akıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2008 Pazartesi

menopoz belirtileri

Ateş basmaları,terlemeler,hatırlama güçlükleri,kontrasyon bozuklukları,depresyon ve libido kaybı gibi psikolojik sorunlar, vaginada kuruluk,kemik yoğunluğunda azalma,meme dokusu kaybı,ciltte incelme,cinsel ilişkide ağrı,sık idrara çıkma ve tuvalete zor yetişmedir. Adet düzensizlikleri ve nadiren aniden adet kesilmesi meydana gelebilir. Menopoz kelime anlamı son adet demektir.Genellikle menopoz olarak bilinen klimakterium, östrogen üretiminin giderek azalıp sonunda bittiği belirtilerin görüldüğü zaman dilimidir. Menopoz genellikle 45-55 yaşları arasında olur.

Belirtiler hormon replesman tedavisi ( yerine koyma )-HRT- ile kesilebilir. Bu östrogen ve progesteron kombinasyonu olabileceği gibi hastanın rahmi alınmıssa sadece östrogen ile de yapılabilir.HRT ağızdan alınan tablet, buruna sıkılan spray, cilte sürülen krem veya yapıştırılan bantlar ya da vaginal fitillerle uygulanabilir.

HRT ilaçlarının çoğuyla hasta kullandığı sürece adet görür ama kanama yapmadan hormon replesman tedavisi yapan ilaçlar veya tedavi planları mevcuttur.Bunu planlarken hasta ile danışarak karar vermek yada hekimin insiyatifine kalmış bir karardır.

Meme kanseri

Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşur.
Bu süt bezleri ve kanalları döşeyen hücrelerin, yukarıda tanımladığımız şekilde, kontrol dışı olarak çoğalmaları ve vücudun çeşitli yerlerine giderek çoğalmaya devam etmelerine meme kanseri denir.

Risk faktörleri
Bazı özellikleri taşıyan kadınlarda, meme kanserinin daha sık görüldüğünü biliyoruz. Bu özelliklere risk faktörleri diyoruz. Bu risk faktörlerini taşıyan kişilerin mutlaka meme kanserine yakalanacakları söylenemez. Sadece, bu faktörleri taşımayanlara göre, daha fazla meme kanserine yakalanma olasılıkları olduğunu biliyoruz. Bu faktörleri taşımayan kişiler de meme kanserine yakalanabilirler. Meme kanserine yakalanan kadınların yarısı, bu risk faktörlerini hiç taşımamaktadır. Bu nedenle, risk faktörlerinin taşımayan kişiler de olağan kontrollerini yaptırmalıdırlar.

vajinal akıntı

Adet günlerine göre akışkanlık ve rengi değişebilir. Adet kanamasını takip eden dönemde sarı-kahverenkli (parçalanmış kan hücreleri nedeniyle) olan akıntı, yumurtalık hormonlarının en yüksek olduğu iki adet ortası dönemde daha çok ve akışkandır. Bu sıvı vajina yan duvarlarından sızma ve vajina girişi ve idrar deliği kenarındaki bezlerin salgılarıyla oluşur.
Sağlıklı bir kadında berrak (bazan beyaz, mat), çiğ yumurta beyazı gibi, kokusuz bir akıntı (günde 5 ml, bir tatlı kaşığı kadar) normal olarak kabul edilir.
Genel olarak pH asittir.Asit pH’yı vajinada hastalığa neden olmadan yaşayan ve şekeri parçalayarak laktik asit oluşturan, laktobasil denilen bakteriler sağlar. Böylece vajina içerisinde mantar sporları ve diğer bakterilerin çoğalması engellenir. Laktobasillerin şekerden asit yapmaları için yumurtalık hormonları gereklidir.

Estrojen hormonunun azaldığı menapozda vajende şeker ve laktobasiller azalarak enfeksiyona yakalanma oranı artar.Ayrıca başka organların iltihabi hastalıklarının (bademcik, mesane, ortakulak, akciğer vb) tedavisi için kullanılan antibiyotikler laktobasilleri de öldürerek vajinada mantar ve diğer bakteri enfeksiyonlarının oluşmasına yol açabilir.

Vajinal enfeksiyonlar ve bunlara bağlı akıntıların önlenmesi için en ciddi önlem vajendeki laktobasillerin korunmasıdır. Pek çok önlemin temelinde bu yatar. Anormal sayılan akıntılar;

Kesilmiş süt gibi beyaz,
Kanlı
Et suyu gibi
Sarı – yeşil renkli ve iç çamaşırda iz bırakan,
Bol, sarı-gri köpüklü,
Kötü kokulu (özellikle cinsel ilişkiden sonra bozulmuş balık kokusu)
şeklinde sıralanabilir. Akıntıya aşağıdaki yakınmalar da eşlik edebilir.

Kaşıntı
Yanma
Ağrılı ilişki
İdrar yaparken yanma
Sık ve az az idrar yapma
Kızarıklık
Düzensiz kanama veya ilişkiden sonra kanama,
Tanı için jinekolojik muayeneyi takiben, direk akıntıdan alınan örneğin mikroskopik incelemesi,
akıntının boyanarak (Gram vb) mikroskopik incelemesi kültür alınarak mikrobun üretilmesi rahim ağzı sürüntüsü (Paptest, smear ) yapılabilir. Akıntı nedenleri;

Mantar, Trikomonas, Gardnerella,Klamidya vb değişik mikroplarla enfeksiyon
Rahim İçi Alet ile doğum kontrolu,
Kanserler (özellikle kanlı akıntı veya ilişkiden sonra kanama varsa),
Polip,
Küçük kız çocuklarında vajina içinde yabancı cisim,
Rahim ağzının dışa dönük olması(eversiyon ve ektopi)
olabilir. Tedavi nedene yönelik olarak yapılmalıdır. Tanı ve tedavi mutlaka bir doktor tarafından düzenlenmelidir.Ülkemizde sıklıkla “Sadece akıntım var, bir ilaç verebilirmisiniz” diyerek eczaneye gidip ilaç almak, birkaç fitil ve tedaviden sonra doktora gitmek çok yaygın , yanlış bir uygulamadır. Uygun olmayan ilaçlarla daha dirençli enfeksiyonlara neden olmak, bir kanseri ilaçla tedavi etmeye çalışırak erken tanı ve başarıyla tedavi olma şansını kaçırmak mümkündür.

Akıntılarla ilgili en önemli olan konu; normal ve anormal akıntıyı tanımak ve akıntılı hastalıklara neden olabilecek kişisel alışkanlıklar ve hijenik hatalardan kurtulmaktır. Akıntılı ( özellikle enfeksiyonlara) hastalıklara yakalanmamak için;

İlşikiden ve adet kanaması bittikten sonra, vajina içi yıkanmamalıdır (vajinal duş). Eğer bir temizlik yapılacaksa, vajina dış kısmı ılık, duru, temiz suyla yıkanabilir. Yıkama işleminden sonra vajen girişi kurulanmalıdır.
Tuvalette temizlik önden arkaya doğru yapılmalıdır.
Banyo, havuz, sauna ve egzersizden sonra ıslak,terli çamaşır veya mayolar vücutta uzun süre kalmamalıdır.
Havuz, hamam, sauna , küvet ve her gibi ortak kullanılan yerlerin temizliğinden emin olunmalıdır.
Eğer çok eşli bir cinsel yaşam varsa , prezervatif ile korunmalıdır.
İç çamaşırlar doğal (pamuklu , yün) maddelerden üretilmiş olmalıdır.
Vajinal tampon ve pedler sık sık değiştirilmelidir ( en çok 6 saat).
Koku için vajen girişinde deodoran parfüm veya sabunlar (nötral pH ‘lı ve doktor önerisyle alınanlar dışında) kullanılmamalıdır.
Dar pantolon, sıkı iç çamaşırları veya etekler (en azından uzun süreli) kullanılmamalıdır.
Düzenli pap-test yaptırılmalıdır.
Şeker Hastalığı varsa kontrol altında tutulmalıdır. Tatlandırıcı kullanımına bağlı daha sık mantar enfeksiyonları olduğu ifade edilmektedir. Ancak bu sıklıkla, kullanım nedeni olan şeker hastalığına da bağlı olabilir.

Yaz ve tatil aylarında yukarıdaki önerilere uymak zorlaştığından, yazın vajinal akıntılara daha sık rastlanılabilir. Bu nedenle hijyenik kurallara her zaman büyük bir dikkatle uyulmalıdır.

Bir miktar akıntı mutlaka olacaktır. Unutmayın ki vajende hiç ıslaklık olmaması, kuruluk ayrı bir hastalıktır. Yani vajina kuru olamaz. Ülkemizde en çok cinsel ilişki ve adetten sonra kadınlarımızın bir kısmı, kirlendikleri gerekçesiyle “bulaşık çamaşır yıkarcasına” vajinanın içini yıkayarak, burada bulunan koruyucu asiti üreten Laktobasil’leri yok ederek, tekrarlayan mantar ve diğer mikrobik hastalıklara neden olmaktadır.

Hepinize sağlıklı günler diliyoruz.
yazar: Dr Levent Yaşar

20 Ocak 2008 Pazar

Adet Görme

Genç kızlıkta başlayan adet dönemi kırk yaşlarının sonlarında sona erer. Bu olaya menapoz adı verilir. Menapozdan sonra üreme organları bir dizi değişikliğe uğrarlar. Bu değişiklikler yumurtalıkların hormon salgılamasında görülen azalmaya bağlıdır. Dölyatağı daha küçülür, dölyolundaki sırtlar ortadan kalkar, dölyolu duvarları düzleşir. Salgılar daha az asit içermeye başladıkça mikrop kapma tehlikesi de o kadar artar. Çevre dokular gittikçe daha az esnek özellik kazanır. Menapozdan sonra dölyolundan gelen kanamaya tehlikeli gözüyle bakılmalıdır. Olası bir hastalık karşısında doktora gitmek gerekir.
Adet dönemi genel olarak 28 gündür. Ne var ki bu kaba bir ortalamadır ve kadınların adet süreleri büyük ölçüde değişir. Kimi kadının adet süresi 21 günken, kimilerinin 42 gün olabilir. Bundan başka bir kadının her adet dönemi de birbirine uymayabilir.
Dölyatağından dölyoluna akıntı süresi genellikle dört ya da beş gündür. Bu süre içinde kişiden kişiye büyük değişiklikler söz konusudur.
Adet görme; insan dişisini diğer canlı türlerinin dişilerinden ayıran başlıca özelliklerden biridir. Hayvanlar içinde yalnızca maymunlarda bu özellik görülür. Yüzyıllar boyunca adet görme tıbbı ilgilendirmiş ve bu konuda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Eski Yunanlılar “erkek tohumu”nun bir sıvı içinde kadının gövdesine yerleştirildiğini iyi biliyorlardı. Ama bir “dişi tohumu”da gerekliyse, bu nasıl oluyordu? Sonunda tümüyle yanlış bir yargıya, adet dönemindeki sıvının bu dişi tohumu içerdiği yargısına vardılar.

Adet görme birbirinden ayrı iki organın, yumurtalığın ve dölyatağının faaliyetlerine bağlı bir süreçtir. Yumurtalığın başlıca iki görevi ; gebeliği sağlayan yumurtacıkların üretilmesi ile cinsiyet hormonlarının salgılanmasıdır. Yumurtalıkların ürettiği ve adet dönemini denetleyen hormonlar bildiğimiz gibi östrojen ve progesterondur. Bu hormonların gövdenin çeşitli bölümleri üzerinde etkileri vardır. Ancak en büyük etkileri dölyatağının endometrium adı verilen dokusunda görülür.
Ayın farklı zamanlarında bir kadından endometrium parçaları alınırsa aralarında büyük değişiklikler olduğu görülecektir. Adetten hemen sonra dölyatağını kaplayan tabaka ince bir tabakadır. Buna karşılık iki adet dönemi arasında bu doku yeniden kalınlaşır. Adet kanaması sırasındaysa, doku parçalarının tam bir biçimi olmadığı ve kanla karıştığı görülür. Buradan da anlaşıldığına göre dölyatağındaki endometrium dokusu iki adet zamanı arasında bir dizi değişiklik geçirmektedir. Ve zaten tüm değişikliklerin olabilmesi için gerekli olan döneme adet dönemi denmektedir. Adetle birlikte endometrium dokusunun büyük bir bölümü parçalanır, ancak geriye kalan küçük bölüm hızla gelişerek eskisinin yerini alır. Söz konusu hızlı büyüme ve dokunun gelişmesi yüzünden adet döneminin bu bölümüne siyah dendiği de olur. Bu dönem adet süresinin yarısı kadardır. Adet döneminin ikinci yarısında alınan bir ömekte çeşitli salgı bezleri görüldüğünden bu döneme salgısal dönem adı verilir. Adet dönemi salgı döneminin sona ermesiyle birlikte biter. Kan da dölyatağı tabakasından tümüyle ayrılır.
Yumurtalıklar da bir dizi dönemsel değişiklik geçirirler. Yumurtalıkların yüzeyinde çok sayıda ve çeşitli boyutlarda küçük “kistler” vardır. Bunlara yumurtalık bezcikleri denir ve her biri bir yumurtacık (ovum) taşır. Adet döneminin ortasında ötekilerden daha büyük olan bir bezcik büyümeye başlar. Yumurtalığın yüzeyinde yer alan bu bezciğin çapı iki santimetre kadar büyüyebilir. Bezcik , döllenme amacıyla fallop kanalına yumurtacık bırakır. Adet döneminin sonraki aşamasında bezcik beyazımsı sarı renkteki hücrelerle dolar. Renginden dolayı bu oluşuma sarı organ (corpus luteum) adı verilir. Eğer yumurtacık döllenmişse sarı organ gebelik boyunca, doğuma kadar yumurtalıkta kalır. Eğer döllenmemişse ancak on gün kadar yaşayabilir.
Gelişen bezcikler, östrojen salgılarlar. Östrojen de endometriumun gelişip kalınlaşmasına yol açar. Gelişme döneminin sonunda bezcikler koparlar ve yumurtlama olayı gerçekleşir. Eğer döllenmiş yumurta kalınlaşma döneminde endometriumla temas ederse bu bölgeye yerleşmesi olanaksızlaşır. Böyle bir doku, yumurtacığın yerleşmesi için gerekli olan bir dizi değişikliğe uğrayamaz. Bununla birlikte yumurtacık fallop kanalından dölyatağına giderken (bu bir haftayı alır) endometrium sarı organın etkisi altına girer. Bu organ hem progesteron, hem de östrojen üreten bir salgı bezidir. Hormonların böylesine birlikte hareket etmeleri büyüyen endometriumun salgısal döneme geçmesini sağlar. İşte bu ikinci aşamada dölyatağı döllenmiş yumurtayı banndırabilecek özelliğe kavuşur. Döllenmiş yumurta yerleştikten sonra büyük bir olasılıkla sarı organ denilen corpus luteum’a hormonal mesajlar göndermektedir. Bu iletişim corpus luteum’un büyümesine ve daha büyük miktarda hormon salgılamasına yol açmaktadır. Bu mesaj gerçekleşmezse corpus luteum parçalanır. Bu durumda endometriuma hiç bir hormon ulaşmaz ve bu yüzden direnme gücü kaybolur. Böylelikle endometriumun büyük bir bölümü parçalanır. Bu arada adet dönemi akıntısı baş gösterir. Adet döneminin sona ermesiyle birlikte yumurtalıkta bir başka bezcik büyümeye başlar. Östrojen tekrar dölyatağı astarının kalıntılarını etkiler ve bir sonraki adet döneminin gelişme aşaması başlamış olur.
Ergenlik döneminden menopoza kadar tüm üretken yaşamı boyunca bir kadın sürekli olarak bu dönemlerden geçer. Bu dönemler yalnızca gebelik olayıyla birlikte kesilir ve eğer anne çocuğunu emzirirse doğumdan sonra birkaç ay daha adet görülmez. Doğum yapmamış bir kadının tüm cinsel olgunluk süresi boyunca dört yüz dolayında adet gördüğü sanılmaktadır. Bu sürenin uzunluğu kuşkusuz ergenlik yaşına bağlıdır. Ergenlik yaşının sürekli olarak düştüğü de bir başka gerçektir. Yirminci yüzyılda kızlar geçtiğimiz yüzyıla göre birkaç yaş önce adet görmektedirler. Adet dönemindeki ilk akıntının, kızların gebe olabilme yeteneğine kavuştuklan yaşlarda görülmesi koşul değildir. Örneğin ilk birkaç adet görmede yumurtacıkların bezciklerden ayrılmadığı sanılmaktadır. Bir başka deyişle ilk birkaç adette yumurtlama görülmez. Bu yaştaki kızlara cinsel ilişkinin tanındığı kimi toplumlarda, kızların gebe kaldığı çok ender görülmektedir.
Eğer adet görme düzenli biçimde sürüyor ve rahatsızlık vermiyorsa bu olayla ilgili bağnaz tepkiler çok daha az görülür. Ne var ki adetle ilgili düzensizlikler pek yaygın özellikte değildir. Bu düzensizlikler gövdenin başka bölümlerindeki bezlerde görülen düzensizliklere, gövdenin her bir hücresinde yer alan kalıtımsal kromozomlara, doğuştan olan eksikliklere bağlı olabilir. En yaygın düzensizlikler kadınların çoğunda adet dönemlerinde görülen gerilim ve bunalımlarla ilişkilidir. Adet sırasındaki akıntıyla ilgili ağrının da etkisi görülür. Yıllarca süren araştırmalara karşın bilim adamları kadınların adetle ilgili yakınmalarının nedenlerini tam olarak saptayamamışlardır. Adet döneminden önce de çoğu kadında gerilim, sıkıntı, başağrısı gibi rahatsızlıklar olur. Hastalarına düzenli adet görüp görmediğini soran doktorlar genellikle olumlu yanıt alırlar. Kadın da gerçekten düzenli aralıklarla adet gördüğünü sanmaktadır. Ancak gerçekte durum böyle değildir. Böyle bir şeyi öne süren kadın adet günlerini düzenli bir biçimde saptadığında yanıldığını görecektir. Her adet döneminin bir ya da iki gün bile olsa geç ya da erken başladığını görecektir.
Adet döneminin süreleri de kadından kadına değişir. Doğum kontrolündeki tehlikesiz günler yönteminin (”ritm yöntemi”) insanı yanıltmasının bir nedeni de budur.
Günümüzde dölyatağı fizyolojisi üstüne geniş bir bilgiye sahibiz. Bu yüzden adet dönemleri düzensiz, ağrılı ya da hiç gerçekleşmeyen kadınlarla ilgili olarak yapılacak çok şey var. Ama kesin olarak bilinen bir şey varsa o da normal süren adetlerin birden kesilmesinin en önemli nedeninin gebelik olduğudur.
Yumurtacığın döllenmesi ancak yumurtlama döneminde ya da bu döneme yakın bir zamanda cinsel ilişki gerçekleşirse olur. Doğum kontrolündeki tehlikesiz günler yöntemi de bu olaya dayanır. Spermler üreme alanında birkaç gün yaşayacaklarından iki adet arasında kalan üç haftanın birinci ve son haftaları yine de tam emin süreler değildir. Ne var ki pekçok çift bu süreleri emin kabul ederek cinsel birleşmeyi yeğlemektedirler.

Adet Döngüsü 28 Gün

Üreme çağında olan bir kadında ortalama 28 günde bir tekrar eden sürece adet döngüsü (adet görme) adı verilir. Halk arasında en çok aybaşı olmak, adet olmak, adet görmek, regl olmak, menstruasyon kanaması görmek, mens olmak, kanama görmek, peryod ve hastalanmak ifadeleridir. Adet döngüsü veya siklus, son adet tarihinin ilk gününden bir sonraki adet tarihinin ilk gününe kadar geçen zamanı ve bu zaman içinde kadın vücudunda gerçekleşen olayları ifade eder.

Bir adet döngüsü kadında genellikle 28 gün sürmekle birlikte 21 ile 35 gün arası normalin alt ve üst sınırlarıdır. Adet kanaması ortalama 4 gün devam eder ve 1 ile 7 gün arası normalin alt ve üst sınırları olarak kabul edilir. Adet kanaması esnasında 20 ile 80 mililitre arasında miktarda kan kaybedilir. Adet döngüsü ergenlik döneminden, yumurtalıklarda olgunlaşabilecek yumurta hücrelerinin tümüyle tükendiği menopoz dönemine kadar devam eder.