yapısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yapısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2008 Pazartesi

Saç yapısı ve saçların ömrü

Saçlarımızın cinsi bir başkasından ne kadar değişik olursa olsun, saçın yapısı her zaman aynıdır. Kütikül denilen saçın dış yapısı, balık pulları gibi küçük pullardan oluşur ve iç tabakaları korur. Korteks adı verilen orta tabaka ince hücrelerden oluşarak, saça esnekliliğini, dayanıklılığını verir. Bu yüzden de en önemli tabaka budur.

Saç özü denilen en iç tabaka ise saça rengini veren pigmentleri barındırır. Saçın cildin altında kalan kısmı yani saç kökü, saç folikülü diye tanımlanan bir torbacığın içinde olup ve depo görevi gören papil adlı bir yumru tarafından beslenir. Yalnız, saçı kökünden çıkardığımız zaman görülen beyaz noktacık papil değildir. Çünkü papil derinin altında kalarak yeniden saç teli üretir ve onu besler. Bu yüzden cımbızla alınan kıllar bir zaman sonra tekrar çıkar. Saçların beslenmesini, parlamasını ve yumuşak olmasını sağlayan bölüme ise sebum adı verilir. Sebum fazla çalışırsa saç çok yağlanır ve tıkanır; sebum çalışmazsa da saç kurur ve yıpranır.

Saçın Biçimi

Her saç teli saç kökünün yapısına göre, düz, kıvırcık ve dalgalı olarak uzar. Kök düzgünse, saç da kusursuz bir silindir halinde çıkar ve dümdüz olur; oysa kök çarpıksa saç teli kıvırcık, dalgalı, bukleli olarak uzar.

Saç Telinin Sayısı ve Ömrü

Dokusu ne olursa olsun, insanın başında ortalama 90.000 ile 140.000 arasında saç teli bulunur. Saç telleri çok ince olduğu için en çok saç teli sarışınlarda bulunur. Sarışınlardan sonra koyu renk saçlı kişiler gelir. Kızıl saçlıların başında daha az tel bulunur ancak saç telleri kalın olduğundan, kızıl saçlı kişilerin saçları herkesden gürmüş gibi durur.

Bir tek saç telinin ömrü birkaç ayla birkaç yıl arasında değişir. Her telin ise kendine göre bir büyüme ve dinlenme evreleri vardır. Bu yüzden kimi mevsimler saçlarımız çok zor uzayabilmekte. Her gün belirli bir sayıda saç dökülmesi de son derece normaldir.

Ortalama olarak saç ayda 1-3 cm. uzar. Yaşlandıkça saçın uzaması ağırlaşır. Saçlar sıcak havada bir de geceleri daha çabuk uzar. Çoğu zaman, saçlar 25 cm. uzunluğa eriştikten sonra uzama hızı da yarıya iner. Saçları kesmenin bunların uzamasına yardım edeceği iddiası doğru değildir. Saçın kesilmesi sadece kırıkların alındığından, saçın daha canlı, sağlıklı görünmesini sağlar.

16 Şubat 2008 Cumartesi

Bayanlarda Bağışıklık Sistemi Hastalıkları

Bağışıklık sisteminin karmaşık yapısına ve vücutta dalak, timus bezi, kemik iliği ve barsak (Payer’s Patches) gibi çeşitli organ ve dokular arasına dağınık yerleşimine rağmen fonksiyonel olarak tek bir görevi vardır: vücuda giren yabancı organizma ve molekülleri aramak ve yok etmek. Ne var ki, diğer dokuların aksine bağışıklık sisteminin fonksiyonel oluşumu yaşam boyu süreğendir ve normal olarak yeni doğanlarda bağışıklık sistemi son derece yetersizdir. Ancak yaşam boyu karşılaştığımız antijenlere karşı sistemde oluşan antikorlar repertuvarda hafıza hücreleri (Memmory T-cells) sayesinde saklanır ve bağışıklık sistemi olgunlaşır.

Bağışıklık sisteminde kişiye özgün antikor repartuarı her defasında ikinci, yirmi ikinci ve on dördüncü kromozomlarda yerleşik immünoglobin genlerinde yeni bir somatik genetik rekombinasyon (VDj rekombinasyonu) ile oluşur. Yani aslında immün cevabın temelinde yatan mekanizma tamamen genetik bir olaydır. Bu özgün genetik immün cevap bağışıklık sisteminin diğer daha geniş kapsamlı mekanizmalarıyla (opsonizasyon, NK hücreleri [Natural killer cells] ve Makrofajlar gibi) desteklenir.

Genetik anomalilere bağlı gelişen bağışıklık sistemi hastalıklarında patoloji Ağır Kombine İmmünyetmezlik (SCID) hastalığında olduğu gibi dogrudan immün progenitor hücrelerde (kök hücreler) olabileceği gibi temel patoloji yardımcı immün sistem organlarında da olabilir ( örneğin Di George sendromunda timus bezi tutulumuna bağlı T-hücre yoksunluğu gibi).

Bağışıklık sisteminin önemli bir özelliği yabancı antijenlere karşı son derece hassas ve etkin olmanın yanısıra vücudun kendi dokularına karşı bir tepki vermemesidir (self tolerance). Bu yönden ele alındığında bağışıklık sisteminin yetersiz fonksiyonu (yetmezliği) kadar aşırı tepki vermesi de hastalık etkeni olabilmektedir (topluca bu hastalıklara otoimmün hastalıklar diyoruz). Yukarıda bahsedildiği üzere moleküler genetik bazlı immün yetmezlik hastalıkları olduğu gibi, bağışıklık sisteminin aşırı ve uygunsuz tepki vermesiyle oluşan astım, ailevi akdeniz ateşi (FMF) ve Crohn hastalığı gibi otoimmün genetik hastalıklarda görülebilmektedir.