın (Frajil-X sendromu gibi) bariz ve öemli nörolojik komponenti olduğu unutulmalıdır.

20 Ocak 2008 Pazar

Cinsel İsteksizlik

İSTANBUL - Prof. Dr. Halim Hattat, yapılan araştırmalarda cinsel isteksizlik çeken erkeklerde 5 yıl içerisinde diyabet ve kalp hastalıklarına yakalanma risklerinin çok daha yüksek oranlarda görüldüğünün altını çizdi.

Bel çevresine dikkat edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Hattat, şöyle dedi:
“Araştırmalar, bel çevresinin erkekte 102 cm’i geçtiği, yararlı HDL kolesterolde azalma, trigliserid ve bazen de zararlı LDL kolesterol seviyelerinde artışın olduğu, kan basıncı yüksekliği ve insülin direncinin görüldüğü Metabolik Sendrom adı verilen sağlık sorununda genel sağlık durumunun cinsel isteksizlik ve cinsel fonksiyon sorunları ile yakından alakalı olduğunu gösteriyor. Sertleşme ve cinsel isteksizlik sorununun diyabet, kalp hastalıkları ile bu kadar yakından ilişkili olması, beslenme ve yaşam tarzında değişiklik yapmak isteyen erkekler için önemli bir motivasyon oluşturuyor.

TESTOSTERON SEVİYELERİNİZ ALARM VERİYOR MU?
Orta yaş ve sonrasında erkeklerin rutin kontrollerinde testosteron eksikliğinin mutlaka araştırılması gerektiğini vurgulayan Prof. Hattat şöyle devam etti:
“Erkekler cinsel istek azlığının metabolizma için bir alarm durumu oluşturduğunun farkında değil. Testosteron eksikliği tedavi edilebilir ve düzeltilebilir bir sağlık sorunudur. Bu tedavi sadece cinsel sorunları çözmekle kalmaz, yaşam kalitesini de arttırır. Testosteron yerine koyma tedavisi diyabet, kalp, yüksek tansiyon gibi sağlık sorunlarının önlenmesinde önemli bir yarar sağlar. 40 yaşın üzerinde bir erkekseniz, testosteron seviyenizi bilmenizde yarar var.”

DOKTOR KONTROLÜ ŞART!
Prof. Hattat, bu hormonların yanlış kullanıldıklarında sağlık riski oluşturabileceğini belirtiyor. Bu nedenle sadece bilgili ve deneyimli bir doktorun hastanın ihtiyaçlarını doğrultusunda hormonların zarar yaratmayacak, doğru miktarlarına karar vermesi gerekiyor. Prof. Hattat testosteron tedavisini şöyle özetledi:
“Testosteron seviyeleri kan analizleriyle ölçülebilmektedir. Eğer testosteron seviyesi düşükse hormon yerine koyma tedavisi yapılabilir. Hormon yerine koyma tedavisiyle hormonların ikmali her erkek için özel olarak düzenlenmeli ve düzenli takip muayeneleriyle kontrol edilmelidir. Testosteron tedavileri için 3 aylık enjeksiyonlar ya da jeller öneriyoruz. Doktorunuz böyle bir karar verirse prostat büyümesi sorununuz olmadığından emin olmak için Prostat Spesifik Antijen isimli tetkiki isteyecek ve ihtiyaç duyarsa sizi bir prostat muayenesinden geçirecektir. Çünkü bu tedavi prostat kanseri oluşumuna neden olmamakla birlikte olası bir kanserin ilerlemesine yol açabilir. Bu şekilde kontrollerle yapılan testosteron tedavisinin ardından hastaların cinsel yaşam ve genel sağlık durumunuzda hızla düzelme eğilimi gözlemliyoruz.”

Tutukluk

1- Bazı içgüdü, heyecan ve isteklerin bir takım nedenler yüzünden frenlenmesi ve bunların üst üste yığılması sonucu kişinin tinsel yapısında ortaya çıkan güçsüzlük ve bazı tinsel yeteneklerin yitirilmesi ‘

2- Psikopatik ve nevrotik (sinirsel) kendine güvensizlik yüzünden’ ortaya çıkan ve kişinin kendini kabul ettirmesi­ni, kişiliğini onaylatmasını engelleyen tutukluk.

3- Melankoli ve bedbinlik yüzünden meydana gelen (depresyon) zihinsel rahatsızlıklar.

4- Reflekslerin üst üste yığılan ya da

aynı anda gelen başka uyarıcılar yüzünden güçten düşmesi ya da tümüyle yok olması. Yalnız burada birbirinden ayrılması gereken iki durum vardır….

a) Şarta bağlı olmayan, edilgen, dış tutukluklar. Bunlar sinir sistemi merke­zinin her bölümünde ortaya çıkabilirler. Fazla yığılma sonucu ortaya çıkan tutukluklar da bunun kapsamına sokula­bilir.

b) Şarta bağlı etken iç tutukluklar. Bu tutukluklar yalnız büyük beyin kabuğun-

da ortaya çıkarlar. (Tıpkı şartlı refleksler gibi.) Bu tutukluk bilinçli olarak edini­lebilir. Sözgelimi belirli bir şartı refleksin ortadan kalkması ve biçimlendirme tutuklukları da bunun kapsamına girer


Transvetizm

Transvestit, bir takım ruhsal sorunlar­dan ötürü karşı cinsle ilişki kuramayıp cinsel heyecan ve doyum için kendisi karşı cinsin kılığına bürünen kişidir. Transvestizm genellikle erkekler arasın­da görülür. Kadınlarda transvestizm olgusu son derece enderdir. En olağan transvestizm uygulaması, kadın giysile­rine girdikten sonra aynada kendini seyrederek mastürbasyon yapmaktır, Dişi giysilerin sağladığı yumuşak du­yumlardan haz alınır. Bunlar aynen bir kadının bedenine dokunurken alınan haza benzer duyumlardırToplumun erkekliğe verdiği özel anlam­ları kendi benliğinde taşımadığını gören, erkeklik konusunda güvensiz olan bazı erkekler, kadın gibi giyinmekten teşhirci bir tad alırlar. Bazıları da sadomazohist eğilimlerinden ötürü dar korse, ince topuklu ayakkabı gibi rahatsız ve kısıtlayıcı kadın giysilerine girmekten hoşlanırlar. Bu tür giysiler yardımıyla yarattıkları kadın tipi, çoğu kez olağan­üstü baştan çıkarıcı, erkek arzularını kamçılayan bir düş yaratığıdır. Transvestit erkek, ruh yapısının derin­liklerinde kadınlıkla özdeşleşmektedir. O da fetişistler gibi eşyaları kişilerin yeri­ne koymaktadır. Fakat farklı olan, eşyaları kendi üstüne giymesidir. Böyle­ce gerçek yaşamda ilişki kuramadığı düş yaratığı, olağanüstü ve baştan çıkarıcı kadınla kendini özdeşleştirmektedir. Transvestizmin nedenleri kesin olarak bilinmese de doğumdan önce hormon bozuklukları ve çocukluk çağlarındaki ruhsal etmenlere bağlı olduğu düşünül­mektedir. Çocukluklarına bakacak olur­sak genellikle cinsel rolü üstlenmek için gerekli olan anne ya da babayla özdeşleşme sürecinde bir bozukluk olduğunu görürüz. Olması gerekenin aksine erkek çocuk baba yerine anne ile özdeşleşme yaşamıştır. Psikanalistlerin transvestizm olgusunu açıklarken kul­landıkları sav, yine bu özdeşleşme süreciyle bağlantılıdır. Fakat burada transvestitin kadınla özdeşleşmesi gö­ründüğü kadar basit değildir. Bu kadın, fallus taşıdığı düşlenen ruhsal açıdan erkeksi, hakim bir kadındır. İncelenen pek çok örnekte transvestitlerin bu tip annelere sahip oldukları görülmüştürBu cinsel sapma türünü eşcinsellikle karşılaştırmamak gerekir. Kinsey’in de belirttiği gibi, “Transvestizm ile eşcin­sellik apayrı olgulardır ve transvestitlerin pek azı fiziksel ilişkilerinde eşcinselliğe yönelirler.” Ancak transvestizm statik bir durum değildir ve çoğu kez karşı cinse yönelik özdeşleşme eğilimi giderek artar

Transvestizmin en çok cinsel coşku anlarında kadın gibi giyinerek mastür­basyon yapma şeklinde uygulandığını belirttik. Bunun yanısıra, daha derin saplantıları olan bazıları sürekli olarak kadın kimliğini üstlenmek isterler. Bu duruma transseksüellik denir. Bu sînıf-landırmaya giren erkeklerin zaman zaman bir cerraha baş vurarak cinsiyet­lerini değiştirmek istedikleri olur. Aslın­da cinsiyetleri belirsiz olarak doğan bazı bahtsız bireyler gerçekten bu tür ameliyatlara gerek duyabilirler. Belli belirsiz biçimde var olan bir cinsiyetin özellikleri vurgulanarak diğer cinsiyet özellikleri ortadan kaldırılabilir. Fakat normal organlara sahip birinin cinsiyetini değiştirmek, bundan çok farklı ve elbette olanak dışı bir şeydir. Hadım edilmeyi kabullenmek ve sürekli olarak kadın görünümünü benimsemekle ruh­sal sorunlarına çözüm bulacaklarını düşünenler, bu müdahaleyle geçici bir rahatlama yaşayabilir. Fakat erkeklikten vaz geçmekle kadın olunamaz. Cerrahın uyguladığı organ değişiklikleri ancakyüzeysel ayrıntılar olarak kalır. Örneğin yapay dölyolu aktif bir organ olmadığı gibi, zevk duymaktan da yoksundur. Transvestizm, aynen fetişizm gibi genel­de erkeğe özgü bir cinsel sapmadır. Kadınların erkek giysilerini seçtikleri pek sık olarak görülür, ama bunda genellikle saplantı özelliği yoktur. Kadınların erkek olmaya özenmeleri, erkek giysilerini erkek yerine koymaları anlamına gel­mez. Toplum, bu konuda da kadınlara karşı erkeklere olduğundan daha hoşgö­rülü davranır. Bazı transvestitler de bu saplantıdan hayatlarını kazanırlar. Gece klüpleri, vb. yerlerde kadın kılığında gösteriler yaparak seyirciyi eğlendirirler

İdrar Yolu Enfeksiyonu

Hazırlayan : Dr. Ali Düzova, Prof. Dr. Ayşın Bakkaloğlu
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Pediatrik Nefroloji Ünitesi

İdrar yolu enfeksiyonu (İYE) deyimi üriner sistemde mikropların üremesi anlamına gelir. Çocuklarda en sık görülen bakteriyel enfeksiyonlardan biridir. Her yaş ve cinste görülür. Kadınlarda yeni doğan dönemi hariç erkeklerden fazla gözlenir. Yedi yaşına kadar olan dönemde erkek çocuklarda %1.6, kız çocuklarda %7.8 İYE gelişir. Bakteriler, virüsler ve mantarlar idrar yolu enfeksiyonuna neden olurlar. Ülkemizdeki böbrek yetmezliği olan hastaların önemli bir kesimine vezikoüreteral reflü (mesanede toplanan idrarın böbreklere doğru geri kaçışı) ve böbrek taşı hastalığı neden olur. Tekrarlayan İYE olan hastalar bu yönden değerlendirilmelidir.

Özellikle ilk beş yıl içinde böbrekte enfeksiyon olması kalıcı ve ilerleyen zedelenmelere neden olabilir. Bu durumun dikkatten kaçması ve enfeksiyonların kontrol altına alınamaması böbrek yetmezliği ile sonlanabilir.

Normal olarak mesanede toplanan idrar böbreğe geri dönmez. Vezikoüreteral reflü (VUR) (mesanede toplanan idrarın böbreklere doğru geri kaçışı) mesanedeki mikroorganizmaların yukarı üriner sisteme taşınmasına neden olur. Tekrarlayan İYE olan çocuklarda %25-50 (ortalama %35) vezikoüreteral reflü vardır. İYE olmayan çocuklarda VUR %0.4-1.8 arasında görülür. Vezikoüreteral reflüde böbrek enfeksiyonu gelişimi kolaylaşır.

İşeme bozukluğu: Bu tablo tipik olarak 3-7 yaşları arasında görülür. Mesane kasları kontrolsuz, istem dışı-önlenemez-düzensiz bir şekilde kasılır. Bu hastalarda gün içinde birçok kez ani idrar yapma veya sıkışma hissi görülür. Mesanenin istemsiz kasılmalarını engelleyemeyen hasta, idrar kaçırmayı önlemek için bacaklarını çaprazlar, çömelerek topuğunu idrar çıkış bölgesine bastırır veya benzeri manevralar yapar. Hastaların büyük kısmında idrar kaçırma görülür.

İlk bir yıl içinde ateşli İYE tanısı alan erkek çocukların %90’ının sünnetsiz olduğu, sünnetsiz erkek çocuklarının sünnetli erkek çocukları ve kızlara oranla İYE riskinin 10-20 kat fazla olduğu bilinmektedir.

Tablo I: Yaş Gruplarına Göre BelirtilerYaş grubu Belirtiler
Yeni doğan ve
süt çocuğu Vücut sıcaklığının belirgin düşük veya yüksek olması
büyüme geriliği, kusma, ishal, huzursuzluk, sarılık,
kötü kokulu idrar
Okul öncesi Karın ağrısı, kusma, ishal, kabızlık, anormal işeme şekli,
kötü kokulu idrar, ateş, büyüme geriliği
Okul dönemi İdrar yaparken yanma, sık idrar yapma, karın ağrısı,
anormal işeme şekli, kabızlık, kötü kokulu idrar, ateş
Ergenlik İdrar yaparken yanma, sık idrar yapma, karında hassasiyet,
ateş, kötü kokulu idrar

Tedavide amaç enfeksiyonu uzaklaştırmak, anatomik ve işlevsel bozuklukları belirleyip düzeltmek, tekrarları önlemek ve böbrek işlevini korumaktır.

Anatomik bozukluk, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, hastanın 5 yaşından küçük olması gibi özel klinik durumlarda tedavinin acilen başlaması gerekir. Hastanın genel durumu bozuk olduğunda hastanede ve parenteral (ilacın kas içine veya damardan uygulanması) antibiyotik verilerek tedavi edilmelidir. Özellikle yeni doğanlar hastanede ve parenteral antibiyotikle tedavi edilmelidir.

Bir yaşından büyük, genel durumu iyi, kusması olmayan, ağızdan beslenmesi yeterli olan çocuklarda oral (ilacın ağızdan verilmesi) antibiyotik tedavisi yapılır. Ağızdan bol sıvı alınması önerilir. Tedavinin süresini hekim belirler (7-14 gün).

Genellikle 48 saat içinde iyileşme gözlenmelidir. Aksi halde dirençli bakteri ile oluşmuş veya idrar yollarında tıkanma zemininde gelişmiş bir enfeksiyon düşünülmelidir.

Tedavi tamamlandıktan 2-3 gün sonra idrar incelemesi ve idrar kültürü tekrar edilir. Tekrarlayan enfeksiyonlarda uygun bir antibiyotik tedavisinden sonra 3-6 ay antibiyotikle baskılama tedavisi uygulanmalıdır (hekime danışılarak).

Hekiminizin belirleyeceği bir takvimde yapılacak tetkiklerle anatomik bozukluk olup olmadığı, o döneme kadar böbrekte kalıcı hasar olup olmadığı belirlenebilir.

VUR olan hastalarda baskılama tedavisi (akşamları yatarken ağızdan antibiyotik verilmesi) uygulanır. Hekimin belirlediği sıklıkta idrar tetkiki, idrar kültürü ve diğer tetkikler tekrar edilir. Takiplerinde bu hastaların bir kısmında açık veya endoskopik cerrahi düzeltmeler gerekli olabilir.