Genetik analiz, bir diğer değişle moleküler genetik tanı, bireylerin taşımakta oldukları kalıtsal bozukluklar veya risk faktörlerinin şahıstan ve/veya aile fertlerinden temin edilen DNA, RNA, kromozom, protein veya birtakım biyokimyasal metabolitlerin analizi suretiyle değerlendirilip rapor edilmesidir. Bu anlamda uygulama amacına göre yürütülecek genetik analiz tek bir numune ve tek bir testten ibaret olabileceği gibi, çok sayıda numuneyi ve bir seri farklı testi de içerebilir. Ancak genetik testlerin uygulamada gerektirdiği yüksek teknoloji ve bilgi birikiminden dolayı, yapılan analizlerin amaca uygun ve anlamlı olması kesinlikle testlerin bu konuda özgün eğitim görmüş uzman kadrolarca yapılıp yorumlanmalarını zorunlu kılmaktadır.
Genetik analiz kapsamında yapılan testler incelenen materyalin niteliğine veya yapılan analizin türüne göre dört ana guruba ayrılır. Doğrudan testler, şahsın genetik materyalini meydana getiren DNA veya RNA moleküllerinin PCR, RFLP veya sekanslama gibi yöntemlerle doğrudan analizini içerir. İlinti testleri (linkage testing) ise esas hastalığı meydana getiren genetik faktörün yerine incelenmesi daha kolay veya daha az zaman alıcı olan ancak bu hastalık genleri ile beraber kalıtsal geçiş gösterdiği bilinen ilintili işaretlerin analizidir. Biyokimyasal testler ise hastalıklı genler sonucu ortaya çıkan metabolizma bozukluklarının vücut doku veya sıvılarında biriken bazı metabolitlere yada söz konusu gen ürünü olan proteinlere nitelik yada nicelik yönünden bakılması suretiyle yapılan analizdir. Sitogenetik testler ise genetik hastalığa yol açan genetik anomaliyi barındıran kromozom veya kromozomların yapısal, sayısal veya kısmi içerik bakımından incelenmesidir.
Genetik analiz diğer rutin laboratuar testleri ile bazı benzer unsurlar içerse de, birçok yönden bu testlerden farklıdır. Genetik analizin en büyük farklılığı diğer rutin testler gibi yalnızca hastada halen semptom veren bir olgunun tanısında değil en geniş anlamı ile hastanın taşımakta olduğu henüz belirgin hale gelmiş veya gelmemiş bütün kalıtsal hastalık ve risk faktörlerini rapor etmesidir. Bu anlamda genetik analiz hekimler için hasta takibinde veya bireyler için çocuk sahibi olmak gibi kişisel kararlar vermede sağlayacağı katkı bakımından bütün diğer test yöntemlerinin çok, çok ötesindedir.
Genetik analizi farklı kılan ikinci faktör ise analiz sonuçlarının yalnızca hasta bireyle sınırlı kalmayıp aynı zamanda diğer aile fertlerine de yansımasıdır. Örneğin genetik danışmanlık çerçevesinde istenmiş bir genetik analiz raporu test sonuçlarının yanı sıra mutlak surette kişinin ve ilgili aile fertlerinin elde edilen sonuçlar hakkında bilgilendirilmesi, gerekiyorsa olgunun ailede tıbbi yönden takibi ve durumdan etkilenen bireylere sunulması uygun olacak psikososyal hizmetlere dair önerileri de içermelidir.
Bir çok genetik hastalık aslında nadir olmasına nazaran kesin tanı konulması sonuçları bakımından hem bireyler hem de aileleri için göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir. Bu sebeple genetik analiz yalnızca bu konuda uzman belli başlı laboratuarlarca yapılmalıdır. Ne var ki, sağlık sektörü çalışanlarının hastalarına en iyi ve eksiksiz hizmeti verebilmeleri ancak hızla gelişen genetik analiz ve moleküler tıptaki yenilikleri yakından takip etmeleri ile mümkündür. Unutulmamalıdır ki genetik analizden anlamlı ve kesin bir sonuç alınması için bazen farklı metodolojilerin kullanıldığı birden fazla testin yapılması, ailenin diğer fertlerinin de test edilmesi yada bir tıbbi genetik uzmanına konunun danışılması gerekebilir.
İnsanlar üzerinde yapılan genetik analizleri uygulama amaçları bakımından üç ana guruba ayırmak mümkündür; 1) Klinik genetik analiz, 2) Araştırmaya yönelik genetik analiz ve 3) Deneysel amaçlı genetik analiz.
Klinik genetik analiz uygulamalarında toplanan numuneler bir bireyin ve/veya aile ferdinin klinik yönden takibi, tanı veya tedavisi amacıyla incelenir ve yazılı olarak rapor edilir. Klinik genetik analizin bir diğer uygulaması ise klinik veya adli amaçlı genotipleme, maternite veya paternite testleridir. Amerika Birleşik Devletleri’nde klinik genetik analiz testleri yapan merkezlerin CLIA (Clinical Laboratory Improvement Amendments) şartlarına uyması ve CDC (Centers for Disease Control and Prevention) tarafından onaylanmış olması gerekmektedir. Yurdumuzda buna muadil bir makam olmamakla beraber bu tip uygulamaları yapan merkezler Sağlık Bakanlığınca ruhsatlandırılmaktadır. Doğaldır ki klinik genetik analiz satın alınan bir hizmet olarak belli bir ücrete tabidir. Ancak bu analizin rapor edilme süresi ve bedeli analizi yapan laboratuara ve analiz kapsamında yapılan testlerin nitelik ve niceliğine göre değişkenlik gösterecektir. Burada tüketiciye tavsiyemiz genel olarak basit ama yeterli sonuç vermeyen yada gereksiz yere vakit kaybettiren aşırı kompleks testlerden mümkün ölçüde kaçınılmasıdır.
Araştırmaya yönelik genetik analizde tanısı önceden başka yöntemlerle konmuş özgün bir bireyden veya benzer semptom yada bulgulara haiz bir grup bireyden toplanan numuneler söz konusu tıbbi olguyu daha iyi anlamak veya bu klinik olguya yönelik daha etkin bir klinik genetik analiz metodu saptamak amacıyla incelenirler. Araştırmaya yönelik genetik analizler ruhsatlı standart hizmetler kapsamı dışında ve genellikle merkezlerin kendi öz kaynaklarıyla finanse edilerek yapıldığından çoğunlukla rapor edilmezler. Ancak numuneyi veren bireyin talep etmesi halinde kişi için potansiyel klinik bir anlam taşıyan sonuçlar standart yöntemlerle de doğrulandıkları takdirde resmi bir rapor halinde ilgili bireye duyurulur. Bunun dışında araştırmaya yönelik genetik analiz amacıyla kullanılacak numuneler için bireylerin başka bir takip yada sonuç talebi söz konusu olamaz. Öte yandan analiz sonuçları da araştırmaya katılan bireyleri teşhir edecek şekilde üçüncü şahıslara duyurulamaz.
Deneysel amaçlı genetik analiz kapsamında yapılan testler henüz bilimsel olarak geçerliliği kanıtlanmamış veya sonuçları henüz klinik olguların teşhis yada takibinde netlik kazanmamış uygulamalardır. Bu tip testler ileride klinik genetik analiz kapsamına girebileceği gibi terk de edilebilirler. O sebeple bu tip test sonuçlarının bireylere bildirimi bu gerçeği yazılı olarak bildirmek kaydıyla analizi yapan kurumun inisiyatifine bırakılmıştır. Ne var ki, bulguların rapor edilmesi yada kurum tarafından bu tip analizlerin ücret karşılığı hizmet kapsamına alınması durumunda testlerin ruhsat şartlarına uygun olarak yapılması zorunludur.
Anlaşılacağı üzere, araştırmaya yönelik veya deneysel amaçlı genetik analizler daha ziyade teknik hizmet üreten merkezlerin ARGE (araştırma-geliştirme) projeleri kapsamında yürüttükleri faaliyetlerdir. Burada öncelikli amacımız klinik genetik analiz uygulamalarının tanıtımı olduğundan araştırmaya yönelik veya deneysel amaçlı genetik analizler konusunda daha fazla detaya girilmeyecektir. Ancak bu tip analizlerin hem bireyler hem de araştırmacı hekimler için sağlayabileceği imkanlar da hiçbir suretle göz ardı edilmemelidir.
16 Şubat 2008 Cumartesi
Bayanlarda Genetik tanı yöntemleri ve uygulamaları:
Etiketler: bayanlar, dna.rna, genetik, hastalık, merkezleri, tanı, test, uygulamaları, yöntemleri
Bayanlarda Sinir Sistemi Hastalıkları
Tüm zihinsel ve motor yetilerimiz, hafıza, düşünce, duygulanım ve reflekslerimizin tamamı beyin, beyincik ve omurilikden oluşan merkezi sinir sistemi aktiviteleri sonucu oluşmaktadır. Merkezi sinir sistemi ise tüm vücudumuza ve organlarımıza yayılan çok geniş bir periferik sinir sistemi ağı sayesinde hem vüdumuzun tamamı hemde içinde bulunduğumuz çevre ile sürekli iletişim halindedir. Bütün sinir sisteminin embriyogenez esnasında yapısal oluşumu ve hayat boyu normal fonksiyonunu sürdürebilmesi çok sayıda genin uygun zaman ve yerde aktivasyonu veya susturulması ile mümkün olmaktadır. Bu gün modern moleküler genetik ve hücre biyolojisi (neurobiology) sayesinde sinir sisteminin oluşumu ve fonksiyonu için gerekli birçok moleküler mekanizmayı öğrenmiş durumdayız. Dahası, bu bilginin yeni tanı ve tedavi yöntemlerinde uygulamalarını giderek artan oranlarda görmekteyiz.
Anlaşılacağı üzere genetik etiyolojiye sahip sinir sistemi hastalıkları neonatal ve erken çocukluk yaşlarında bulgu verebileceği gibi çok daha ileri yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir. Özellikle orta yaş üzeri nüfusun giderek arttığı batı toplumlarında Alzheimer hastalığı, ALS ve benzeri birçok nörolojik hastalığın morbidite ve mortaliteyi ciddi oranda etkiler derecede ön plana çıktığını görüyoruz. Yukarıda bahis olunan hastalıklar gibi birçok nörolojik hastalığın genetik komponentleri olduğu bir süredir bilinmektedir. Ancak sinir sistemi hastalıklarında genetik komponent her zaman tek bir gendeki mutasyona indirgenememekte ve bu hastalıklar çoğu zaman kompleks bir kalıtsal geçiş sergilemektedir. Örneğin Alzheimer hastalığında beyin dokusunda görülen morfolojik plaklar Parkinson hastalığında görülenlerle en az bir ortak moleküler genetik mekanizmayı paylaşmaktadır. Öte taraftan, Huntigton hastalığı, Frajil-X sendromu ve spinoserebellar atrofi hastalığı ilişkin genetik lokuslarda mecvut tekrarlayıcı DNA motiflerinin genişlemesi sonucu oluşan “dinamik mutasyon” hastalıklarıdır. Bu hastalıklarda etken tek bir gen olmasına rağmen nesilden nesile genetik patoloji ağırlaşmakta (tekrarlayan DNA motif sayısının giderek artması sonucu) ve dolayısıyla hastalığın görülme sıklığı veya hastalığın ağırlık derecesi aile fertleri arasında değişkenlik göstermektedir.
Sinir sistemi hastalıklarının moleküler genetik patolojisinde son zamanlarda ön plana çıkan bir diğer mekanizma ise “Apoptosis” olarak adlandırılan moleküler genetik mekanizmalar yoluyla oluşan hücre ölümleri sonucu doku ve fonksiyon kaybı oluşmasıdır. Nörodejeneraratif hastalıkların bir çoğunda hastalığın moleküler mekanizması apoptosis yoluyla veya başka özgün hücre içi iletişim yollarının aksaması nedeniyle oluşan hücre ölümü veya fonksiyon kaybıdır. Öte yandam Charcot-Marie-Tooth Sendromu veya Neimann-Pick Hastalığında olduğu gibi bir diğer grup nörodejeneraratif hastalıkta ise moleküler etken bilhassa sinir sisteminde yaygın bir metabolik yolun (sırasıyla, myelin biyosentezi ve kolesterol taşınması gibi) aksaması sonucudur.
Bu bölümde moleküler genetik tanı yöntemlerinin endike olduğu, genetik lokus ve moleküler mekanizması belli sinir sistemi hastalıkları üzerinde durulacaktır. Ancak doğrudan bu bölümde yer almayan birçok genetik hastalığın (Frajil-X sendromu gibi) bariz ve öemli nörolojik komponenti olduğu unutulmalıdır.
Bayanlarda Kalp ve Damar Hastalıkları
Sistemik dolaşımda ve solunum sisteminde kan akışı kalp kasılmalarıyla sağlanan mekanik enerji yoluyla kan dokusunun damarlar içerisinde tek yönlü olarak pompalanmasıyla mümkün olmaktadır. Bir başka deyişle kan damarları kanın akacağı yolu kalp ise bu akış için gerekli mekanik kuvveti sağlar. Böylece kan ve lenfatik doku kalp ve damarlarla birlikte dolaşım sistemini (kardiyovasküler sistemini) oluşturur.
Klinik olarak en sık görülen kalp ve damar hastalıkları dört ana grupta toplanabilir: 1) Yüksek tansiyon hastalığı (essansiyel hipertansiyon), 2) Koroner kalp hastalığı (ateroskleroz), 3) İnme (trombo emboli) ve 4) Romatizmal kalp hastalığı. Tüm bu hastalıklarda bireyi hastalığa yatkın (veya bağışık) kılan genetik (aile öyküsü ile sorguladığımız) faktörler olduğu uzun zamandır bilinmektedir. Ne var ki, bu tip predispozan genetik faktörlerin moleküler genetik tanısı ancak yeni, yeni gelişen teknolojiler sayeinde mümkün olmaktadır. Gökay - BIOTECH kardiyovasküler prognostik SNPs analizinde Türkiye’de bir ilke imza atmıştır. Ancak bu teknikler ve prognostik genetik analiz ayrı bir başlık altında web sitemizde yayınlanacaktır. Fakat unutulmamalıdır ki kalp ve damar hastalıklarında erken tanının yanısıra risk modifikasyonu ve hasta takibi çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu sebeple Gökay - BIOTECH prognostik genetik analizin ve risk modifikasyonu opsiyonlarının hastanın yanı sıra hasta takibini yürütecek hekim (aile hekimi) ve/veya kuruluşlarla birlikte değerlendirilmesini önermektedir.
Bu bölümde ana hatlarıyla moleküler genetik tanı yöntemlerinin endike olduğu özgün kalp ve damar hastalıkları üzerinde durulacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki yukarıda bahis olunan dört ana kardiovasküler hastalık gurubunun dışında daha nadir görülen başka genetik kalp-damar hastalıkarıda vardır. Örneğin ritim bozuklukları (aritmi), hemanjomalar, lenfanjiomalar ve konjenital yapısal kalp hastalıkları gibi.