Kadın Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadın Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2008 Pazartesi

menopoz belirtileri

Ateş basmaları,terlemeler,hatırlama güçlükleri,kontrasyon bozuklukları,depresyon ve libido kaybı gibi psikolojik sorunlar, vaginada kuruluk,kemik yoğunluğunda azalma,meme dokusu kaybı,ciltte incelme,cinsel ilişkide ağrı,sık idrara çıkma ve tuvalete zor yetişmedir. Adet düzensizlikleri ve nadiren aniden adet kesilmesi meydana gelebilir. Menopoz kelime anlamı son adet demektir.Genellikle menopoz olarak bilinen klimakterium, östrogen üretiminin giderek azalıp sonunda bittiği belirtilerin görüldüğü zaman dilimidir. Menopoz genellikle 45-55 yaşları arasında olur.

Belirtiler hormon replesman tedavisi ( yerine koyma )-HRT- ile kesilebilir. Bu östrogen ve progesteron kombinasyonu olabileceği gibi hastanın rahmi alınmıssa sadece östrogen ile de yapılabilir.HRT ağızdan alınan tablet, buruna sıkılan spray, cilte sürülen krem veya yapıştırılan bantlar ya da vaginal fitillerle uygulanabilir.

HRT ilaçlarının çoğuyla hasta kullandığı sürece adet görür ama kanama yapmadan hormon replesman tedavisi yapan ilaçlar veya tedavi planları mevcuttur.Bunu planlarken hasta ile danışarak karar vermek yada hekimin insiyatifine kalmış bir karardır.

Meme kanseri

Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşur.
Bu süt bezleri ve kanalları döşeyen hücrelerin, yukarıda tanımladığımız şekilde, kontrol dışı olarak çoğalmaları ve vücudun çeşitli yerlerine giderek çoğalmaya devam etmelerine meme kanseri denir.

Risk faktörleri
Bazı özellikleri taşıyan kadınlarda, meme kanserinin daha sık görüldüğünü biliyoruz. Bu özelliklere risk faktörleri diyoruz. Bu risk faktörlerini taşıyan kişilerin mutlaka meme kanserine yakalanacakları söylenemez. Sadece, bu faktörleri taşımayanlara göre, daha fazla meme kanserine yakalanma olasılıkları olduğunu biliyoruz. Bu faktörleri taşımayan kişiler de meme kanserine yakalanabilirler. Meme kanserine yakalanan kadınların yarısı, bu risk faktörlerini hiç taşımamaktadır. Bu nedenle, risk faktörlerinin taşımayan kişiler de olağan kontrollerini yaptırmalıdırlar.

vajinal akıntı

Adet günlerine göre akışkanlık ve rengi değişebilir. Adet kanamasını takip eden dönemde sarı-kahverenkli (parçalanmış kan hücreleri nedeniyle) olan akıntı, yumurtalık hormonlarının en yüksek olduğu iki adet ortası dönemde daha çok ve akışkandır. Bu sıvı vajina yan duvarlarından sızma ve vajina girişi ve idrar deliği kenarındaki bezlerin salgılarıyla oluşur.
Sağlıklı bir kadında berrak (bazan beyaz, mat), çiğ yumurta beyazı gibi, kokusuz bir akıntı (günde 5 ml, bir tatlı kaşığı kadar) normal olarak kabul edilir.
Genel olarak pH asittir.Asit pH’yı vajinada hastalığa neden olmadan yaşayan ve şekeri parçalayarak laktik asit oluşturan, laktobasil denilen bakteriler sağlar. Böylece vajina içerisinde mantar sporları ve diğer bakterilerin çoğalması engellenir. Laktobasillerin şekerden asit yapmaları için yumurtalık hormonları gereklidir.

Estrojen hormonunun azaldığı menapozda vajende şeker ve laktobasiller azalarak enfeksiyona yakalanma oranı artar.Ayrıca başka organların iltihabi hastalıklarının (bademcik, mesane, ortakulak, akciğer vb) tedavisi için kullanılan antibiyotikler laktobasilleri de öldürerek vajinada mantar ve diğer bakteri enfeksiyonlarının oluşmasına yol açabilir.

Vajinal enfeksiyonlar ve bunlara bağlı akıntıların önlenmesi için en ciddi önlem vajendeki laktobasillerin korunmasıdır. Pek çok önlemin temelinde bu yatar. Anormal sayılan akıntılar;

Kesilmiş süt gibi beyaz,
Kanlı
Et suyu gibi
Sarı – yeşil renkli ve iç çamaşırda iz bırakan,
Bol, sarı-gri köpüklü,
Kötü kokulu (özellikle cinsel ilişkiden sonra bozulmuş balık kokusu)
şeklinde sıralanabilir. Akıntıya aşağıdaki yakınmalar da eşlik edebilir.

Kaşıntı
Yanma
Ağrılı ilişki
İdrar yaparken yanma
Sık ve az az idrar yapma
Kızarıklık
Düzensiz kanama veya ilişkiden sonra kanama,
Tanı için jinekolojik muayeneyi takiben, direk akıntıdan alınan örneğin mikroskopik incelemesi,
akıntının boyanarak (Gram vb) mikroskopik incelemesi kültür alınarak mikrobun üretilmesi rahim ağzı sürüntüsü (Paptest, smear ) yapılabilir. Akıntı nedenleri;

Mantar, Trikomonas, Gardnerella,Klamidya vb değişik mikroplarla enfeksiyon
Rahim İçi Alet ile doğum kontrolu,
Kanserler (özellikle kanlı akıntı veya ilişkiden sonra kanama varsa),
Polip,
Küçük kız çocuklarında vajina içinde yabancı cisim,
Rahim ağzının dışa dönük olması(eversiyon ve ektopi)
olabilir. Tedavi nedene yönelik olarak yapılmalıdır. Tanı ve tedavi mutlaka bir doktor tarafından düzenlenmelidir.Ülkemizde sıklıkla “Sadece akıntım var, bir ilaç verebilirmisiniz” diyerek eczaneye gidip ilaç almak, birkaç fitil ve tedaviden sonra doktora gitmek çok yaygın , yanlış bir uygulamadır. Uygun olmayan ilaçlarla daha dirençli enfeksiyonlara neden olmak, bir kanseri ilaçla tedavi etmeye çalışırak erken tanı ve başarıyla tedavi olma şansını kaçırmak mümkündür.

Akıntılarla ilgili en önemli olan konu; normal ve anormal akıntıyı tanımak ve akıntılı hastalıklara neden olabilecek kişisel alışkanlıklar ve hijenik hatalardan kurtulmaktır. Akıntılı ( özellikle enfeksiyonlara) hastalıklara yakalanmamak için;

İlşikiden ve adet kanaması bittikten sonra, vajina içi yıkanmamalıdır (vajinal duş). Eğer bir temizlik yapılacaksa, vajina dış kısmı ılık, duru, temiz suyla yıkanabilir. Yıkama işleminden sonra vajen girişi kurulanmalıdır.
Tuvalette temizlik önden arkaya doğru yapılmalıdır.
Banyo, havuz, sauna ve egzersizden sonra ıslak,terli çamaşır veya mayolar vücutta uzun süre kalmamalıdır.
Havuz, hamam, sauna , küvet ve her gibi ortak kullanılan yerlerin temizliğinden emin olunmalıdır.
Eğer çok eşli bir cinsel yaşam varsa , prezervatif ile korunmalıdır.
İç çamaşırlar doğal (pamuklu , yün) maddelerden üretilmiş olmalıdır.
Vajinal tampon ve pedler sık sık değiştirilmelidir ( en çok 6 saat).
Koku için vajen girişinde deodoran parfüm veya sabunlar (nötral pH ‘lı ve doktor önerisyle alınanlar dışında) kullanılmamalıdır.
Dar pantolon, sıkı iç çamaşırları veya etekler (en azından uzun süreli) kullanılmamalıdır.
Düzenli pap-test yaptırılmalıdır.
Şeker Hastalığı varsa kontrol altında tutulmalıdır. Tatlandırıcı kullanımına bağlı daha sık mantar enfeksiyonları olduğu ifade edilmektedir. Ancak bu sıklıkla, kullanım nedeni olan şeker hastalığına da bağlı olabilir.

Yaz ve tatil aylarında yukarıdaki önerilere uymak zorlaştığından, yazın vajinal akıntılara daha sık rastlanılabilir. Bu nedenle hijyenik kurallara her zaman büyük bir dikkatle uyulmalıdır.

Bir miktar akıntı mutlaka olacaktır. Unutmayın ki vajende hiç ıslaklık olmaması, kuruluk ayrı bir hastalıktır. Yani vajina kuru olamaz. Ülkemizde en çok cinsel ilişki ve adetten sonra kadınlarımızın bir kısmı, kirlendikleri gerekçesiyle “bulaşık çamaşır yıkarcasına” vajinanın içini yıkayarak, burada bulunan koruyucu asiti üreten Laktobasil’leri yok ederek, tekrarlayan mantar ve diğer mikrobik hastalıklara neden olmaktadır.

Hepinize sağlıklı günler diliyoruz.
yazar: Dr Levent Yaşar

Protein

Yumurta ile yapılacak protein tedavisi hemen hemen her tür saç için uygundur. İki yumurtayı çırpın ve içine yavaş yavaş bir çorba kaşığı zeytinyağı, bir çorba kaşığı gliserin, bir çorba kaşığı sirke (mümkünse elma sirkesi) ilave edin. Saçınızı bir kez şampuanladıktan sonra saçlarınıza bu karışımı sürüp 15-20 dakika bekleyin. Saçlarınızı iyice duruladıktan sonra saçlarınızın çok kısa sürede canlandığını fark edeceksiniz

15 Şubat 2008 Cuma

Kadınlarda Cinsel İşlev Bozuklukları

Hazırlayan: Dr. Verda Bitlis Tüzer
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Psikiyatri Kliniği


Cinsel istek bozuklukları
Cinsel tiksinti bozukluğu
Kadınlarda cinsel isteği artırmanın yolları
Cinsel Uyarılma Bozukluğu
Cinsel ağrı bozuklukları

Cinsel istek bozuklukları
Cinsel istek genellikle cinsel yanıt döngüsünün ilk evresi olarak değerlendirilir. İstek sadece psikolojik bir durum gibi görünse de sıklıkla hormonal dengesizlik ya da tedavi gibi fiziksel durumlardan etkilenmektedir.

Azalmış cinsel istek Azalmış cinsel istek sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması (ya da hiç olmaması).

Kişinin yaşı ve yaşam koşulları gibi cinsel işlevselliğini etkileyen etkenler göz önünde bulundurularak cinsel isteğin azaldığı ya da hiç olmadığı yargısına varılır. İstek burada cinsel içerikli rüyalar ve fanteziler, erotik materyele ilgi, cinsel etkinlikle ilgili arzuların farkında olma, olası çekici cinsel eşlere yönelik dikkatin olması ve cinselliğin azalmasına ilişkin hayal kırıklığının olması gibi durumları kapsamaktadır. isteğin olması çeşitli faktörlere bağlıdır: biyolojik güdü, yeterli özgüven, cinsellikle ilgili önceki deneyimlerin olumlu olması, uygun bir cinsel eşin olması birlikte olunan kişi ile cinsellik dışındaki alanlarda da iyi bir ilişkinin olması. Bu alanların herhangi birinde sorun olması cinsel isteğin azalması ile sonuçlanabilir. Azalmış cinsel istek bozukluğu bazı durumlarda tüm cinsel eşlere ya da tüm cinsel aktivitelere genellenebilir. Genellikle diğer cinsel sorunlarla (orgazm olamama, kayganlaşma olmaması gibi) birlikte görülse de cinsel isteği az olan bazı kişiler cinsel olarak uyarılır ve orgazma ulaşırlar.

Cinsel istek azalması hem fiziksel hem de psikolojik sorunlara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Cinsel isteği azaltan fiziksel faktörler yaşlanma, bazı ilaçlar, ağrı, alkolizm, böbrek yetmezliği, kronik hastalıklar, nörolojik durumlar ve hormonal dengesizliklerdir. Psikolojik nedenler arasındaki stres, kişilerarası ilişkilerdeki sorunlar, beden imgesiyle ilgili kaygılar, anksiyete ve depresyon isteği azaltabilir. İlişki ile ilgili sorunlar (güç çekişmesi, çatışma, düşmanlık), cinsel travma (tecavüz), önemli yaşam olayları (ailede birinin ölümü, çocuk doğumu, taşınma gibi) ve cinsel ilişki ile bazı olumsuz anıların eşleşmesi gibi durumlar da önemlidir. Bazen cinsel istek azalması bir ilişkideki bozulmanın işareti olabilir.Öfkeli, korkulu ya da zihni dağınık kişiler genellikle cinsel yakınlık için istek duymazlar. Cinsellikten uzun süre uzak kalmak da cinsel dürtüyü bastırabilir.

Cinsel isteğin az olması kadınlarda cinsellikle ilgili en yaygın şikayetlerdendir. Kadınların yaklaşık %33'ünün hayatlarının bir döneminde cinsel ilgi ya da istek azalmasıyla karşı karşıya kalacağı tahmin edilmektedir. Yaş gruplarına göre sıklık değişmektedir. 18-24 yaşları arasındaki kadınların %32'si cinsel istek azlığından etkilenirken bu oran 30-34 yaş grubunda %29.5 ve 35-39 yaş grubunda %37.6'dır. Cinsel isteğin ne kadarının normal olduğunu söylemek zordur. Genelde klinisyen bir çok faktörü-kültürel bağlamda ilişkinin özellikleri gibi- bir arada değerlendirmelidir. Ayrıca cinsel eşin cinsel istek düzeyi de-eşlerden birindeki aşırı isteği belirlemek için değerlendirilmelidir. Bu arada eşlerin birbirinden farklı cinsel istek düzeylerinin olması herhangi birinde psikolojik bir sorun olduğu anlamına gelmez. Cinsel temas ve doyum gereksinimi kişilere göre değişebildiği gibi aynı kişide de zaman içinde farklı olabilir. Genel toplomda cinsel istek azlığının % 20 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Cinsel tiksinti bozukluğu
Cinsel isteğin daha şiddetli bir derecede ortadan kalkmasıdır. Cinsel tiksinti bozukluğu olan bireyler cinsel aktivetelerden kaçınırlar, kendilerine cinsel yönden yaklaşıldığında korku, kaygı ya da iğrenme ifade ederler. Bu durum belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur. Böyle bir sorunu olanlarda cinsel uyaranlara yanıt çok geniş bir yelpazede ortaya çıkabilir. Şiddetli derecede cinsel tiksinti bozukluğu olan kişilerde cinsellikle ilgili durumlarda panik atağa varan sorunlar yaşanabilir. Bu sorun travma sonrası stres bozukluğu gibi başka psikolojik sorunlarla birarada görülebilir. Bu bozukluk tecavüze uğrama ya da çocuklukta istismar gibi cinsel saldırıya maruz kalınan durumlarda, cinsel birleşmenin ağrılı olduğu durumlarda ya da cinsel dürtü ile utanç, suçluluk gibi duygular arasında farkında olunmayan bir bağlantı olduğunda ortaya çıkabilir.

Kadınlarda cinsel isteği artırmanın yolları
Sorunun karmaşıklığı ve bireylere özgü oluşu göz önüne alındığında işe yarayan tek bir yöntem olamayacağı açıktır. İçlerinde Viagra (sildefanil) de olmak üzere cinsel uyarılma üzerine etkili olduğu düşünülen bir grup ilaç araştırılmaktadır. Bu ilaçların çoğu genital bölgedeki kan akımını artırarak etkili olmaktadırlar. Hem kadınlar hem de erkeklerde testosteron libido açısından önemli olduğundan cinsel istek azalmasının tedavisinde kullanımı araştırılmıştır. Kadınlarda yaşla testosteronun azaldığı göz önüne alındığında zaman içinde libidolarında belirgin bir düşüş farkeden kadınlarda yararlı olabilir. Ancak cinsel istek azalması olan kadınların çoğunda testosteron düzeylerinin normal olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Testosteron tedavisi ile karaciğer hasarı, kalp hastalığı riskinde artış gibi yan etkiler oluşabileceği de dikkate alınmalıdır. Seçici östrojen agonistleri premenapozal ve postmenapozal kadınlarda cinsel isteği artırabilir. Cinsel aktiviteden bir kaç saat önce alınan metilfenidat gibi uyarıcılar antidepresan tedaviye ikincil cinsel işlev bozukluğu olan hastalarda cinsel yanıtın dört evresini de artırmıştır. Ancak uyarıcıların tedavide yeri belirsizdir. Bağımlılık, aritmi gibi yan etkileri de gözönünde bulundurulmalıdır.

Cinsel istek ile ilgili çalışmaların zor olmasının nedenlerinden biri cinsel döngünün bu ilk evresine eşlik eden açık fiziksel değişikliklerin olmamasıdır. Cinsel döngüde gözlenen normal fiziksel değişiklikler ikinci evre olan uyarılma evresine dek başlamazlar. Azalmış cinsel istek bozukluğu tedaviye en dirençli cinsel işlev bozuklukları arasındadır. Çoğu hastada duyumsal keşif alıştırmaları etkili değildir. Davranışçı yaklaşımdan çok psikodinamik yaklaşımla hastaya cinsel sorunların kökenini anlaması ve cinsel hazzın önündeki engelleri aşması için yardımcı olmak gerekebilir. Daha önce orgazm deneyimi olmayan kadınlar için masturbasyon alıştırmaları iyi bir yol olabilir.

Feromonların cinsel istek bozukluklarının tedavisindeki yeri de giderek daha fazla araştırılmaktadır. Bunlar dışında eğitim amaçlı erotik videolar da yararlı olabilir. Ancak cinsel tiksinti bozukluğu olanlarda erotik videolar kaygıyı artırabileceği için önerilmez.

Cinsel Uyarılma Bozukluğu
Cinsel uyarılma cinsel yanıt döngüsünün ikinci evresidir. Cinsel uyarılmanın kesin olarak psikolojik bir yönü olsa da aynı zamanda fizyolojik değişikliklerin görüldüğü ilk evredir. Kadınlarda genellikle pelvik bölgeye kan akımının olması, vajinal ıslanma ve genişleme ile dış genitallerin şişmesi ile karakterizedir. Bu değişikliklerin altında yatan mekanizma çok açık olmasa da cinsel uyarılma otonom sinir sisteminin uyarılması ile ilişkilidir.

Kadın Cinsel Uyarılma Bozukluğu (KCUB) Cinsel yanıtın genel uyarılma yönünün ortadan kalkmasıdır. Bu durumda kadınlarda vaginal kayganlaşma ya da genişleme olmadığı gibi erotik duyumlar da hissedilmez. Fiziksel temas tiksindirici gelebilir veya belli bir noktaya dek temas zevk verebilir. Uyarılma sorunu olduğunda orgazmla ilgili sorun da olacaktır. Bir araştırmada mutlu bir evlilikleri olan kadınların % 33'ü cinsel uyarılmayı sürdürmede zorluk tanımlamışlardır. Bütün işlev bozuklukları gibi KCUB da cinsel uyarıma yanıtı olan bir kadında yaşamın belli bir döneminde ortaya çıkabilir ya da en başından beri yanıt olmayabilir. İşlev bozukluğu yalnız belli durumlarda görülebilir ya da genelleşmiş olabilir. Örneğin; yaşam boyu ve durumsal KCUB olan bir kadın her zaman uyarılma güçlüğü yaşayacak ve bu yalnızca eşiyle ortaya çıkacaktır.

Masters ve Johnson normal tepki veren kadınların özellikle adet öncesi dönemde istekli olduğunu bulmuştur. Yakın zamanlı bir araştırma da bu sorunu yaşayan kadınların adeti izleyen dönemde daha istekli olduğunu belirlemiştir. Bir üçüncü grup kadının da tam yumurtlama (ovulasyon) döneminde en yoğun cinsel uyarılmayı hissettiği belirtilmektedir.

Cinsel uyarılma ile ilgili sorunlar bazı fiziksel durumlar ve yaşam dönemleri ile ilişkili olabilir. Diyabet, sigara kullanımı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve sinir hasarı hem kadın hem de erkekte cinsel uyarılmayı olumsuz etkileyebilir. Emziren kadınlarda vajinal ıslanmada azalma olabileceği belirtilmiştir. Menapoz döneminde ve sonrasında östrojenin azalması da uyarılmayı zorlaştırabilir. Bazı ilaçlar da uyarılmayı bozabilir. Antidepresanlar, antihipertansifler ve antihistaminikler sıklıkla bu yan etkiye sahiptir.

Bu işlev bozukluğunun en yaygın nedenleri arasında suçluluk ve düşmanlık yer almaktadır. Suçluluk genellikle cinsel ilişkiden hoşlanma isteği ile bunu yapmaktan duyulan korku arasındaki iç çatışmayı içine alır. Düşmanlık sıklıkla eşle ilgilidir. Kadında cinsel uyarılmayı artırmaya yönelik tedaviler Genital bölgeye kan akımını artırarak ya da ıslanmayı kolaylaştırarak etkinlik gösteren ürünler üzerine denemeler sürse de bunlar henüz deneysel düzeydedir. Bazı vazodilatör kremlerin cinsel uyarılmayı düzeltici etkisi sınanmaktadır. Sempatik sinir sistemini uyaran ilaçlar, yohimbin, sildefanil gibi ağızdan kullanılan ilaçlar da araştırılmaktadır. Bu ilaçlar kan akımını artırarak ya da sinir sisteminin bazı bölümlerini uyararak çalışırlar. Efedrin cinsel uyarılmayı ve orgazmı artırabilir. Ancak bu konuda çalışmalar sınırlıdır. Yan etkiler de kullanımı kısıtlamaktadır.

Trazodonun cinsel uyarılmayı artırabildiği belirtilmektedir. Öte yandan kadınlarda depresyon tedavisinde cinsel yan etkileri olmayan antidepresanlar seçmek de önemli görünmektedir.Nefazodon ve mirtazapin bu yönden daha güvenlidir. Kadın Orgazmik Bozukluğu Kadın cinsel yanıtının orgazm kısmıyla ilgili bir bozukluktur. Bu durumda kadın cinsel olarak uyarılır ancak odaklanma, yoğunluk ve süre yeterli olduğu halde orgazma ulaşamaz. Yaşam boyu orgazm bozukluğunda kadın bir eşle ya da masturbasyon ile hiç orgazma ulaşamamıştır. Bu bozuklukla ilgili olarak normalde varolan kişisel varyasyonların farkında olmak önemlidir. Bir diğer önemli konu da kadının cinsel birleşme yoluyla orgazm olmamasının kadında bir sorun olduğu şeklinde yorumlanmasıdır. Birleşme olmadan klitorisin uyarılmasıyla orgazma ulaşan ancak klitoris uyarılmadığında sadece birleşme ile orgazma ulaşamayan bir kadın orgazm bozukluğu olarak değerlendirilemez. Çoğu kadın birleşme sırasında orgazma hem klitorisin elle uyarılması hem de penil vajinal uyarılma ile ulaşırlar. Kinsey 35 yaşın üzerindeki evli kadınların yalnızca %5'inin yaşamlarında hiç orgazma ulaşmadığını bulmuştur. Orgazm sıklığı yaşla artar.

Kadın orgazm bozukluğunun en önemli nedenlerinden biri "cinsellik eşittir cinsel birleşme" tarzı düşünmedir. Birleşme ve orgazmın başlıca amaç haline gelmesi orgazmı engeller.Kadının eşine kızgın olması da nedenlerden biri olabilir. Bir başka neden etkin olmayan cinsel tekniklerdir. Bazen kadın ve/veya cinsel eşi etkili bir şekilde uyarmayı beceremez. Sevişmek "bildiğimiz" değil öğrendiğimiz bir şeydir. Kaygı da cinsel tekniklerin etkin olmasını etkiler. Cinsellikle ilgili aileden ya da dinden öğrenilenler de bazen kadında kaçınmaya ya da açıkça etkin cinsel uyarımın reddedilmesine neden olabilir. Bazen kadın için orgazm kendini kaybetmek anlamına gelebilir. Bu konudaki kültürel beklentiler ve sosyal kısıtlamalar da oldukça önemlidir.

Orgazm bozukluğunun tedavisinde sildenafil kullanımının yararlı olduğuna ilişkin bilgiler vardır. Ayrıca ilaç kullanımına ikincil olan cinsel işlev bozukluklarında da yararlı olabilir. Buspironun kadın orgazm bozukluğunda yararlı olabileceği de ortaya atılmıştır.

Cinsel ağrı bozuklukları
-Vaginismus Vagina etrafındaki kasların birleşmeyi imkansız hale getirecek şekilde istemsiz olarak kasılmasıdır. Vaginismusun nedeni genellikle cinsel birleşme ile ilgili tiksindirici bir uyarandır. En sık rastlanan tiksindirici uyaranlar travmatik cinsel saldırılar, ağrılı birleşme ve travmatik pelvik muayenedir. Diğer nedenler arasında pelvik hastalık ve bilinçdışı korku ve/veya suçluluk olabilir. Tedavide sistematik duyarsızlaştırma, pubokoksigeal kas eğitimi ve vajinal dilatörlerin kullanımı beraberce önerilir. Eşin işbirliği tedavinin etkinliğini belirleyen en önemli etken gibi görünmektedir.

-Disparöni cinsel ilişki ile birlikte tekrarlayıcı ya da kalıcı genital ağrı olması. Tekrarlayıcı ya da kalıcı genital ağrı cinsel birleşme dışındaki cinsel uyarılmayla da ortaya çıkabilir. Disparöni vestibülit, vajinal atrofi veya vajinal enfeksiyon gibi tıbbi sorunlara ikincil olabileceği gibi psikolojik de olabilir ya da her iki durum bir arada etkili olabilir. Ayrıca vajinismusa ikincil ya da ıslanmanın olmamasına bağlı da olabilir. Tedavide nedene yönelik tıbbi ve cerrahi girişimler önemlidir. Ancak çoğu kadın için bu girişimlerin yanı sıra bilişsel-davranışçı terapi gerekli olmaktadır. Kadın cinsel işlevinde hormonları rolü Hormonlar kadın cinsel işlevinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynarlar. Hayvan deneylerinde östrojenin duyuları etkilediğine ilişkin kanıtlar elde edilmiştir. Menapoz sonrasındaki kadınlara östrojen verilmesi vajina ve klitoristeki kan akımını artırır. Yaşlanma ve menapoz sonucu en sık karşılaşılan cinsel yakınmalar istek kaybı, ağrılı cinsel birleşme, cinsel yanıtın azalması, orgazma ulaşmada zorluk ve genital duyarlığın azalmasıdır. Islanmanın azalması ve duyarlığın bozulması östrojen düzeylerinin düşüklüğü ile ilişkilidir. Testosteron düzeylerinin düşük olması cinsel uyarılma, genital duyarlık, libido ve orgazmdaki azalma ile birliktedir.

Genel Sağlık, Kadın Sağlığı, Erkek Sağlığı, Çocuk Sağlığı, Beslenme, Spor ve Sağlık, Çevre Sağlığı, Cinsel Sağlık, İlkyardım, Diş Sağlığı, Ruh Sağlığı

Genel Sağlık, Kadın Sağlığı, Erkek Sağlığı, Çocuk Sağlığı, Beslenme, Spor ve Sağlık, Çevre Sağlığı, Cinsel Sağlık, İlkyardım, Diş Sağlığı, Ruh Sağlığı

13 Şubat 2008 Çarşamba

31 Ocak 2008 Perşembe

Sezaryen mi normal doğum mu

Sezaryen doğumların artması tartışılıyor. Uzmanlar ise anne için daha güvenli olduğunu savunuyor

Tüm dünyada sezaryen oranlarının artması, ''Normal mi yoksa sezaryen doğum mu?'' sorusunun son yıllarda en çok tartışılan konuların başında yer almasına neden oluyor. Türkiye'de her yıl yaklaşık 1,5 milyon bebek dünyaya geliyor. Ülkemizdeki tüm doğumların yüzde 30'unun sezaryenle gerçekleştiği tahmin ediliyor. Sağlık Bakanlığı, geçen yıl konuya dikkat çekerek sezaryen doğum oranlarının azaltılmasına yönelik uyarıda bulunmuştu. Normal doğum yapabilecek anne adaylarının ticari nedenlerle sezaryene yönlendirildiği iddialarına karşılık, uzmanlar sezaryen oranlarının artmasının korkutucu olmadığını, yeni tekniklerle sezaryen doğumların anne için daha güvenilir hale geldiğini söylüyor.

Prof. Dr. Zehra Neşe Kavak, geçmiş yıllara oranla sezaryenin güvenilirliğinin arttığını ve gerekli prosedürlerin yerine getirilmesi halinde anne için daha koruyucu olduğunu vurguluyor. Marmara Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Dünya Gebelik Bilimi Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Neşe Kavak, sorularımızı yanıtladı.

Sezaryenle doğum oranları ne zamandan beri artıyor?

Aslında 1960'lı yıllardan itibaren tüm dünyada sezaryen doğumda hızlı bir artış var. Bu yıllara kadar klasik tıp kitaplarında yer alan bilgiye göre, sezaryenin kabul edilebilirlilik oranı, yüzde 15 - 18'i geçmemesi yönündeydi.

Yani doğumların yüzde 15 ile yüzde 18'i sezaryenle yapılabilir, bu oran yüzde 18'in üzerine çıkarsa bu klinikte hatalı uygulama yapılıyor gibi bir izlenim doğardı.

Dünyada sezaryen oranları ne durumda?

Değişik ülkelerde değişik sezaryen oranları olmakla birlikte örneğin dünyada sezaryenin en fazla uygulandığı ülke Şili'dir. Sezaryen oranı yüzde 80'dir.

Güney Amerika ülkelerinin hepsinde sezaryen oranları çok yüksektir. Amerika Birleşik Devletleri'nde ise oran hala aşağılardadır. Sezaryen oranı ABD'de yüzde 8 - 15 arasında değişiyor. Kuzey Avrupa ülkelerinde yine aynı şekilde.

Biliyorsunuz gelişmiş ülkelerde insanlar tamamen devletin sağlık sigortası altında yaşıyorlar. Sağlık sistemi bütün toplumu kapsıyor. Hastaneye gittiklerinde herşey devlet tarafından ödendiği için ve sezaryen de pahalı bir prosedür olduğu için devlet çok kesin bir endikasyon olmadıkça kesinlikle sezaryen parasını ödemiyor.

Türkiye'deki devlet ve özel sektör arasındaki sezaryen oranları neyi gösteriyor?

Türkiye, Akdeniz ve Ortadoğu ülkelerinde özel hastanelerde sezaryenin yüzde 50'yi aşan oranlarda uygulandığını görüyoruz.
Türkiye'de sezaryen doğumların özel sektörde yüzde 50'lerde, devlet sektöründe ise yüzde 20 - 30 oranları arasında gittiğini düşünüyorum.

Gerçekten sezaryen doğum kötü, normal doğum cici mi? Önce buna açıklık getirmek lazım. Sezaryenin artması toplum sağlığı için kötü bir olay mı? Olayı bu yönüyle değerlendirmek lazım.

Bu durumda sezaryenin artıları ve eksileri nelerdir?

Sezaryenin kötü normal doğumun cici olduğu yönündeki konseptin günümüzde geçerliliğini yitirdiğini düşünüyorum. Çünkü sezaryende gelişen cerrahi teknikler, ameliyat süresinin çok kısalması, gelişen anestezi teknikleri ve sezaryenin artık genel anestezi altında değil de daha ziyade lokal anestezi yani epidural ya da spinal anestezi altında yapılıyor olması, sezaryeni çok pratik bir yöntem haline getirdi.

Anne adayının normal doğumdan korku vs. gibi gerekçelerle sezaryeni talep etmesi karar için yeterli mi?

Günümüzde artık kadınlar çok ileri yaşta anne oluyorlar. Ama ben özellikle bilgilendirilmiş kadın grubundan bahsediyorum. Eğer bir kadın kariyer sahibiyse, doğumunu 35 - 38 yaşlarından sonra yapacaksa, olayın negatif ve pozitif yönlerini biliyorsa, hayatında bir kez doğum yapacaksa ve bunu sezaryenle yapmak istiyorsa, bunu doktoruna söylüyorsa ve doktoru da bunu kabul edip sezaryen yapıyorsa bu bir malpraktis (hatalı uygulama) değildir kesinlikle. Çünkü olayın artılarına eksilerine bakacak olursak; dediğim gibi anestezi teknikleri çok gelişti.

Sezaryen daha mı güvenilir hale geldi ?

Artık sezaryen genel anestezi altında yapılmıyor. Epidural ya da spinal anestezi altında yapılıyor. İkincisi hastalara koruyucu olarak antibiyotik veriyoruz. Bu da enfeksiyon oranlarını çok düşürdü. Üçüncü olarak da tromboembolik profilaksi uyguluyoruz. Doğumdan sonraki ölümlerin birinci nedeni tromboembolik komplikasyonlardır. Yani kandan bir parça pıhtının kopup beyine ya da kalbe yerleşmesidir. Buna karşı profilaksi uygularsanız, kısacası bu üç önlemi alırsanız araştırmalar gösteriyor ki sezaryen doğum normal doğumdan daha güvenilir. Yani artık eski bilgilerin güncellenmesi, günümüze uyarlanması şart.
Kesinlikle. Bu üç şart sağlandıysa anne açısından sezaryenle doğum normal doğuma göre daha güvenilir. Bunlar bilimsel gerçekler ve bilinmesi lazım.

Sezaryenin tarihçesi

Dünyadaki en eski ameliyat olarak bilinen sezaryen, tarih boyunca en fazla yapılmış ameliyattır. Hatta sezaryenin adı imparator Sezar'a atfen konulmuş olsa da Sezar'dan çok önce de sezaryen, Roma İmparatorluğu'nda yapılıyordu. Hatta Ortaçağ'da normal doğum yaptıran ebeler, annenin hayatını riske eden durumlarda ilkel şartlar altında anne karnını açıp bebeği çıkarıyorlardı. Elbette bu şekilde yapılan doğumda annenin ölüm oranı çok yüksekti.

Menopoz ile başetmenin yolları

Görülen son adet olarak tanımlanan menopoz kendini 44-46 yaşlarında adet düzensizlikleriyle göstermeye başlıyor.

Gece ya da gündüz sıcak basmaları, ter boşalmaları oluyorsa, adetler düzensizleştiyse dikkat! Menopoz yaklaşıyor demektir.

Menopoz nedir? Menopozun kelime anlamı 'görülen son adettir'.

Menopozun teşhisi nasıl konuluyor? Menopozun tanısı ancak 1 yıl adet görülmediyse ya da bu süre 1 yılı geçtiyse koyabiliyoruz. Eğer " yılı geçmediyse kadın menopoza girmiş demiyoruz.
MENEPOZ
Kadınlar kaç yaşında menopoza girer?

Türkiye'de menopoz taşı 47-48 Amerika'da ise 50-51 olarak kabul edilmektedir.
Menopozun evreleri nelerdir?

Perimenopoz: Son adet görülmeden önceki 1 ya da 2 yıllık döneme 'perimenopoz' adını veriyoruz. Bu dönemde adet düzensizlikleri terlemeler, gece uykusuzlukları, ateş basmaları görülebiliyor.Bunlara ek olarak, çocuklar büyüyüpte evi terk etmeye başlamışlarsa ve anne nispeten yalnızlık çekiyorsa 'boş yuva sendromu'yla karşı karşıya kalınıyor. Kadın depresyon belirtileri gösteriyor, kendini işe yaramaz hissedip üzülüyor.

Postmenopoz: Menopoz sonrası dönem olarak adlandırılır. Saydığımız şikayetker bu dönemde de görülür. Şikayetler yüzde 1 ils 5 kadında 5-15 yıl devam edebilir. Bunlara, kalp damar hastalıklarında artış, kemik erimesi, cilt problemleri eklenir.
Menopozun kaç türü var ?

Menopoz: Kadının adetlerinin kendiliğinden tavaş yavaş kesilmesi.

Cerrahi menopoz: Eğer bir hastalıktan (kist, myom) dolayı kadının yumurtalıkların/rahmini aldıysak, biz müdahale ettiğimiz için 'cerrahi menopoz' diyoruz.

Erken menopoz: Kadının 40 yaşıdan önce menopoza girmesidir.

Çok erken menopoz: 30 yaşından önce menopozun başlamasıdır.
Menopoz bir hastalık mı ?

Bir hastalık değil. Kadının yaşamının tamamen doğal bir parçasıdır.
Menopoz kadında yaşlılığın başlangıcımı ?

Hayır gerçek yaşlılığı biz 65 olarak görüyoruz. Eskiden kadın ömrü çok kısaydı. Bugün ise 71-74 yaş arasında kadının ömrü değişiyor yani giderek uzuyır. Yani buna göre kadın ömrünün üçte biri menopozda geçiyor.
Menopoz geleceğini belli ediyor mu ?

En tipik olarak 44-46 yaşlarında adet düzensizlikleriyle başlıyor. Ayda 2 kere yada 2 ayda bir adet görülebiliyor. Kanama düzensizlikleri oluyor. Hasta bu durumda menopozdan şüphelenebilir. Buna karşın düzenli adet görebilir. Günde 5-10 sabiye ya da 1 dakika kadar sürebilen,vücutta, yüzde meydana gelen ateş basmalarıyla karşılaşabilir. Gede de ateş basması problemi yalayabilir, ter boşalabilir.
Bu dönemde meydana gelen adet düzensizliği kadında soruna yol açıyor mu ?

Öncelikle bu adet düzensizliğinin menopozdan kaynaklanıp kaynaklanmadığını öğrenmek gerekiyor. Büyük ihtimalle menopozdandır ve bu durum 1-2 yıl kadar devam edebilir. Bu yüzden hekime gitmek gerebilyor. Belkide yumurtalıklarda bir kist yada bir sorun çıkmış olabilr. Mutlaka bu durumun kontrol edilmesi şart. Adet düzenszlikleri, önlem alınmazsa, bir süre sonra kansızlık yapar. En önemlisi ne zaman adet göreceğini bilmediği için kadının yaşam kalitesi bozuluyor.

Menopozda kadınlarda görülen şikayetler:

* Sıcak basması ve terleme
* Konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık, ileri yaşlarda bunama
* Sinirlilik
* Gece uykusuzlukları
* Hayattan zevk almamak, depresyon belirtileri
* Kap damar hastalıkları
* Kemik erimesi, eklem ağrıları
* Cinsel yaşamda sorunlar: Vajinada kuruluk ve cinsel isteksizlik. Ancak bu durum kadınların kolay dile getirdikleri bir problem değildir. Sadece doktorları sorarsa, o da bir süre sonra söylemeyi tercih ederler.
* İdrar problemleri: Bu problem kadın menopoza ilk yıllarda görülmese de daha sonra ortaya çıkabiliyor. Kadın sistit olduğunu sanıyor Bu mesanenin ve geniltal organların yaşlanarak incelmesinden kaynaklanıyor. Böyle sıkıntısı olan kadınlara vajinal yoldan değişik dozlarda, bazen sadece haftada 2 gün östrojen vermemiz sorunları çok kolay çözebiliyor.


Menopozla Baş etmenin yararları (Video)

Adet öncesi sendromundan korunun!

İştahınız çok açıksa, hiçbir şeye tahammül edemeyecek durumdaysanız, her şey üzerinize üzerinize geliyorsa ve çok gerginseniz, siz de âdet dönemi öncesi sendromu yaşayor olabilirsiniz.

Menstürasyon (âdet kanaması) döneminden bir - iki hafta önce sinirleriniz çok gergin olabilir ve her şey üzerinize geliyormuş gibi hissedebilirsiniz. Kendinizi tanımakta zorluk çekiyor ve ''Bana ne oluyor yine?'' diyebilirsiniz. Bu dönem her kadını farklı etkiler. İyi haber, bu dönemin geçici olmasıdır. Sakin olun, bu durumu tetikleyen hormonlarınız ve bu geçici bir durum. Her şey birbirine karışmış gibi olabilir ve kendinizi baskı altında hissedebilirsiniz. Böyle bir durumda stres düzeyiniz artar ve iştahınız bu durumdan etkilenebilir. Duygusal açlık ile fizyolojik açlığın birbirine karıştığı birçok duygu vardır. İçinde bulunduğunuz dönemi rahat ve sorunsuz geçirmek için farkındalığınızı artırmaya çalışın. Durumu kabullenin ve sakin olun. Enerji değeri iyi ancak yüksek yağ ve şeker içermeyen besinleri seçin.

Doğal antidepresan östrojen

Menstrüel döngünün ikinci yarısında (âdet görmeye yaklaşırken) östrojen progesterona oranla en düşük halindedir ve bu zaman dilimi ruh halindeki oynamaların ve aşermelerin, yeme krizlerinin en yoğun yaşandığı dönemdir.
Progesteron da iyi hissetme halini etkileyen bir başka hormondur. Stresli olduğunuz zaman vücudunuzda bu hormon azalır. Östrojen ve progesteron arasındaki denge çok önemli, çünkü seratonin ruh halini iyileştirirken progesteronun gevşetici bir etkisi vardır. Kısacası bu iki hormonun ruh hali üzerinde zıt ancak birbirini tamamlayıcı etkisi vardır.

Bu dönemdeki sıkıntıları hafifletmek için beslenmenizde ve yaşama şeklinizde bazı değişiklikler yapmak kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olabilir.

Mücadele etmek ve sorunsuzca bu dönemi sorunsuz atlatmak için kesin bir tedavi şekli çok fazla söylenemiyor ancak kişisel özellikler ve bireyin kendi durumunu takip etmesi önemli. Çünkü her belirti her kadında farklı etki ve her tedavi de farklı tepki verebiliyor. Östrojen için ''doğal'' antidepresan diyebiliriz. Çünkü östrojen, ''mutluluk hormonu'' olarak bilinen serotonin üretimini etkiliyor. Düşük östrojen düşük serotonin diye düşünülebilir. Düşük serotonin ise genellikle karbonhidrat ve şeker açısından zengin yiyecekler için aşermek demektir (örneğin çikolata). Ama sakın buna kanmayın.

Menstürasyon dönemine özel beslenme önerileri

Her gün içinde 400 miligram folik asit bulunan bir multivitamin alın. İçinde yeterli kalsiyum ve D vitamini olmasına da dikkat edin. Düzenli egzersiz yapın. Egzersiz sırasında salınan endorfin hormonunun mutluluk vereceğini unutmayın. Egzersizle doğal olarak endorfin hormonu salınır ve kendinizi daha mutlu ve iyi hissedersiniz. Kuru kayısı, kuru üzüm, kuru erik içerdikleri doğal şeker ve lifler sayesinde insülin hormonunu çok fazla uyarmaz ve kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar. Balık yağındaki omega 3 yağ asidinin en depresif durumlarda bile insana yardımcı olduğuna dair gittikçe çoğalan kanıtlar var. Daha güçlü beyin sağlığı için daha fazla omega 3 tüketin. Ceviz, bunun için çok iyi bir kaynaktır. Magnezyum desteği de iyi gelebilir. Bunun için günlük 400 mg destek alabilir veya doğal yollarla almak için yeşil yapraklı sebze, tam tahıllar, fıstık, et, nişasta, süt, fındık, badem tüketimini artırabilirsiniz. Sigara içmeyin, bol oksijen almak için açık havada yürüyüşler yapmaya çalışın. Bol su içmeyi unutmayın, aşırı şiş olduğunuzda tuzu azaltın. Su içmekte zorlanıyorsanız 1.5 litre su ile bir demet maydanoz, yarım limon, bir çay kaşığı toz zencefil ve bir dal kabuk tarçını kaynatın. Süzdükten sonra bir tatlı kaşığı bal ekleyip gün boyu için. Her gün yeniden tekrarlayabilirsiniz. Sıcak veya soğuk içmek sizin tercihiniz. Şekersiz bitki çayları ile bir avuç kuru üzüm de kendinizi iyi hissetmenizi sağlar. Çayın içine tarçın ekleyebilirsiniz. Kansızlık tablosu olanların - kuru üzüm, kuru kayısı ve kırmızı et tüketimini C vitamini ile birlikte artırmaları önemlidir. Sebze, meyve ve tam tahıllara ağırlık verin. Şeker ve şekerli yiyecekler, kafein ve alkolden uzak durun Uyku düzeninize dikkat edin mutlaka sekiz saat uyumaya çalışın. Stresi azaltmakla ilgili kendinize göre çözüm önerileri geliştirin. Daha küçük porsiyonlar ama daha sık yeme prensibine dikkat edin. Bulantı ve mide hassasiyetine iyi gelecektir.

22 Ocak 2008 Salı

Adet öncesi sendromundan korunun!

Adet öncesi sendromundan korunun!
İştahınız çok açıksa, hiçbir şeye tahammül edemeyecek durumdaysanız, her şey üzerinize üzerinize geliyorsa ve çok gerginseniz, siz de âdet dönemi öncesi sendromu yaşayor olabilirsiniz.

Menstürasyon (âdet kanaması) döneminden bir - iki hafta önce sinirleriniz çok gergin olabilir ve her şey üzerinize geliyormuş gibi hissedebilirsiniz. Kendinizi tanımakta zorluk çekiyor ve ''Bana ne oluyor yine?'' diyebilirsiniz. Bu dönem her kadını farklı etkiler. İyi haber, bu dönemin geçici olmasıdır. Sakin olun, bu durumu tetikleyen hormonlarınız ve bu geçici bir durum. Her şey birbirine karışmış gibi olabilir ve kendinizi baskı altında hissedebilirsiniz. Böyle bir durumda stres düzeyiniz artar ve iştahınız bu durumdan etkilenebilir. Duygusal açlık ile fizyolojik açlığın birbirine karıştığı birçok duygu vardır. İçinde bulunduğunuz dönemi rahat ve sorunsuz geçirmek için farkındalığınızı artırmaya çalışın. Durumu kabullenin ve sakin olun. Enerji değeri iyi ancak yüksek yağ ve şeker içermeyen besinleri seçin.

Doğal antidepresan östrojen

Menstrüel döngünün ikinci yarısında (âdet görmeye yaklaşırken) östrojen progesterona oranla en düşük halindedir ve bu zaman dilimi ruh halindeki oynamaların ve aşermelerin, yeme krizlerinin en yoğun yaşandığı dönemdir.
Progesteron da iyi hissetme halini etkileyen bir başka hormondur. Stresli olduğunuz zaman vücudunuzda bu hormon azalır. Östrojen ve progesteron arasındaki denge çok önemli, çünkü seratonin ruh halini iyileştirirken progesteronun gevşetici bir etkisi vardır. Kısacası bu iki hormonun ruh hali üzerinde zıt ancak birbirini tamamlayıcı etkisi vardır.

Bu dönemdeki sıkıntıları hafifletmek için beslenmenizde ve yaşama şeklinizde bazı değişiklikler yapmak kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olabilir.

Mücadele etmek ve sorunsuzca bu dönemi sorunsuz atlatmak için kesin bir tedavi şekli çok fazla söylenemiyor ancak kişisel özellikler ve bireyin kendi durumunu takip etmesi önemli. Çünkü her belirti her kadında farklı etki ve her tedavi de farklı tepki verebiliyor. Östrojen için ''doğal'' antidepresan diyebiliriz. Çünkü östrojen, ''mutluluk hormonu'' olarak bilinen serotonin üretimini etkiliyor. Düşük östrojen düşük serotonin diye düşünülebilir. Düşük serotonin ise genellikle karbonhidrat ve şeker açısından zengin yiyecekler için aşermek demektir (örneğin çikolata). Ama sakın buna kanmayın.

Menstürasyon dönemine özel beslenme önerileri

Her gün içinde 400 miligram folik asit bulunan bir multivitamin alın. İçinde yeterli kalsiyum ve D vitamini olmasına da dikkat edin. Düzenli egzersiz yapın. Egzersiz sırasında salınan endorfin hormonunun mutluluk vereceğini unutmayın. Egzersizle doğal olarak endorfin hormonu salınır ve kendinizi daha mutlu ve iyi hissedersiniz. Kuru kayısı, kuru üzüm, kuru erik içerdikleri doğal şeker ve lifler sayesinde insülin hormonunu çok fazla uyarmaz ve kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar. Balık yağındaki omega 3 yağ asidinin en depresif durumlarda bile insana yardımcı olduğuna dair gittikçe çoğalan kanıtlar var. Daha güçlü beyin sağlığı için daha fazla omega 3 tüketin. Ceviz, bunun için çok iyi bir kaynaktır. Magnezyum desteği de iyi gelebilir. Bunun için günlük 400 mg destek alabilir veya doğal yollarla almak için yeşil yapraklı sebze, tam tahıllar, fıstık, et, nişasta, süt, fındık, badem tüketimini artırabilirsiniz. Sigara içmeyin, bol oksijen almak için açık havada yürüyüşler yapmaya çalışın. Bol su içmeyi unutmayın, aşırı şiş olduğunuzda tuzu azaltın. Su içmekte zorlanıyorsanız 1.5 litre su ile bir demet maydanoz, yarım limon, bir çay kaşığı toz zencefil ve bir dal kabuk tarçını kaynatın. Süzdükten sonra bir tatlı kaşığı bal ekleyip gün boyu için. Her gün yeniden tekrarlayabilirsiniz. Sıcak veya soğuk içmek sizin tercihiniz. Şekersiz bitki çayları ile bir avuç kuru üzüm de kendinizi iyi hissetmenizi sağlar. Çayın içine tarçın ekleyebilirsiniz. Kansızlık tablosu olanların - kuru üzüm, kuru kayısı ve kırmızı et tüketimini C vitamini ile birlikte artırmaları önemlidir. Sebze, meyve ve tam tahıllara ağırlık verin. Şeker ve şekerli yiyecekler, kafein ve alkolden uzak durun Uyku düzeninize dikkat edin mutlaka sekiz saat uyumaya çalışın. Stresi azaltmakla ilgili kendinize göre çözüm önerileri geliştirin. Daha küçük porsiyonlar ama daha sık yeme prensibine dikkat edin. Bulantı ve mide hassasiyetine iyi gelecektir.

20 Ocak 2008 Pazar

Adet Görme

Genç kızlıkta başlayan adet dönemi kırk yaşlarının sonlarında sona erer. Bu olaya menapoz adı verilir. Menapozdan sonra üreme organları bir dizi değişikliğe uğrarlar. Bu değişiklikler yumurtalıkların hormon salgılamasında görülen azalmaya bağlıdır. Dölyatağı daha küçülür, dölyolundaki sırtlar ortadan kalkar, dölyolu duvarları düzleşir. Salgılar daha az asit içermeye başladıkça mikrop kapma tehlikesi de o kadar artar. Çevre dokular gittikçe daha az esnek özellik kazanır. Menapozdan sonra dölyolundan gelen kanamaya tehlikeli gözüyle bakılmalıdır. Olası bir hastalık karşısında doktora gitmek gerekir.
Adet dönemi genel olarak 28 gündür. Ne var ki bu kaba bir ortalamadır ve kadınların adet süreleri büyük ölçüde değişir. Kimi kadının adet süresi 21 günken, kimilerinin 42 gün olabilir. Bundan başka bir kadının her adet dönemi de birbirine uymayabilir.
Dölyatağından dölyoluna akıntı süresi genellikle dört ya da beş gündür. Bu süre içinde kişiden kişiye büyük değişiklikler söz konusudur.
Adet görme; insan dişisini diğer canlı türlerinin dişilerinden ayıran başlıca özelliklerden biridir. Hayvanlar içinde yalnızca maymunlarda bu özellik görülür. Yüzyıllar boyunca adet görme tıbbı ilgilendirmiş ve bu konuda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Eski Yunanlılar “erkek tohumu”nun bir sıvı içinde kadının gövdesine yerleştirildiğini iyi biliyorlardı. Ama bir “dişi tohumu”da gerekliyse, bu nasıl oluyordu? Sonunda tümüyle yanlış bir yargıya, adet dönemindeki sıvının bu dişi tohumu içerdiği yargısına vardılar.

Adet görme birbirinden ayrı iki organın, yumurtalığın ve dölyatağının faaliyetlerine bağlı bir süreçtir. Yumurtalığın başlıca iki görevi ; gebeliği sağlayan yumurtacıkların üretilmesi ile cinsiyet hormonlarının salgılanmasıdır. Yumurtalıkların ürettiği ve adet dönemini denetleyen hormonlar bildiğimiz gibi östrojen ve progesterondur. Bu hormonların gövdenin çeşitli bölümleri üzerinde etkileri vardır. Ancak en büyük etkileri dölyatağının endometrium adı verilen dokusunda görülür.
Ayın farklı zamanlarında bir kadından endometrium parçaları alınırsa aralarında büyük değişiklikler olduğu görülecektir. Adetten hemen sonra dölyatağını kaplayan tabaka ince bir tabakadır. Buna karşılık iki adet dönemi arasında bu doku yeniden kalınlaşır. Adet kanaması sırasındaysa, doku parçalarının tam bir biçimi olmadığı ve kanla karıştığı görülür. Buradan da anlaşıldığına göre dölyatağındaki endometrium dokusu iki adet zamanı arasında bir dizi değişiklik geçirmektedir. Ve zaten tüm değişikliklerin olabilmesi için gerekli olan döneme adet dönemi denmektedir. Adetle birlikte endometrium dokusunun büyük bir bölümü parçalanır, ancak geriye kalan küçük bölüm hızla gelişerek eskisinin yerini alır. Söz konusu hızlı büyüme ve dokunun gelişmesi yüzünden adet döneminin bu bölümüne siyah dendiği de olur. Bu dönem adet süresinin yarısı kadardır. Adet döneminin ikinci yarısında alınan bir ömekte çeşitli salgı bezleri görüldüğünden bu döneme salgısal dönem adı verilir. Adet dönemi salgı döneminin sona ermesiyle birlikte biter. Kan da dölyatağı tabakasından tümüyle ayrılır.
Yumurtalıklar da bir dizi dönemsel değişiklik geçirirler. Yumurtalıkların yüzeyinde çok sayıda ve çeşitli boyutlarda küçük “kistler” vardır. Bunlara yumurtalık bezcikleri denir ve her biri bir yumurtacık (ovum) taşır. Adet döneminin ortasında ötekilerden daha büyük olan bir bezcik büyümeye başlar. Yumurtalığın yüzeyinde yer alan bu bezciğin çapı iki santimetre kadar büyüyebilir. Bezcik , döllenme amacıyla fallop kanalına yumurtacık bırakır. Adet döneminin sonraki aşamasında bezcik beyazımsı sarı renkteki hücrelerle dolar. Renginden dolayı bu oluşuma sarı organ (corpus luteum) adı verilir. Eğer yumurtacık döllenmişse sarı organ gebelik boyunca, doğuma kadar yumurtalıkta kalır. Eğer döllenmemişse ancak on gün kadar yaşayabilir.
Gelişen bezcikler, östrojen salgılarlar. Östrojen de endometriumun gelişip kalınlaşmasına yol açar. Gelişme döneminin sonunda bezcikler koparlar ve yumurtlama olayı gerçekleşir. Eğer döllenmiş yumurta kalınlaşma döneminde endometriumla temas ederse bu bölgeye yerleşmesi olanaksızlaşır. Böyle bir doku, yumurtacığın yerleşmesi için gerekli olan bir dizi değişikliğe uğrayamaz. Bununla birlikte yumurtacık fallop kanalından dölyatağına giderken (bu bir haftayı alır) endometrium sarı organın etkisi altına girer. Bu organ hem progesteron, hem de östrojen üreten bir salgı bezidir. Hormonların böylesine birlikte hareket etmeleri büyüyen endometriumun salgısal döneme geçmesini sağlar. İşte bu ikinci aşamada dölyatağı döllenmiş yumurtayı banndırabilecek özelliğe kavuşur. Döllenmiş yumurta yerleştikten sonra büyük bir olasılıkla sarı organ denilen corpus luteum’a hormonal mesajlar göndermektedir. Bu iletişim corpus luteum’un büyümesine ve daha büyük miktarda hormon salgılamasına yol açmaktadır. Bu mesaj gerçekleşmezse corpus luteum parçalanır. Bu durumda endometriuma hiç bir hormon ulaşmaz ve bu yüzden direnme gücü kaybolur. Böylelikle endometriumun büyük bir bölümü parçalanır. Bu arada adet dönemi akıntısı baş gösterir. Adet döneminin sona ermesiyle birlikte yumurtalıkta bir başka bezcik büyümeye başlar. Östrojen tekrar dölyatağı astarının kalıntılarını etkiler ve bir sonraki adet döneminin gelişme aşaması başlamış olur.
Ergenlik döneminden menopoza kadar tüm üretken yaşamı boyunca bir kadın sürekli olarak bu dönemlerden geçer. Bu dönemler yalnızca gebelik olayıyla birlikte kesilir ve eğer anne çocuğunu emzirirse doğumdan sonra birkaç ay daha adet görülmez. Doğum yapmamış bir kadının tüm cinsel olgunluk süresi boyunca dört yüz dolayında adet gördüğü sanılmaktadır. Bu sürenin uzunluğu kuşkusuz ergenlik yaşına bağlıdır. Ergenlik yaşının sürekli olarak düştüğü de bir başka gerçektir. Yirminci yüzyılda kızlar geçtiğimiz yüzyıla göre birkaç yaş önce adet görmektedirler. Adet dönemindeki ilk akıntının, kızların gebe olabilme yeteneğine kavuştuklan yaşlarda görülmesi koşul değildir. Örneğin ilk birkaç adet görmede yumurtacıkların bezciklerden ayrılmadığı sanılmaktadır. Bir başka deyişle ilk birkaç adette yumurtlama görülmez. Bu yaştaki kızlara cinsel ilişkinin tanındığı kimi toplumlarda, kızların gebe kaldığı çok ender görülmektedir.
Eğer adet görme düzenli biçimde sürüyor ve rahatsızlık vermiyorsa bu olayla ilgili bağnaz tepkiler çok daha az görülür. Ne var ki adetle ilgili düzensizlikler pek yaygın özellikte değildir. Bu düzensizlikler gövdenin başka bölümlerindeki bezlerde görülen düzensizliklere, gövdenin her bir hücresinde yer alan kalıtımsal kromozomlara, doğuştan olan eksikliklere bağlı olabilir. En yaygın düzensizlikler kadınların çoğunda adet dönemlerinde görülen gerilim ve bunalımlarla ilişkilidir. Adet sırasındaki akıntıyla ilgili ağrının da etkisi görülür. Yıllarca süren araştırmalara karşın bilim adamları kadınların adetle ilgili yakınmalarının nedenlerini tam olarak saptayamamışlardır. Adet döneminden önce de çoğu kadında gerilim, sıkıntı, başağrısı gibi rahatsızlıklar olur. Hastalarına düzenli adet görüp görmediğini soran doktorlar genellikle olumlu yanıt alırlar. Kadın da gerçekten düzenli aralıklarla adet gördüğünü sanmaktadır. Ancak gerçekte durum böyle değildir. Böyle bir şeyi öne süren kadın adet günlerini düzenli bir biçimde saptadığında yanıldığını görecektir. Her adet döneminin bir ya da iki gün bile olsa geç ya da erken başladığını görecektir.
Adet döneminin süreleri de kadından kadına değişir. Doğum kontrolündeki tehlikesiz günler yönteminin (”ritm yöntemi”) insanı yanıltmasının bir nedeni de budur.
Günümüzde dölyatağı fizyolojisi üstüne geniş bir bilgiye sahibiz. Bu yüzden adet dönemleri düzensiz, ağrılı ya da hiç gerçekleşmeyen kadınlarla ilgili olarak yapılacak çok şey var. Ama kesin olarak bilinen bir şey varsa o da normal süren adetlerin birden kesilmesinin en önemli nedeninin gebelik olduğudur.
Yumurtacığın döllenmesi ancak yumurtlama döneminde ya da bu döneme yakın bir zamanda cinsel ilişki gerçekleşirse olur. Doğum kontrolündeki tehlikesiz günler yöntemi de bu olaya dayanır. Spermler üreme alanında birkaç gün yaşayacaklarından iki adet arasında kalan üç haftanın birinci ve son haftaları yine de tam emin süreler değildir. Ne var ki pekçok çift bu süreleri emin kabul ederek cinsel birleşmeyi yeğlemektedirler.

Adet Döngüsü 28 Gün

Üreme çağında olan bir kadında ortalama 28 günde bir tekrar eden sürece adet döngüsü (adet görme) adı verilir. Halk arasında en çok aybaşı olmak, adet olmak, adet görmek, regl olmak, menstruasyon kanaması görmek, mens olmak, kanama görmek, peryod ve hastalanmak ifadeleridir. Adet döngüsü veya siklus, son adet tarihinin ilk gününden bir sonraki adet tarihinin ilk gününe kadar geçen zamanı ve bu zaman içinde kadın vücudunda gerçekleşen olayları ifade eder.

Bir adet döngüsü kadında genellikle 28 gün sürmekle birlikte 21 ile 35 gün arası normalin alt ve üst sınırlarıdır. Adet kanaması ortalama 4 gün devam eder ve 1 ile 7 gün arası normalin alt ve üst sınırları olarak kabul edilir. Adet kanaması esnasında 20 ile 80 mililitre arasında miktarda kan kaybedilir. Adet döngüsü ergenlik döneminden, yumurtalıklarda olgunlaşabilecek yumurta hücrelerinin tümüyle tükendiği menopoz dönemine kadar devam eder.